Ana Sayfa

Yarın Evleniyorum

20.07.2008 at 2:06

Eveet, geldik dananın kuyruğunun koptuğu yere. Bu terim ne için kullanılır tam bilmiyorum. Sanırım kurbanda dananın derisi yüzülürken en son kuyruğu kopartlıyor olabilir. Neyse ben işte tam o noktadayım. Yarın dediğime bakmayın aslında bugün yaklaşık 15 saat sonra nikah salonunda “Eveeet” diye bağırıyor olacağım. Muhtemelen o sırada Özlem’de ayağıma basmakla meşgul olacak. Hoş o çok sert bir insan olmadığı için ben ayağıma bastığını farketmeyecek ve ayağıma bastığını reddedeceğim ama olsun o yine de uğraşacak. Hoş heyecandan o bunu düşünebilir mi bilmiyorum.

Geçen gün nikahlarda fotoğraf çeken bir arkadaşımdan birkaç tiyo aldım. Adam haftasonları yaklaşık 20 tane nikah izlediği hatta o nikahların fotoğraflarını çektiği için inanılmaz bir tecrübeye sahip. Bu nedenle söylediği herşey bence altın değerinde. İşte gider ayak bir hizmet daha yaparak bu tavsiyeleri sizlerle paylaşıyorum.

  1. Gelinin ayağına basmaya çalışma
  2. Masanın önü açıksa ayaklarını ileri doğru uzatarak hatta mümkünse ayalarını ileride havada tutarak ayağına basılmasını engelle
  3. Memurun sorduğu sorulara şaka ile cevap verme, düzgün olarak cevapla. Çünkü memurlar günde 9-10 nikah kıydıkları için artık çok sıkılıyorlarmış
  4. Sakın ama sakın kabul ediyor musun sorusuna şaka olarak “hayır” olarak cevap verme. Çünkü memurun o anda kalkıp gitme hakkı var.
  5. Evlilik cüzdanına sakın atlama, geline verilmesini söyle
  6. Evet derken canlı ve içten olmaya çalış, gerekiyorsa bunun provasını yap.

Ben yarın bu tavsiyelere uymaya çalışacağım ama heyecandan ne yapacağımı bilmiyorum. Akşam arkadaşlarla dolaşırken biraz evet deme provası yaptık. Ben kendimce birkaç yöntem geliştirdim ama sanırım bunlardan birini uygularsam nikahı zehir edebileceğim için uygulamaya cesaret edemeyeceğim.

Evet demek için geliştirdiğim birinci yöntem evet derken amerikalıların yaptığı gibi baş parmağımı yukarı gösterecek şekilde yumruğumu sıkarak olumlu bir hava oluşturmak. Böylece evet gerken elimle bu hareketi yapacak ve gülümsüyerek kaşlarımı da kaldıracak ve bir süre fotoğraf için poz verebilirim.

İkinci yöntem operat bir sesle eveeet diye melodik bir şekilde bağırabilirim.

Üçüncü yöntem, benim en çok beğendiğim bir yöntemdir, derin bir nefer alıp uzun uzun eveeeeeeeeeet diye bağırmak hatta nefesim bittiği yerde çaktırmadan nefer alarak yaklaşık yarım saat eeeee harfini uzatabilirim. Bu durumda muhtemelen nikah memuru nikahı iptal edecektir ama ben bunun üzerine dava açabilirim. Çünkü henüz kararımı vermeden memur nikahı iptal etti diyebilirim. Bu durumda memur benim acele ettirip baskı altında karar vermeme sebep olduğu için memuru dava edebilirim. Mahkemedeki savunmamı düşünüyorum da muhtemelen hakime “tam evet diyorduk ki memur bey nikahı iptal etti. ben kararımı açıklıyamadım. Çok madurum, şikayetçiyim.” derim.

Dördüncü yöntem, sanırım benim uygulayacağım da bu yöntem olacak, derin bir nefes alıp önce Özlem’e bakıp daha sonra da izleyenlere bakıp güçlü bir evet demek olacak. Ben Özlem’e bakmanın çok ince bir ayrıntı olduğunu düşünüyorum. Umarım o da bana bakarak cevabını verir.

Nikah için düşüncelerim dışında son günlerin nasıl geçtiğinden bahsetmek istiyorum. Valla son günler genelde davetli listesini hazırlamakla geçti. Son hafta gelemeyeceklerin sayısı birden arttı. Onların yerine çağırdığım kişilerden gelenler oldu ama yine de bizim düşündüğümüz rakamın altında kaldık. Son bir çalışma ile sayıya çok yaklaştık. Bu gün öğlen davetli listesini askeriyeye gönderdik. Tam listeyi göndermeden önce bir kişi mail attı ve gelmek istedi listeye ekledim. Listeyi gönderdikten yaklaşık 4 saat sonra başka biri da gelmek istedi. Onu da çağırdım ve yarın listeye ekleyecem. Listeyi gönderdikten 9 saat sonra başka biri daha yanında bir misafir getirmek istediğini söyledi ona da tamam dedim.

Düğünden sonra balayına gidileceği için balayına götürülecek valizin de önceden hazırlanması gerekiyordu. Ben normalde tatile gitmeden 1-2 saat önce çantamı hazırlarım. Genelde fazla fazla şeyler götürdüğüm için ve hep aynı şeyleri giydiğim için çok sorun olmaz. Ama aynı şeyi Özlem’e teklif edince farklı bir tepkiyle karşılaştım. Tamam o çantasını erkenden hazırlasın sorun değil ama onun valizleri de bende olunca sorun oldu. Benim de yapmam gereken alışverişler olduğu için Özlem’e valizleri yeterince erken ulaştıramadım. Özlem sakinleştirici mi almıştır bilmiyorum ama düğün arifesinde bu gereksiz konu kavgasız olarak halloldu.

Son haftaya bırakılan bir konu da nikah şekerleriydi. Çok güzel satıcı olan bayan tatile giderken bizim siparişleri yerine bakan kişiye bildirmeyi unuttuğu için bizim siparişleri vermeleri gereken zamanda yetiştiremediler. Allahtan Özlem şekerleri epey bir erken zamanda istemişti de sorunu düzeltecek zamanımız oldu. Hoş biz kadına 1 hafta süre vermiştik, kadın pazartesi günü şekerleri teslim edecekti. Ama o gün şekerlerin unutulduğu anlaşıktığında kadın salı günü bizi arayarak “şekerleriniz hazırdı ama arkadaşlar şekerler taze olsun diye bir teslimatı çarşamba veya perşembe yapalım tamam mı?” dediler. Bariz yalan söylüyorlar ama yapacak birşey yok. Sanırım kadın çok mahçup olmuş olsa gerek şekerleri çarşamba akşamı Özlem’lerin evine bırakmış.

Dün akşam (Cuma) kına yaptık. Kına adetlerimiz de şu şekildeymiş. Kınayı erkek tarafı kızın evinde veya kızın evine yakın bir yerde yapıyor. Normalde davetlilerin yemeklerini de erkek tarafı karşılıyor ama bizimkinde içecek ve yemekleri kız tarafı yaptı. Aslında kınada sadece çerez yenirmiş. Yemek adeti yokmuş ama bence yemekli daha güzel oluyor. Biz daha önceden kınalarımızı ve çerez poşetlerimizi almıştık. Haftaiçi de 5 kilo kavrulmuş çerez aldık. Daha sonra o çerezleri ağzı çıtçıtlı poşetlere koyduk. Daha sonra o poşetleri plastik kaplara koyduk. En son o kapları da ağızları iple kapatılan hazır dantel bohçalara koyduk. 5 kilodan yaklaşık 50 tane böyle bohça yapılabiliyor. Yani tanesi 95 gram falan. Özlem’e bir bindallı almıştık. Kına eldiveni ve kafasına bir tül de bulundu. Genelde kına elbiseleri kuşaktan kuşağa aktarılırmış. Eldiven ve Tül de zaten başkasından geldi.

Kınada oynama merasimi sonrasında ortaya 2 tane tabure kondu. Gelin ve Damat ortaya oturuyor ve çevresinde genç kızlar ellerinde mumla dönüyorlar. Bu sırada gelinin ağlaması gerekiyormuş. Ben kız alan taraf olduğum için oynayabiliyorum :) Neyse bundan sonra kıza kına yakma sırası geliyor. Saf gelin elini açarken yanındakiler elini kapat sakın açma diyor. Ondan sonra da çevreye gelin elini açmıyoooooor diye bağırıyorlar. O anda erkek tarafından biri veya damat gelini bir altınla kandırıyorlar gelin elini açtığında eline kınayı döküveriyorlar. Aynı süreci benim için de yapmak istediler. Ben arsız gözükmemek için elimi açtım ama bu sefer bizimkiler şöyle yap böyle yap diye üzerime gelince ben de altın arsızı gibi elimi kapatarak bir ufak altın için elime kına yaktırmak zorunda kaldım. Yeni annem altın mı öpücük mü dediğinde öpücüğü tercih etmiştim ama altını da götürdüm :)

Erkekler kına sırasında genelde dışarıda muhabbet ediyorlar. “Son günlerin”, “Emin misin”, “Bekarlığa veda partin ne zaman” gibi espirilere mazur kalsam da “ehi eki” diye hepsini geçiştirdim. Çünkü bence bu sorulara verilebilecek doğru bir cevap yok.Geçiştirmek en güzeli :)

Belki daha yazacak çok şey var ama sanırım şu nokta artık heyecanlanmam ve geleceğe dönük hayaller kurmak için güzel bir zaman. Şirketteki Ahmet abinin bir sözü çok etkiledi beni. Bir insanın evlendiği gece dilediği herşey gerçek olurmuş. Bu şansınızı içki içip harcamayın ki duanız kabul olsun demişti. Düşünüyorum da dileyeceğim tek şey mutlu ve uzun bir evlilik olur herhalde. Umarım Ahmet Abinin dediği doğrudur çünkü bir kadeh bile içmeden onca heyecanın altından kalkabilir miyim bilmiyorum.

13,5 saat sonra hayatımda bazı şeyler bitip bazı başka şeyler başlayacak. Bu gece son kez Levoyla caddeye kadar yürüdük, çay içtik ve geri yürüdük. Kimbilir bir daha ne zaman akşam Levo ve Ozan’la çay içip saçma saçma konular üzerine muhabbet edeceğiz bilmiyorum. Muhtemelen birbirimizi dinleyip yorum yapacağımız kişileri arayacağız ama evli olmanın da güzel yanları da vardır diye düşünüyorum. Şu anda hayatımın bundan sonraki kısmında beni bırakmayacak birinin olması fikri hem güzel hem de korkutucu gelse de ben 13,5 saat sonra tüm gücümle “Eveeet” diye bağırmaktan muhtemelen mutlu olacağım. Her ne kadar yorgun da olsam pazartesi sabahı uyandığımda sevdiğim kızın yanımda olması da mutluluk verecek. Bundan sonra her yatağa yattığımda birinin sıcaklığını duymak da hoş bir duygu olsa gerek.

Allahım sen bize uzun ve mutlu bir evlilik nasip et.

Amin



1 Bu konuda bir daha yazma2 Saçmalamışsın3 Kötü bir yazı4 Gereksiz bir yazı5 Ne iyi ne kötü6 İyi olmuş ama eksik yönleri var7 Güzel aslında ama tuzu mu az olmuş8 Güzel bir yazı olmuş9 Duygularıma tercuman olmuşsun10 Süper bir yazı olmuş (8 oy kullanıldı, ortalama: 8.88 / 10)
Loading ... Loading ...

Evlenmeye 10 kala

11.07.2008 at 0:20

16 gün kala yazdığım stress dolu yazıdan buyana tamı tamına 6 gün geçti. Ben bu 6 gün içinde nikah şekeri aldım, damatlık aldım, buzdolabını fişe taktım, buzdolabının içine düğünden ve balayından sonra eve geldiğimizde yiyebileceğimiz şeyler aldım, 2-3 tane elbisemi yeni evime götürdüm, yeni halamın evimize aldığı ve yeni annemin evimize yerleştirdiği halıyı gördüm. Birkaç kişiye daha davetiye verdim, amcamları aradım, nikah sonrasındaki düğünümsü şey için ödeme yaptım, aslında düğün olan ama yer sorunundan dolayı insanlara yemek olarak lanse ettiğimiz şeyde çıkması için oryantal ayarladım, o şeyin girişinde misafirleri karşılaması için bir keman bir de yan fülütçü ayarladım, kemanla karşılanan konukların oryantali görünce beni kro bulmalarından çekindim, ödeme yaptığımı söylemiş miydim :). Valla herşey şimdilik güzel gidiyor. Yer konusunda insanlardan bilgi almaya çalışıyorum ama başından beri tahmin ettiğim gibi herkes gelip gelmeyeceğini söylemek için son günü bekliyor.

Neyse, nikah şekerleri için geçen cumartesi eminönüne gittik. Orada önce bazı tanıdık dükkanları sonra da civardaki nikah şekeri yapan dükkanları dolaştık. Nerdeyse hepsinde çok benzer şeyler vardı. Fiyat olarak Bakırköydeki dükkanlardan ortalama %50-70 arası daha ucuzlar. En sonunda bir pasajda ürününü satmasını çok iyi bilen bir bayandan çiçek şeklinde ve oldukça büyük olan nikah şekerlerinden aldık. Cidden çok büyükler ve çok güzel duruyorlar. Bakırköyde beğenmeyeceğiniz şeyler 2-4 YTL arasında satılırken bu koskoca şeyler 1 YTL civarıydı. Sıkı bir pazarlıkla 400 tane sipariş verdik. Pazartesi teslim edecekler.

Ardından kına için araştırmaya başladık. Bu bindallı denilen köylü kıyafetlerinden bakıyorduk. Önceleri şöyle mi olsun böyle mi olsun diye hiçbirini beğenmedik. Daha sonra yorulmaya başlayınca hepsi bir anda güzel gelmeye başladı. Sonunda ben içimden 100-150 YTL arasıdır diye düşünürken çok da güzel bir bindallının sadece 30 YTL olduğunu öğrendik. Bir anda gözümden düştü tabi. Ama sadece yarım saat giyilecek birşey için daha fazla düşünmeye değmez diyerek o bindallıyı aldık. Şaka bir yana cidden beğendim.

Aynı gün şişhaneden lamba bile baktık ama kendimizde lamba alacak gücü bulamadığımız için lamba işini daha sonraya bırakmaya karar verdik. Bilgi olsun diye söylüyorum, modern lambalar peşin para verirseniz 100-150 YTL arası. Biraz daha rüküş şeylere yönelirseniz 1.000-1.500 YTL gibi rakamlarla karşılaşıyorsunuz ama korkmayın peşin para verirseniz %50 indirim yapıyorlar :) Hoş 750 de az para değil. 5 oryantal yapar :)

2 gün önce de damatlık işine el attım. Önceleri uff çok pahalıdır ne gerek var damatlığa diye düşünüyordum. Var olan takım elbiselerden birini giyerim olur biter diyordum. Sanırım 4 gün önce düğün salonuna seçtiğimiz yemeği söylemeye gitmiştik. Orada aynen benim gibi düşünen bir damat görünce anladım ki damadın düğüne gelen normal takım elbiseli kişilerden farklı olması gerekiyormuş. Yoksa şıkır şıkır bir gelinin yanında sıradan bir adam gibi duruyor. Bu kararın hemen ardından bu damatlık dedikleri ne ola ki diye araştırmaya başladım. Araştırmam çok kısa sürdü. Çünkü gördüm ki bizim memlekette damatlık denilince sadece yelek fülar ve ata yaka gömlek anlaşılıyor. Bir de normal takım elbisenin yakalarına saten çekmek. Bildiğim tüm mağazaları gezerek yelek fularlara baktım. Bu meretler 14 TRL ile 150 YTL arasında değişen fiyatlarla satılan kutulu şeyler. İçinde bir yelek, bir mendil ve kayserili iş adamı kravatı gibi bir fular bulunuyor. Kayserililer alınmasın eski Türk filmlerinde hep böyle lanse ediliyordu o açıdan öyle dedim. :)

Ertesi günü Özlem’le tek tek hepsini yeniden dolaşarak bir tane yelek fular’a karar verdik. Daha sonra başka bir yerden de güzel bir ata yaka gömlek aldık. Gömlek aldığımız yerdeki kızın ısrarlarına dayanamayarak parlak şıkır şıkır bir takım elbise de denedik ve gariptir çok hoşuma gitti. Kız bir de kol düğmesi verdi mest oldum. İnsan kendini böyle şıkır şıkır bir şekilde aynada görünce hemen damat moduna giriyor. Şimdi paçaları yapılıyor bakalım yarın akşam alınca da yanı şekilde sevgi duyabilecek miyim parlak takımıma. Ortalama 300-350 YTL’ye damatlık işini de halletmiş oldum.

Bugün de düğün salonuna gidip ne yemek istediğimizi, sandalyeleri nasıl istediğimizi, nasıl bir müzik istediğimizi falan söyledik. Tüm isteklerimiz bitmişti ki, fazladan ne alabiliriz diye düşünürken acaba masaya özel peçetelerden mi alsak dedik. Peçetelerin bize maliyeti 180 YTL gibi birşey tutacaktı. Bunun yerine oryantal alırız en azından 20 dk o oynarken biz oturabiliriz diye düşündüm(k) Ya aslında ben oryantal istiyordum. Sonuçta geyik olur :) Neyse şirkette peçete yerine oryantal aldık diyince şöyle yorumlar oldu

- Bu oryantallere hakarettir
- Oha ordu evinde oryantal olur mu?
- Dansözler bu kadar ucuz mu?
- Ellerimizi oryantale silebilir miyiz? :) ( Bu son soru stajerden geldi :) )

Tabiki oryantallere saygımız sonsuz. Sonuçta onlar da işlerini yapıyorlar.

Sonuç olarak geriye 10 gün kaldı ve yapılacak çok bir iş kalmadı. Bir iki ödeme daha yaptıktan sonra sanırım bu badireyi de kazasız belasız atlatmış olacağız. Para mevzuuunu çok dert etmiş gibi görülebilirim ama etmedim. Cidden çoğu şey benim beklediğimden da kolay oldu. Hani derler ya nikahta keramet vardır diye. Cidden bir şekilde işler halloluyor. Umarım bu şekilde devam eder. Şu anda benimle aynı durumda olanlar varsa veya biz evlendikten çok sonraları bu satırları okuyan ve evlilik hazırlıkları yapan birileri varsa size sesleniyorum. Rahat olun. Olay sizde bitiyor. Eğer siz evlenmek için bir yola çıktıysanız ve gerçekten birbirinizi seviyorsanız nikahdı, düğündü çok da tıııın. Eğer bu işler eğlenceden çok eziyet haline geliyorsa, hatta stres dayanılmaz hale geldiyse bence bir defa daha düşünün. Eğer eğleniyorsanız zaten sorun yok.

Bir de parayı ne kadar dert ederseniz o kadar çok çalışmayı göze almalısınız. Mesela nikah şekerim ucuz olsun dersen ya çok aramalısın ya da oturup kendin yapmalısın. Ama şunu da unutmayın her kendi yaptığınız şeyin de ucuz olması gerekir diye bir kural yok. Bakınız bizim davetiyeler.



1 Bu konuda bir daha yazma2 Saçmalamışsın3 Kötü bir yazı4 Gereksiz bir yazı5 Ne iyi ne kötü6 İyi olmuş ama eksik yönleri var7 Güzel aslında ama tuzu mu az olmuş8 Güzel bir yazı olmuş9 Duygularıma tercuman olmuşsun10 Süper bir yazı olmuş (3 oy kullanıldı, ortalama: 7 / 10)
Loading ... Loading ...

Evlenmek

04.07.2008 at 3:11

Perşembe akşamı gecenin saat 2:25′inde bir insan romantik şarkılar dinliyorsa, hele bu kişi bir programcıysa ve önünde 3 tane monitör varsa bence o kişi evleniyordur. Hem de nikah’ına 20 günden az kalmıştır.

İşte ben o kişiyim. Normalde rahat biriyimdir ama ben bile şu son günlerde heyecan yaptım. Yorucu bir dönem ama garip bir şekilde insan bu koşuşturmadan zevk alıyor. Hoş Özlem olayın daha çok stres, tedirginlik kısımlarını yaşıyor ben eğlenmeye çalışıyorum. Aslında ben bundan 4-5 ay önce çalışırken eğleneceğim, zevk alacağım bir iş yapmaya karar vermiştim. Sanırım bundan sonra da bu kararımı devam ettirmeye çalışacağım. Yani yaptım işten zevk almıyorsam ve işimi yaparken eğlenmiyorsam durup biraz daha düşüneceğim. Olaya tam tersinden bakarsak eğlenerek yaptığım işler diğerlerinden daha güzel oluyor ve üzerlerinde daha çok kafa yoruyorum. Onun için eğlenmek önemli. Ya yaptığın işte eğlenmesini bileceksin ya da eğlenebileceğin bir iş yapmalısın.

Evlilik mevzuuna gelirsek 20 Temmuz 2008′de Saat 15:30′dan yaklaşık 15 dk sonra evli bir kişi olacam. Sonra yine koşuşturmam bitmeyecek yemekti, fotoğraftı, eğlenceydi diye koşturacağım. Ertesi gün evli bir erkek olarak karımla uyanıp uçağa bineceğiz. Tatilimizi yapıp, evimize döneceğiz. Bundan sonrasında da umarım eğlenceli bir hayatımız olur.

Bugün düğüne 17 gün kalmışken ancak davetiyeleri basabildik. Aslında daha öncesinde de basabilirdik ama biz kendi dizayn ettiğimiz birşey basalım dedik. Ben Özlem’e evlenme teklif ettiğim sırada aldığım pastanın üzerindeki gelin ve damat’ı kullarak bir davetiye dizayn ettim.(Ben ettim derken şirketteki grafikerimiz Emel yaptı.) Özlem’in de hoşuna gidince bir cesaretle o davetiyeyi basmaya karar verdik. Sonra da işler uzamasın diye matbaa yerine ozalitçilerde renkli printer ile kalın kağıda basmaya karar verdik. O andan itibaren print edilen her renkli resimin farklı renkte çıkabileceğini gördüm. Hatta öyle ki aynı sayfada üstteki resim koyu ortadaki açık alttaki biraz kırmızıya kaçar gibi olabiliyor. Makine nasıl beceriyor bilmiyorum ama yapıyor.

Ama sonuçta Beşiktaş’ta TeknikServis isimli bir yerde içimize sinen bir davetiye elde edebildik. Maliyet olarak normal davetiyeden sanırım %15 daha pahalıya geldi. Ama sonuçta bizim içimize sindi.

Valla evlenmenin benim için en zor taraflarından biri de kimi nikaha, kimi yemeğe çağıracama, nasıl çağıracama karar vermek oldu. Valla yer olsa herkesi yemeğe çağırmak isterdim ama yer kısıtlı olunca özellikle gelmesini istediğiniz kişileri bile “o gelirse şunu da çağırmak lazım” diyerek çağıramadım. Bakalım yeri arttırıp belki biraz daha fazla kişi çağırabilirim.

2 sene önce bir arkadaş evlenirken, evlenmek yerine bir araba alınabilir demişti. Şimdi anladım ki güzel bir araba alınabilirmiş. Bu satırları okurken Özlem’in neler düşüneceğini bildiğim için gayet içim rahat olarak evlendiğime “şimdilik” memnunum diyorum. Araba dediğin nedir ki. Bende motor var :) Motorum olmasa belki biraz daha düşünürdüm :)

Aslında bu aralar motorum olduğuna çok daha seviniyorum. Çünkü öğlen çıkıyorum zırt diye Beşiktaştayım, oradan çıkıyorum şirkete geliyorum. Özellikle öğlenleri trafik az olduğu saatlerde zırt diye bir yerden bir yere gidebiliyorum. Son zamanlarda motorda bir kaza yaparım da düğünde bir sorun çıkar diye tırsıyorum ama dayanamıyorum. Ama sürekli “sakin sakin” diye kendi kendime telkinde bulunuyorum.

Böyle zamanın az olduğu zamanlarda insan uyumak istemiyor. Sanki uyursa zaman daha çabuk geçecek ve geç kalacak gibi geliyor halbüsü insan uyuduğu zaman erkenden kalkıyor ve gün bitmek bilmiyor. Sanki uyanık kalınca insan iş yapabiliyor. İşte anca böyle blog yazıyor.

Bir damatlık almam gerekiyor. İnternetten biraz araştırma yaptım. Amcalar hep sakallı falan giymişler damatlıklarını. Benim bildiğim damat traşı diye birşey vardır. Berber sizi cillop gibi yapar. Ama bu amcalar bariz 3-4 günlük sakalla gitmişler düğüne. Ayrıca baktım ki damatlar simsiyah ceket, gömlek, yelek ve pantalon gibi şeyler gitmişler. Hatta abartmış siyah kravat takmış. Yas tutar gibi. Takım olarak ben de siyah seviyorum ama en azından beyaz gömlek giyerim herhalde. Çemçik yakalılardan. Abzurt bir de kravat takmam lazım herhalde. Papyon’a dayanabileceğimi sanmıyorum. Bir de papyonla çekilmiş resimlere ömür boyu bakmak var. Yok hocam kravat iyidir. Efendi gibi…

Vucudum dirense de mantığım yatmam gerektiğini söylüyor. 1 gün daha bitti kaldı 16 gün. Hepi topu 2 haftasonu. Ki bu haftasonlarının bir tanesinde de eğitim varmış. Önemli de bir eğitim. Hmm acaba haftasonu eğitim olduğu için haftaiçi izin alabilir miyim?

Stress sTreSS STress

“sakin sakin sakin sakin”

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 onaltııııı

lamba, damatlık, gelinlik, buket, şeker, magnet, yemek, nikah, fotoğraf, gelin arabası, süs, çocuk, zarf, bozuk para, ayağa bas, balayı, transfer ücreti, davetiye, müzik, izin, kına, imam, imam düğünü, risotto üstü az kuru, nohutlu risotto, iç risotto, risotto üstü döner. Et döner, tavuk döner, gün gelir hesap döner.

10
<— işte burası kaldı yani 10altı :)



1 Bu konuda bir daha yazma2 Saçmalamışsın3 Kötü bir yazı4 Gereksiz bir yazı5 Ne iyi ne kötü6 İyi olmuş ama eksik yönleri var7 Güzel aslında ama tuzu mu az olmuş8 Güzel bir yazı olmuş9 Duygularıma tercuman olmuşsun10 Süper bir yazı olmuş (2 oy kullanıldı, ortalama: 5.5 / 10)
Loading ... Loading ...

Kredi Kartı ile yapılan alışverişlerde Tüketicinin Korunması

16.06.2008 at 20:15

Eskiden ufak da olsa internet üzerinden satış yapan sitelere karşı bir güvenim vardı. Çünkü zaten sanal pos almak zordu ve ikincisi Visa ve Mastercard gibi kurumların internet dolandırıcılığını önlemek için tedbirler aldığını sanıyordum. Ama son zamanlar gerek altivi olsun gerek de shobbo gibi sitelerden alışveriş yapanların ürünlerini alamadıklarını buna rağmen bu siteler hakkında hukuki süreçte yanlız kaldıklarını gördüm. Bazı avukat arkadaşların çabalarıyla 5-6 kişilik toplu davalar açılabiliyor ama mantıklı olarak düşününce bu işin aslında kredi kartını kullandığımız bankalar tarafından yürütülmesi gerekir.

Mesela biri benim kredi kartımdan izinsiz olarak para çektiğinde hemen bankaya başvurmayacak mıyız? Eee bunun da diğerinden bir farkı yok ki. Adam bizim kredi kartımızdan para çekmiş. Ben izin almadan yaptığını iddia ediyorum. Bunu kanıtlamak alışveriş yapılan kurum ile bankaya ait. Bankalar para alma konusunda hertürlü cambazlığı yaparken, tüketiciği koruma konusunda “Bu alıcı ile satıcı arasında bir işlemdir bizi ilgilendirmez” diyerek aradan çekiliyorlar. Halbuki parayı benden alan da, satıcıya veren de, hatta verirken komisyon alan da banka.

Neyse internette dolanırken bir hukuk sitesinde kredi kartları ile ilgili bir makaleye rastladım. Makale 2007 ocak ayında yazılımış. Sanırım içindeki hükümler halen geçerlidir. Kendimce önemli gördüğüm yerleri koyu ile yazacağım. Tüm metni okumak istemeyenler de bir fikir sahibi olabilir.

Avukat arkadaşlar varsa ve bu yazı ile internet üzerinden alışverişlerde bu kanunların kullanılması hakkında yorum yapan olursa da ayrıca seviniriz herhalde.

İşte bahsi geçen yazı şu: bu da linki.

V.Kart Çıkaran Kuruluş ve Kart Hamili Arasında Çıkan Uyuşmazlıklarda İspat Yükü
BKKKK’nda kart çıkaran kuruluşa, kart hamilini koruyucu, bir yükümlülük yüklenmiştir. Buna göre; kart hamilleri ile kart çıkaran kuruluşlar arasındaki işlemler nedeniyle oluşabilecek uyuşmazlıklarda, ihtilaf konusu işlemin hatasız bir şekilde kaydedildiği, hesaba intikal ettirildiği ve herhangi bir arıza veya teknik yetersizlik halinin olmadığına dair ispat yükü, BKKKK madde 32, fıkra 2 ile, kart çıkaran kuruluşa yüklenmiştir.
Kart hamilinin, kart çıkaran kuruluşlar arasındaki işlem nedeniyle herhangi bir iddiası bulunduğunda, bunun aksini ispat kart çıkaran kuruluşa düşmektedir.
Bu başlık altında son olarak değineceğimiz husus ayıplı mal ve ayıplı hizmet karşısında tüketicinin korunmasıdır.
VI. Ayıp Karşısında Sorumluluk
TKHK md. 4 ve md. 4/A’da ayıplı mal veya ayıplı hizmet karşısında tüketicinin korunmasına dair düzenlemeler bulunmaktadır. Her iki maddenin de üçüncü fıkralarını konumuzla ilişkileri çerçevesinde inceleyeceğiz.
TKHK’un bu düzenlemelerine göre (md. 4/4/A); ayıplı mal durumunda imalatçı, üretici de dahil olmak üzere, ayıplı mal ve hizmet karşısında satıcı, bayi, acenta, ithalatçı ve 10’uncu maddenin beşinci fıkrasına göre kredi veren ayıplı mal ve hizmetler ve tüketicinin bu maddede yer alan seçimlik haklarından dolayı müteselsilen sorumludurlar. Mal ve hizmetin ayıplı olduğunu bilmemeleri sorumluluğu ortadan kaldırmaz.
TKHK’nun 10.’uncu maddesinin beşinci fıkrasında; “kredi verenin tüketici kredisini belirli marka bir mal veya hizmet satın alması ya da belirli bir satıcı veya sağlayıcı ile yapılacak satış sözleşmesi şartı ile vermesi durumunda (bağlı kredi) satılan malın veya hizmetin hiç ya da zamanında, teslim veya ifa edilememesi halinde kredi veren tüketiciye karşı satıcı veya sağlayıcı ile birlikte müteselsilen sorumlu olmaktadır.” denmektedir.
Bu maddelerde kısaca malın üretiminden ve hizmetin en başından başlayarak tüketiciye ulaştırılmasına kadar geçen aşamalarda mala ve hizmete aracılık eden herkes bu hükümlerle tüketiciye karşı sorumlu tutulmuştur . Bu düzenlemelerin tüketici yararına olduğu aşikardır. Burada kredi veren kuruluşun sorumluluğu ilk derecede ve diğerleriyle eşit düzeydedir.
Tüketicinin, satıcının teslim ettiği malın veya sağladığı hizmetin ayıplı olması durumunda seçimlik hakları mevcuttur. Bu seçimlik haklar TKHK madde 4, fıkra 2’de belirtilmiştir. Bunlar; bedelin iade edilmesiyle sözleşmeden dönme, malın ayıpsız misliyle değiştirilmesini isteme, ayıp oranında bedel indirimi isteme, ücretsiz onarım isteme haklarıdır.
Tüketici bu haklardan birini kredi veren kuruma ve diğer müteselsil borçlulara karşı ileri sürebilir. Bu haklardan birinin kredi verene karşı ileri sürülmesi durumunda, kredi verenin ayıplı mal ve hizmetin neden olduğu her türlü zararı nakdi tazminat yükümlülüğü vardır.
Bu maddelerin kredi kartıyla alınan mal ve hizmetlere uygulanma durumuna da değinelim.
TKHK madde 10, fıkra 5, bağlı kredilere uygulanmaktadır. Bu durumda kredi kartının bağlı kredi niteliğine değinmekte yarar görüyoruz.
Bağlı kredinin oluşması için; satışa sunulan ve tedarik edilen mal ve hizmet ile kredi veren tarafından verilen kredi arasında ekonomik bir birlik bulunması ve verilen kredinin bu malın satış bedelini karşılamak için verilmiş olması gerekir .
Kredi kartı uygulamasında, kart çıkaran kuruluş, kart hamiline vereceği kredi kartını sadece anlaşmalı üye işyerlerinde kullanılması halinde nakit ödemeksizin alış veriş yapma olanağı sağlayacağını taahhüt etmektedir.
Kredi kartı vasıtasıyla tüketici kredisi kullanılması durumunda kart çıkaran kuruluş, kart hamiline üye işyerlerinde kullanılmak üzere kredi açmış olacaktır. Böylece üye işyeri tarafından satılan mal ve sağlanan hizmet ile kart çıkaran kuruluş tarafından kart hamiline kullandırılan kredi arasında bağlı kredi unsurları açısından, ekonomik birlik bulunması koşulu oluşmaktadır .
Bu anlattıklarımız bağlamında kredi kartı kullanımı durumunda da bağlı kredi oluştuğunu söyleyebiliriz. Bunun sonucunda da TKHK madde 10 fıkra 5 ve TKHK madde 4 fıkra 3, madde 4/A fıkra 3 kredi kartlarına da uygulanır.
Kanaatimizce, bu şekilde, kredi veren kuruluşun ayıp karşısında diğerleriyle birlikte müteselsil sorumluluğunun kabul edilmesi, kart çıkan kuruluşu üye işyerini seçmede daha özenli davranmaya yöneltebilecektir . Ancak kredi veren kuruluşlar satın alınan belirli mal veya hizmet konusunda uzman olamayacaklarından , bunların ayıp karşısında birinci derecede ve müteselsil sorumlu tutulmalarının ne kadar uygun bir düzenleme olduğu tartışılır.
B. Maddi Olmayan Kullanım
Tüketici ile satıcı yüzyüze gelmeden, tüketicinin mal hakkında, sadece satıcının iletişim araçlarının olanaklarından yararlanarak verdiği bilgilere dayanarak yapılan sözleşmelerde tüketicinin korunması gerekmektedir. Bu korumayı mesafeli sözleşmeler başlıklı TKHK madde 9/A ve Mesafeli Sözleşmeler Uygulama Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik sağlamaktadır.
Mesafeli sözleşmenin tanımı TKHK madde 9/A, fıkra 1’de yapılmaktadır. Buna göre; mesafeli sözleşmeler; yazılı, görsel, telefon ve elektronik ortamda veya diğer iletişim araçları kullanarak ve tüketicilerle karşı karşıya gelinmeksizin yapılan ve malın veya hizmetin tüketiciye anında veya sonradan teslimi veya ifası kararlaştırılan sözleşmelerdir.
TKHK’daki tanımdan da anlaşılacağı üzere mesafeli satışların ayırt edici özelliği tarafların karşı karşıya gelmeksizin, iletişim araçları vasıtasıyla sözleşme yapmalarıdır . Aynı tanım MSY madde 3’te de yer almaktadır.
Mesafeli sözleşme kapsamına, katalogdan, gazete, dergi, ilanlarından ve diğer yazılı iletişim araçlarından seçme yoluyla yapılan satışlar, telefonla yapılan satışlar, teleshopping, internet aracılığıyla yapılan satışlar girmektedir.
Mesafeli sözleşmelerde, sözleşme tarafları yüzyüze gelmeden kurulduğundan ödeme yapılması hususu zorluk arzetmektedir. Bedelin malın teslimi veya hizmetin ifası sırasında ödenmesi bir seçenek olmakla birlikte bu seçenek satıcı ve hizmet sunan bakımından tercih edilen bir yol değildir. Bu nedenle genellikle kredi kartı kullanımı aracılığıyla ödemenin gerçekleştirilmesi yoluna gidilmektedir .
Bu hususta BKKKK’nda daha önceki başlıklarda da değindiğimiz üzere bir düzenleme bulunmaktadır. Konunun 20. maddesi imza gerektirmeyen işlemler başlığı altında, kredi kartının işlemin niteliği nedeniyle, harcama ve alacak belgesi düzenleme imkanı olmayan hallerde, hamil tarafından çeşitli iletişim araçları ile kart numarası bildirilmek veya imza yerine geçen kod numarası, şifre ya da kimliği belirleyici benzeri başka bir yöntemle işlem yapılmak suretiyle kullanılabileceğini belirtmiştir.
Ancak kredi kartı maddi olan/olmayan kullanımlarda, özellikle haksız kullanım durumlarında tüketiciler bakımından büyük sakıncalar doğurabilir.
Özellikle internette, tüketicinin vermiş olduğu bilgilerin üçüncü kişilerin eline geçmesi ihtimali, mesafeli sözleşmelerde tüketici açısından en büyük tehlikelerden birisidir. Bu durumda bu bilgilerin ele geçirilmesi ve bunların kullanılması suretiyle kredi kartının hukuka aykırı kullanımı söz konusu olmaktadır.
Mesafeli sözleşmelerde hukuka aykırı kullanım durumunda, MSY’nin “geri ödeme” başlıklı 10’uncu maddesinde kart çıkaran kurulaşa yüklenen bir yükümlülük söz konusudur. Bu maddeye göre; mesafeli sözleşmelerde, ödemenin kredi kartıyla yapılması durumunda tüketici, kartın kendi rızası dışında ve hukuka aykırı biçimde kullanıldığı gerekçesiyle ödeme işleminin iptal edilmesini talep edebilir. Bu halde, kart çıkaran kuruluş itirazın kendisine bildirilmesinden itibaren 10 gün içinde ödeme tutarını tüketiciye iade eder.
AB konsey Yönergesi “kartla ödeme” başlığını taşıyan 8. maddesinde benzer bir düzenleme bulunmaktadır .
Bu durum kredi kartının çalınması veya kaybolması durumlarından farklıdır. Burada kredi kartının çalınması veya kaybolması söz konusu olmadığı halde mesafeli sözleşme nedeniyle elde edilen bilgiler kullanılmak suretiyle tüketicinin kredi kartından harcama yapılmaktadır.
Kredi kartının çalınması veya kaybolması halinde tüketicinin, kart çıkaran kuruluşa durumu bildirime yükümlülüğü, mesafeli sözleşme nedeniyle elde edilen kişisel bilgilerinin 3. kişi tarafından kullanılması halinde söz konusu olmaktadır .
Bu nedenle yönetmelikteki bu hüküm tüketici açısından yararlı olmuştur. Kart çıkaran kuruluşun koşulsuz sorumluluğu bulunmaktadır . Yani tüketici kredi kartının mesafeli sözleşme nedeniyle, rızası dışında ve hukuka aykırı olarak kullanıldığını ileri sürerek ödeme işlemini iptal ettirebilir. Kredi kartı çıkaran kuruluşun kural olarak itiraz hakkı yoktur.

Valla bu maddeleri okuyunca insan bir an heyecanlanıyor. Baksanıza itiraz hakkı yoktur falan diyor :) Valla ben hem arkadaşımdan hem de siteye yorum yapan birinden bildiğim kadarıyla bankalar bu konuda söylediğiniz herşeye itiraz ediyorlar. Bence bundan sonra bankalara başruvurken bu yukarıda bahsedilen maddeleri de kullanarak başvurmak gerekiyor. Böylece sizin bilinçli bir kullanıcı olduğunuzu görüp daha düzgün davranacaklardır.

İnternette online alışveriş sitelerinin güvenirliliği hakkında bir site olmadığını farkettim. Sanırım ilk işim böyle site kurmak olacak. Bir çok kişiye yararlı olabilir. Araştırmamı devam ettirirken şöyle bir siteye daha rastladım. Orada Mesafeli Sözleşmeler Uygulama Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik dosyası içinde yazanlar aynen şöyle.

Geri Ödeme
Madde 10 — Mesafeli sözleşmelerde, ödemenin kredi kartı veya benzeri bir ödeme kartı ile yapılması halinde tüketici, kartın kendi rızası dışında ve hukuka aykırı biçimde kullanıldığı gerekçesiyle ödeme işleminin iptal edilmesini talep edebilir. Bu halde, kartı çıkaran kuruluş itirazın kendisine bildirilmesinden itibaren 10 gün içinde ödeme tutarını tüketiciye iade eder.

Sanırım bu yazı da benim daha önce söylediklerimi destekler nitelikte. Yani ne yapıyoruz. Böyle bir dolandırıcılık durumunda hemen bankamıza dilekçe yazıyoruz ve 10 gün sonra paranın iade edilmesini bekliyoruz. Ayrıca siteyle ilgili yapılan her işlemde bankaya da bir bilgilendirme yazısı çekiyoruz ki, bizim haberimiz yoktu gibi bir bahane bulamasınlar. Bilgilendirme için Banka Genel müdürlükleri kullanılabilir sanırım.



1 Bu konuda bir daha yazma2 Saçmalamışsın3 Kötü bir yazı4 Gereksiz bir yazı5 Ne iyi ne kötü6 İyi olmuş ama eksik yönleri var7 Güzel aslında ama tuzu mu az olmuş8 Güzel bir yazı olmuş9 Duygularıma tercuman olmuşsun10 Süper bir yazı olmuş (5 oy kullanıldı, ortalama: 10 / 10)
Loading ... Loading ...

Limoncellolu Tramisu nasıl hazırlanır?

14.06.2008 at 2:16

Bilen bilir sanırım 2-3 ay önce Özlem’le birlikte epey bir para bayılarak bir günlük bir yemek kursuna gittik. Biz inanılmaz keyif aldık. Merak edenler olursa eğitimi Mutfak Sanatları Akademisinden aldık. Neyse konuyu çok fazla dağıtmayalım. Şimdi sizlere kursta öğrendiğim bir tarifi anlatacağım. Başlıktan da anladığınız gibi Tramisu. Ben son zamanlarda gittiğim her yerde tramisu sipariş edip bir tadına bakıyorum. Ama ne yalan söyleyeyim. Benim yaptığım hepsinden güzel geliyor bana. Aslında güzel gelmesinin bir sebebi var. Çünkü ben Limonçello denilen Limon likörü gibi bir şey koyuyorum içine. Benim uydurmam değil, hoca ne dediyse onu yapıyorum. Bu limonçello tramisu’ya başka şeylerle elde edemeyeceğiniz bir tat katıyor. Mesela bazı yerler Baileys (beyliis) katıyorlar. Onun da tadı farklı oluyor. Hemen konusu gelmişken söyliyeyim. Bence Tramisu bir tatlı değil. Çünkü tatlı değil :) CheeseCake neyse Tramisu da o bence. Eğer ona tatlı diyorsanız o zaman Tramisu da tatlıdır.

Neyse bu kadar geyikten sonra gelelim Tramisu’muzun yapılmasına. Ben öyle emine beder gibi kepçeyle avuçla falan anlatmiyacam, hepsini tek tek resimledim. Resimle anlatacam. Aslında bana kalırsa bu yemek tariflerinin youtube’da video olarak anlatılması lazım. Ama nerde onu yapabilecek yetenekte ahçılarımız. Eh işte benim gibi ustalar da olmasa haliniz yaman valla :)

malzemeler

Krema ve Labne peynir. Aslında kursta italyan peyniri kullanılmıştı ama hoca Labne de olur demişti.

Taze nane kokusu inanılmaz güzel bir koku. Kurstaki hocalardan biri sarımsaksız yemek, nanesiz tatlı olmaz demişti.

Kedi dili. Bazı pastanelerde bulunuyor ama taze olmasına dikkat edin. Tazeyse yumuşak oluyor. 3. günde biraz sertleşmeye başlıyor ama eğer sertse demek ki çok eski. 1-2 haftalık olabilir.

Bu tramisunun üzerine bolca konularak güzel bir görünüm sağlamak için kullanılıyor. Ben henüz tramisu ile kakao’yu bir araya getiremedim. Genelde almayı unutuyordum. Ama bu sefer aldım nasıl olduysa. Bakalım nasıl olacak. Bu kakao’yu tramisu’ya dökmek için bir süzgeç kullanmak gerekiyor. Kakao’yu süzgeçe döküyorsunuz ve süzgeci yavaş yavaş sallayarak her yere eşit olarak dağılmasını sağlıyorsunuz. Ben de daha denemediğim için sadece mantığını biliyorum.

8-10 tane çilek. Üçkağıtçı manav çürüklerinden vermiş. Neyse ki çok fazla çilek gerekmiyor.

5 tane yımırta. Bildiğiniz yumurta işte. Söyleyecek fazla birşey yok. Taze olsa iyi olur yoksa beyazı ile sarısı zor ayrılıyor.

Hazırlanış

Kremayı çırpıyoruz. Bu yukardaki şey aslında olmamış bir krema. Kremanın üzerinde mikserin en hızlı haliyle 3 dk çırpın diyorlar. Eğer daha uzun süre çırparsanız yukarıdaki gibi tereyağ moduna dönüyor. Ayrıca suyunu da salıyor. Onun için ara bir kıvama gelince bırakın.

Çilekleri ufak küpler halinde kesiyoruz, aralarına nane eklenir, üzerine azıcık Limonçello eklenir ve beklemeye bırakılır. Bu karışıma ben biraz da şeker ekledim. Bu karışımın suyunu kullanıcaz. Çileklerini de tramisunun arasına koyabiliriz. Ben dışarıda yediklerimin hiçbirinde çilek parçaları görmedim ama olması kötü değil bence.

Protein deposu olan yımırtalarımızı sarısı ve beyazı olmak üzere ikiye ayırıyoruz.

Sonra bu beyazları çırpıyoruz. Hava ile birleşen beyazlar bir anda kabarmaya ve köpürmeye başlar. Biraz daha devam edince güzel bir kıvama geliyor. Bu karışımı yaparken biraz da şeker koyabiliriz.

Yumurtanın beyazını çırptıktan sonra bir kenara koyup sarısına geçiyoruz. İlk yaptığımda sarıyı tek başına çırpmıştım ve zerre katılaşmamıştı. Doğrusu sarı, labne ve kaymağı birleştirip karıştırmak gerekiyor. Kurstayken bir süre çırptıktan sonra iyice katılaşmıştı. Daha sonra devam edince yeniden kıvama gelmişti ama evde yaptığımda hiçbir katılaşma belirtisi olmadı.

Şimdi de hazırladığımız beyaz ile sarıyı birleştiriyoruz. Ama bu sefer mikser kullanmadan bir maşa ile elle çırpmanız gerekiyor. Sonuçta açık sarı ve katı sıvı arası birşey elde etmeniz gerekiyor. Çilekli Limonçellolu karışımın suyunu bu hazırladığımız şeye koyuyoruz. Azıcık suyun tüm karışıma nasıl bu kadar lezzet kattığına hayret ediyoruz.

Karışımımız bittiği için Tramisu’nun kahveli kekimsi yapısı için kahvemizi hazırlıyoruz. Az kahve az da su katıp karıştırınca bitiyor. Kahve yapar gibi ama tabakta.

Evet güzel gözükmediğinin farkındayım ama kakao’yu doldurunca bence güzel gözükür :) Kedi dillerini kahveye bastıktan sonra şekilde görüldüğü gibi sık şekilde tepsiye dolduruyoruz. Bu görüğünüz şey 2 katlı. İki katın arasında çilekler var.

Yandan da böyle gözüküyor.

Şimdilik bu kadar. Bu tramisumsu şeyi şimdi hemen dolaba koyuyoruz ve ortalama 48 saat bekliyoruz. İyice soğuyunca birşeye benziyor :) Unutmayın bol kakao. Üzerine nane de koyabilirsiniz ama şimdiden söyleyeyim güzel durmuyor.

Bunu yapmak yaklaşık 45 dk sürüyor. Tabi süre olayı çırpma işleminde katılaşmayı beklemek için ne kadar sabırlı olduğunuza da bağlı. 1,5 saat sürdüğü de olmuştur.

Hadi çıraklar kolay gelsin.



1 Bu konuda bir daha yazma2 Saçmalamışsın3 Kötü bir yazı4 Gereksiz bir yazı5 Ne iyi ne kötü6 İyi olmuş ama eksik yönleri var7 Güzel aslında ama tuzu mu az olmuş8 Güzel bir yazı olmuş9 Duygularıma tercuman olmuşsun10 Süper bir yazı olmuş (4 oy kullanıldı, ortalama: 5 / 10)
Loading ... Loading ...

Su tasarrufu ve Hijyen

12.06.2008 at 2:21

Bir önceki yazımda ufak iki madde olarak yazdığım şeylerin, daha sonra düşünüce, aslında tam bir yazı olması gerektiğine karar verdim. Çünkü benim bu konuda söyleyeceğim bir kaç şey olduğunu farkettim ve hemen bir önceki yazımda yazanları yüzsüzce alarak yeni bir yazı yazmaya başladım. Aslında eski yazıdan o maddeleri silecektim ama dürüstlük damarım tuttu ve yazılmış yazılmıştır dedim.

Neyse efendim konumuz Su tasarrufu ve aynı zamanda Hijyenden vazgeçemeyen yanımız. Belki tüm dünyanın değil, belki tüm Türkiye’nin bile sorunu değil ama İstanbul ve Ankara gibi tıklım pıklım şehirlerin su gibi büyük bir sorunu var. Aslında İstanbul’da şu ana kadar pek bir sıkıntı çekmedik. Yani son 5-6 yıldır çekmiyoruz. Daha öncesinde İstanbul’da doğru düzgün su akmazdı. Ancak akşam saatlerinde suyun şiddeti artar, 3-4 ve üstü katlarda oturanlar su alabilirlerdi. Daha sonra bir gün bizim apartman hidrafor almaya karar verdi. İşte o günden beri bizim evde sular gürül gürül akıyor. Aynı zamanda o günden beri bozulma olasılığı olan tüm musluklar bozuldu, tuvalet hortumları 2 veya 3 defa patladı.

Neyse konumuz bunlar da değil. Şimdi diyorlar ki bu sene yaz ayı çok sıcak geçecek susuzluktan kuruyacakmışız. Geçen seneden beri başlayan su tasarrufu muhabbeti aldı başını gidiyor. Kötü birşey mi? Bence değil. Ama şunu da unutmamak lazım ki bireysel tasarruftan çok belediyelerin tasarruflu olması gerekiyor. Hadi diyelim belediyeler çok tasarruflu ve biz müsrif halk tasarruf yapacağız.

Traş olurken suyu açık bırakmamak, dişleri fırçalarken suyu açık bırakmamak gibi ufak önemler güzel bence. Ama özellikle traş olurken ben suyu açık bırakıyorum. Çünkü bu şekilde daha tararruflu olduğuna inanıyorum. Tabi suyu açık bırakmanın da bir yöntemi var. Su çok ince bir şekilde akacak şekilde sürekli akan bir suyla yaklaşık 45 saniye içinde traş olabiliyorum. Ama suyu aç kapa yaptığım zaman traş süresinden çok suyu doğru şekilde açma kapama işlemi zaman alıyor. Çünkü önce çok açılıyor, kısıyorsun, traş bıçağını suya sokuyorsun ve sonunda suyu kapatıyorsun. Tabi traş sonrasında elinizi ve musluğu temizlemek için de su harcamanız gerekiyor.

Gelelim bulaşıkları elde yıkama bulaşık makinesinde yıkama hadisesine. İddia ediyorum ki bulaşıkları elde yıkadığınızda daha az su harciyabilirsiniz. Bunun için bir bulaşık leğeni, bir sünger ve bir bulaşık deterjanı yeterli. Önce ılıktan biraz hallice bir miktar su leğene konur, bulaşık deterjanı suyun içine sıkılır. Deterjan dibe çökmeden önce el suya sokulur ve güle güle işareti yapılır. Bu işlemi ne kadar hızlı yaparsanız o kadar çok köpük oluşur. Daha sonra çöpe sıyırdığınız tabakları köpüğe sokup çıkarttığınız süngerle bir güzel yakar ve yan tarafta üst üste koyarız. Tüm bulaşık deterjanlandıktan sonra bol suyla hızlıca durularız. Oldu da bitti maşallah. Eğer durulama işlemini güzel ve hızlı yaparsanız çok az su harcarsınız.

Şimdi diyeceksiniz ki bulaşık makinesi daha yüksek ısıda yıkadığı için daha hijyenik oluyor. Tamam haklı olabilirsiniz. Peki o zaman, ben de size “siz hayatınızda hiç erik, şeftali veya elma yemediniz mi?” diye sorarım. Diyeceksiniz ki ne alaka? Şimdi bu tabaklarda ne yendi? Tencerede pişmiş yemekler yendi? Yani kimyasal bir atık değil, zehir değil. Şimdi sen mikrop açısından temiz bir yemek yediğin tabağın deterjan ve su ile temizlenmeyeceğini düşünüyorsun. Hem de sıcak su ile yıkandığı halde temizlenmez diyorsun. Peki o zaman pazardan aldığın bir elmayı sadece su ile yıkadıktan sonra nasıl yiyebiliyorsun? Ya o erikler, üzümler. Hadi detarjanı geçtim, bari sıcak suyla yıkayın. Yoook. Tabak çatala gelince hijyen, elmaya gelince güven.

Peki ne yapıyoruz? Bundan sonra tüm sebze ve meyveyi önce bulaşık makinesinde bir güzel yıkıyoruz. Daha sonra el değmeden ya yiyoruz, ya da hemen yemek yapıyoruz.

Çok uzattım farkındayım ama gelmek istediğim nokta şu; abartmayın. Temiz olun, tasarruflu olun ama abartmayın. Zaten bu bulaşık makinesinin az su harcaması ve hijyenik olması muhabbeti bence kadınların uydurduğu birşey. Bir bilim adamı da çıkıp, bulaşıkları elde 3 farklı deterjanla yıkarsanız daha hijyenik olur dese acaba kaç kadın bu yöntemi uygular?

Su tasarrufu için benim de önereceğin bazı şeyler var. Birincisi reklamlarda kesinlikle abdest alınırken suyun tasarruflu kullanılması söylenmeli. Bu ülkenin %98′i müslüman. Benim tahminimce bunlardan %60′ı namaz kılıyordur. Abdest almak kuralları olan bir eylem olduğu için çok ayrıntılı olarak nasıl yapılırsa su tasarrufu yapılacağı anlatılabilir. Örneğin ayaklara geçmeden önce musluğu kapatın, çoraplarınızı abdest almadan önce çıkartın gibi öneriler verilebilir.

Bir de yıkanırken harcanan suya da dikkat çekmek lazım bence. Mesela koca bir küvet’i doldurup banyo yapan biriyseniz, her gün banyo yapmamalısınız. Bu ülke bu kadar su israfını kaldıramaz. Her gün banyo yapacaksan da keyif yapmadan hızlıca yıkanıp çıkmak lazım. Whirlpool reklamında her taraftan su veren duşlar önerilebilir mesela. Bulaşık makinesi gibi ya onlar, o bakımdan.

Bence tuvaletlerde rezervuar(sifon)larda temiz suyun kullanılmaması gerekir. Bunun için belediyenin bir altyapı çalışması yaparak içilmeyecek ama sistemlere de zarar vermeyecek ikinci bir su sistemi kurması lazım. Neyreee öyle başkanlar. Hoş zaten evlerdeki suyu kimse içmediği için arada deniz suyunu arıtıp musluklara verildiğini duymuştum. Yani aslında kirli su sistemleri hazır. O zaman başkandan damacana ile getirilmeyen sürekli temiz su hattı istiyorum.

Bir de bir zamanlar Gülben Ergen’in “Haydi başkan boruları değiştir” gibi bir sloganlı reklamı vardı. Su borularının bir çoğu çatlak patlak olduğu için içme suyunun büyük bir bölümü evlere girmeden toprağa karışıyormuş. Sen orda traş olurken elin ayağına dolaşsın ama orada borulardan oluk oluk sular aksın olacak iş mi?

Son olarak, ya kardeşim bu halkın yüzde bilmem kaçı sigara ve alkol kullanıyor. Sokaktan simit alıp yiyor. Çalışanların bir çoğu hergün öğlen bir restoranda nasıl yapıldığı belli olmayan yemeklerden, nasıl yıkandığı belli olmayan tabak ve çatallarla yiyor. Yeri geliyor bahçedeki meyve ağcından koparttığı meyveleri yıkamadan yiyor. Ikış tıkış otobüslerde havasız bir şekilde seyahat ediyor. Nerden geldiği belli olmayan sulardan içiyor. Musluğundan içmeye cesaret edemediği bir su akıyor. Bu içmeye cesaret edemediği sularla yıkanıyor, bulaşıklarını, çamaşırlarını yıkıyor. Tüm bunlar olurken kimse kalkıp bana elde yıkanan bulaşıkların hijyenik olmadığından bahsetmesin.

Not: Bulaşıkları elde yıkayacaksanız yemekten en geç 2 saat içinde yıkamanız lazım. Yoksa hem kirler kuruyor, hem de bakteriler ürüyor ve koku yapıyor.

Çok sitresliyim düğüne 38 gün kaldıııııı.



1 Bu konuda bir daha yazma2 Saçmalamışsın3 Kötü bir yazı4 Gereksiz bir yazı5 Ne iyi ne kötü6 İyi olmuş ama eksik yönleri var7 Güzel aslında ama tuzu mu az olmuş8 Güzel bir yazı olmuş9 Duygularıma tercuman olmuşsun10 Süper bir yazı olmuş (1 oy kullanıldı, ortalama: 0 / 10)
Loading ... Loading ...

Haziran Hazımsızlıklarım

09.06.2008 at 1:15
  • Geçen ay daçkada pilav günü oldu. Pilav günü için yuvarlak yapışkanlı çıkartmalardan yaptırdım. Normalde zor birşey diye düşünüyordum ama “Cemil Ozalit”teki hazır yapışkanlı kağıtlar sayesinde çok kolay oldu. 6×6cm genişliğinde yuvarlak kesimleri olan a4 kağıtlar var. Üzerlerinde 3×4 = 12 adet yuvarlak çıkartma olan kağıtlar bunlar. Eğer siz 6cmx6cm’lik bir resimi Cemil Ozalit’e e-mail atarsanız ve istediğiniz sayfa adetini söylerseniz sizin için baskıyı yapıyorlar ve sadece gidip alıyorsunuz. 150 tane çıkartmanın fiyatı ise 9 YTL gibi birşey. Hem de renkli.
  • Bu ay başında uzun zamandan sonra ilk defa kampa gittik. Daha önceki kamplarımın hepsinde sadece bir izciyken bu sefer kampa bir lider olarak katıldım. Lider olmanın bir güzelliği de liderlerin odasında oturabilmek :) Diğer liderler de “Hüseyin Liderim” falan diye hitap ettiler. Aslında izci olarak kamplar daha zevkli ama bir an insan kendini öğretmen gibi hissediyor.
  • Kampa bir lider olarak gitmek çok ürkütücü birşey. Eğer tek başıma olsaydım eminimki çok da ürkütücü olurdu ama Murat kardeşim de beni yanlız bırakmadı. O kamp konusunda benden daha tecrübeli olduğu için işler yolunda gitti.
  • Bizim izciler 13-14 yaşında ufacık kızlar ama kampa gidince gelen yavru kurtları görünce bizim kızlar bir anda kocaman kız oldular :) Ben birinin başına birşey gelir diye korkarken onlar daha ufak yavru kurtlar için endişeleniyordu. Ama şöyle diyeyim ki bir defa daha Daçka’lı olduğum için gurur duydum. Okuldayken haylaz duruyorlar ama dışarı çıkınca bir anda değişiveriyorlar. Bir zamanlar biz de böyleydik herhalde. Neyse canım, kendimden biliyorum, çok da şımartmaya gelmez.
  • Evlilik hazırlıkları tam gaz devam ediyor. Yatak odası, koltuk takımı ve yemek odası takımı tamam. Bu haftasonu perdeler de geliyor. Yavaş yavaş eşyaları da yerleştirmeye başladık. İnternetten de elektrik süpürgesi aldık. Davetiye için yazı düşünüyoruz. Bakalım sonuç nasıl olacak.
  • Reklamlarda “Elde yıkamak çok masraflı” deniyor ya. Dediklerine göre bulaşık makinesi ile yıkamak daha tasarruflu oluyormuş. Şimdi ananneme bakıyorum. O bulaşıkları elde yıkıyor. Ama o reklamlarda denildiği gibi musluğu sonuna kadar açıp tabakları altına tutarak değil. Önce bir leğene sıcak su koyuyor. Onu köpürtüyor. Haşır huşur tüm bulaşıkları o suda sabunluyor. Daha sonra akan su altında tabakları durulayıp kaldırıyor. O şakır şakır su akıtma aşaması yaklaşı 2-3 dk sürüyor. Bence bu hesapla bakıldığında elde yıkamak daha ucuza gelir. Ama hijyen derseniz orasını bilemem.
  • Bence su tasarruf reklamlarında en çok abdest konusuna dikkat çekmeliler. Çünkü diş fırçalamak veya tıraş olmak günde 1-2 defa yapılan birşey ama abdest almak 5 defa yapılıyor ve abdest sırasında genelde su hep açık kalıyor. Bence bu sırada çok daha fazla su harcanıyor. Bu konuda insanların dikkatlerini çekmek daha çok su tasarrufu sağlayacak.
  • Geçen gün motorla giderken sağnak yağmura yakalandım. Bir zamanlar bir yerlerde yağmur sırasında motoru bir kenara çekin önerisini okumuştum. Ben de aynı öneriyi yapacam. Eğer zaman konusunda bir kısıtlamanız yoksa bir yerde beklemek yapılacak en doğru şey. Çünkü yağmur dinerse güzel birşey, ama dinmezse kaybedecek birşeyiniz olmaz. Ama benim zaten üstüm ıslandığı için bekleyip üşütmektense bir an önce eve gitmeyi tercih ettim. İkinci olarak da yağmur yağarken kaskınızın vizörünü kapalı tutun. Çünkü vizörü bir defa açınca yağmur damlaları cama yapışıyor ve vizörü kapatınca bir süre hiçbirşey göremiyorsunuz. Ama vizörü hiç açmazsanız yapmur damlaları rüzgarın etkisi ile sağa sola kaçışıp her daim görmenizi sağlar. Hem de yağmur damlaları yüzünüze gözünüze gelmez.
  • Haftasonu carpuzz.com diye bir yere gittik. Adamlar çok uygun fiyatlara mini-cooper ve smartları kiralıyorlar. Mini-cooper’lar 80 YTL, smart fortwo 29, smart forfour 39 YTL’den kiralanıyor. Ama en az 5 senelik ehliyetinizin olması lazım. Bir de adamlar sizinle yüzyüze tanışmak istiyorlar. Eğer size güvenirlerse arabaları veriyorlar. Araçları teslim günü akşam saat 18:00′de teslim etmeniz gerekiyor. Araçlarla günlük 100 KM mesafe sınırınız var. Daha fazla giderseniz km başına 1 ytl vermeniz gerekiyor. Ama mesela 2 günlük kiraladınız o zaman 200 km sınırınız var. Araçlar neden bu kadar ucuz derseniz 1) araçların üzerinde reklam var, 2) araçların reklamı yapılıyor
  • Düğüne 45 günden daha az kaldı. Heyecan bastı beni.


1 Bu konuda bir daha yazma2 Saçmalamışsın3 Kötü bir yazı4 Gereksiz bir yazı5 Ne iyi ne kötü6 İyi olmuş ama eksik yönleri var7 Güzel aslında ama tuzu mu az olmuş8 Güzel bir yazı olmuş9 Duygularıma tercuman olmuşsun10 Süper bir yazı olmuş (1 oy kullanıldı, ortalama: 10 / 10)
Loading ... Loading ...

Ben düşündüm sen de yap

29.05.2008 at 2:22

Bu aralar iş güç rahat olduğu ve iş dışı yaptığım işleri de bıraktığım için akşam eve çok rahat bir şekilde geliyorum. Bir şeyi yapmak zorunda olmamak çok güzel birşey. Daha önceki yazımda sözlük arama sisteminden ve hisse senedi takip sisteminden az çok bahsetmiştim. O zamandan bu yana bu iki uygulama için de çok fazla bir ilgi olmadı :) Olmasın sorun değil ben zevk için yapmıştım. Yaparken de çok zevk aldım zaten :)

Neyse geçen gün aklıma bir sistem geldi. Önceleri çok kapsamlı ve çok zor bir proje olduğu için sadece bir fantaaaazi gibiydi ama bu zamana kadar gördüm ki çoğu işe yarar proje aslında bir hayalden yola çıkmış. Daha sonra bizim olmaz dediğimiz şeyleri pratik olmayan ama akılcı çözümler getirilmiş. Ama gördüm ki bu çözümler işe yarıyor. Sistem bir defa ortaya çıktığı zaman zaten daha akılcı bir çözüm üretiliyor.

Neyse düşündüm ki, eğer tüm dünyada herkesin kablosuz olarak erişebileceği bir internet ağı olsaydı. Yani bilgiye ulaşmak için artık kablolara ve erişim noktalarına ihtiyacımız olmasaydı insanlar çok daha akıllı olabilirlerdi. En azından çok akıllı olmasalar bile bir çok şeyi bilirlerdi. Örneğin bir restoranda üzerinize yemek döküldüğünde anında ne yapmanız gerektiğini öğrenirdiniz.

Eğer bilgiye erişmek sorun olmasaydı ikinci adım olarak bilgiye erişecek cihazların gözlük gibi hayatın parçası haline gelmesi ve ekstra bir cihaza ihtiyaç duymadan havaya elimizle bişeyler çizmek, gözümüzle bir yere bakmak, birşeyleri düşünmek gibi şekillerde bilgi girebilmek ve daha sonrasında da çaktırmadan bilgiye erişebilmeliyiz. Çaktırmadan diyorum çünkü cep telefonu gibi bir cihaz üzerinden arama yaparak daha sonra çıkan sonucu okuyarak bilgili gözükemeyiz, ama baktığımız bir binanın ne olduğunu üzerinde görebilirsek baktığımız anda bilgilenmiş oluruz.

Şimdi diyelim ki bir gözülüğümüz var ve biz bu gözlüğü monitör olarak kullanabiliyor. Tabi aynı gözlüğü normal numaralı gözlük olarak da kullanmaya devam ediyoruz. Aynen filmlerdeki gibi. Şimdi yolda gidiyoruz. Bir mahalleye girdik ve bu mahallenin adını merak ediyoruz. Yere bakıyoruz ve yerde mahallenin adı yazıyor. Normalde yazmıyor ama bizim gözlük önce GPS ile bizim pozisyonumuzu belirliyor daha sonra da internetten bu pozisyondaki sokağın adını bulup bize veriyor. Gözlük de o bilgiyi yere baktığımızda görmemizi sağlıyor. Bu yapılamayacak birşey değil. Biraz akıllı bir görüntüleme sistemi ile şuan bile çok rahat yapılabilir. Ama belki biraz daha yavaş olur.

Burada bazı sorunlar var tabiki. Mesela bir dört yol ağzında duruyorsunuz. GPS sizin pozisyonunuz 10 metre hatayla veriyor ama GPS sizin ne yöne baktığınızı bilmiyor. Bu durumda GPS’in yanında bulunduğunuz yerde sabit olan bilgilere ihtiyaç var. Hayal bu ya. Bunun için her 10 metrede bir kaldırımın belli bir yerine bir verici koyuyoruz. Gözlük hassas bir şekilde bu noktalara olan uzaklığı hesaplıyor ve bir şekilde bizin tam olarak pozisyonunuzu ve yönünüzü belirliyor. Böylece baktığınız yöndeki sokağın ismini size veriyor. Hatta bunu da yaparken sokağın yerini hesaplıyarak sokağın ismini her zaman asfalta denk gelecek şekilde yazıyor.

Buraya kadar sadece yerlere konulacak vericiler ile işimizi hallettik. Aslında bu yerdeki vericiler bize sokak hakkında bilgiler de verebilir ama biz işi o kadar karmaşıklaştırmayalım.

Şimdi yine filmlerdeki gibi gözümüzle baktığımız binalar hakkında bilgi edinmeye gelelim. Bunun için de önce bu yere koyduğumuz vericiler gibi birşey düşünmüştüm ama daha sonra binaların bilgi dağıtması yerine alıcıların bilgiyi internetten çekmesinin daha doğru olacağını düşündüm. Şimdi ben diyorum ki binaların üzerlerine gözle gözükmeyecek bir boya ile bina numaralarını yazalım. Hem de mümkün olan her yerine ve çeşitli büyüklüklerde. Böylece bir binaya bakan gözlük bina üzerindeki belli renkteki sayıları algılayacak ve internetten o pozisyondaki o numaralı binanın bilgilerini çekecek ve bu bilgileri o binanın üzerine gelecek şekilde gözlük üzerinde gösterecek. Böylelikle uzaktan dürbünle baktığımız binlar hakkında da bilgi edinebileceğiz.

Tabi bina hakkında ne gibi bir bilgi edinilir demeyin. Binanın altındaki mağazanın yapmış olduğu promosyonlar, kampanyalar, binanın adresi, belki belli yetkilendirmeler ile binada oturan kişiler gibi bilgiler edinilebilir. Mesela arkadaşınız size oturduğu evin adresini gönderdi. Siz gözlüğü takıyorsunuz ve gitmeniz gereken yollar farklı bir renge boyanmış oluyor. Yürüyorsunuz yürüyorsunuz sonra bir sokağa giriyorsunuz ki o sokakta bir ev yanıp sönüyor. Hoş değil mi?

Bu teknoloji için gerekli malzemeleri sayıyorum.

  • Kablosuz internet - Yapılabilir
  • GPS - Zaten var
  • Yerlere hassas pozisyon belirleme noktaları - Neden olmasın
  • Binalara görünmez yazılar - Bence olur
  • gözlük - işte işin en zor kısmı bu. Ama illa gözlük olmak zorunda değil. Aynı işi cep telefonu ile veya bir cep bilgisayarı ile de yapmak mümkün olabilir. Mesela aletin kamerası ile sokağa bakarsınız ve ekranda yukarıda anlattığım şekilde bilgiler gelebilir.
  • Grafik tanıma ve işleme yazılımı ve donanımı - ee bu da yapılır artık eşek değiliz ya
  • Bu şekilde çalışacak bir sistemin enerjisini karşılayacak bir güç kaynağı - Bu zor işte. Nokia pil kullanılabilir veya araç şarjı kullanılabilir.

Düşünmesi benden yapması elin gavurundan olsun. Ama ne olursa olsun o kablosuz internet ttnet’den olmasın :)

Koltuklarımız geldi çok güzeller. İnsanın kendi koltuğunun olması ne güzel birşeymiş. İnsanın karşısına geçip izleyesi geliyor. İnşallah yatakodası da koltuklar kadar güzel olur.



1 Bu konuda bir daha yazma2 Saçmalamışsın3 Kötü bir yazı4 Gereksiz bir yazı5 Ne iyi ne kötü6 İyi olmuş ama eksik yönleri var7 Güzel aslında ama tuzu mu az olmuş8 Güzel bir yazı olmuş9 Duygularıma tercuman olmuşsun10 Süper bir yazı olmuş (3 oy kullanıldı, ortalama: 0 / 10)
Loading ... Loading ...

Mayıs ve mayış

18.05.2008 at 4:52

Bu ay güzel bir ay oluyor sanırım. Bir sürü şey oldu yine. Artık evlenmeye 9 hafta kaldı ve daha büyük değişiklikler olmaya başladı hayatımda. Yeni iş yeni ev evlilik falan filan.

  • Nikah tarihi almak için sabahın köründe bakırköy’e gittik. Sağlık raporunda sorun çıktı ama hallettik. Temmuz ayı için başvuruların ilk günüydü ve ilk başvuruyu yapan kişi olmamıza rağmen nerdeyse yer bulamıyorduk. Torpilliler yine erken davranmışlar
  • Nikah başrusu için 1 tane ikametgah götürmek yeterli, yani taraflardan birinin başvuru yapılan yerde oturması yeterli olduğu için o yerde oturan kişinin ikametgah belgesi yeterli oluyor. Ama başvuru yapılan yere göre de değişiklik olabiliyor. En azından Bakırköy kabul ediyor.
  • Nikah başvurusuna giderken motorun arkasındaki çanta(top case de denir) yolda birden açılmış. Sanırım ben açılmasından 10 dk sonra farkettim açıldığını. Evraklar gitti diye başımdan aşağı soğuk sular döküldü. Ama evraklar çantanın üst kısmına sıkıştığı için düşmemiş. Daha sonra dizliklerin düştüğünü farkettim ama hiiiç üzülmedim.
  • Özlem’le ev için mobilya bakmaya gittik. Havaalanı tarafında masko diye bir yer var.  İçinde yüzlerce mobilyacı var. Nerdeyse %80′ini gezdik ve sonunda oturma odası, yemek odası ve yatak odası takımlarını aldık. 2 tane de televizyon koltuğu aldık. Böyle altını çekince ayaklarını uzatabildiğin basit bir mekanizması var, arkasını da indirince yatak oluyor. Üstelik yorganı da kendinden. Yani 2 tane misafir’i ağırlayacak yerimiz var.
  • Kadıköy’de epey bir davetiye bakındık. Sanırım sade birşey yaptıracağız. Bir de zarfının düz bir zarf olmasını istiyoruz. Çünkü zarfın üzerindeki isimleri evde ben basacam. Güzel bir el yazısı fontu bulm