Ana Sayfa

Zaman

17.01.2013 at 12:17

Emrah Serbes’in ‘hikayem paramparça’ diye bir kitabını aldım geçen. Kitap bir blogda yazanların derlenip toparlanmış hali. Başkalarının bloglarını çok uzun uzun okumuyorum ne zamandır. Aslında internette çok vakit geçirmeme rağmen internette yapacak bir iş bulamıyorum uzun zamandır. Genelde işlerim oluyor ve onlarla uğraşıyorum geri kalan zamanda da sıkıntıdan facebooka bakıyorum. Bir ara işlerin bir anda bitip boş kaldığım zamanlarda ne yapsam diyip yapacak birşey bulamayıp itiraf.com’a girdiğim çok oluyordu. Şimdi o durumlarda facebooka girip iki parmağımla hızlı hızlı sayfayı kaydırıp bulduğum videoları izliyorum. Bir iki resime yorum yapıyorum. Eğer kız aramıyorsanız internet cidden sıkıcı bir yer. Aynı içki içmeyip bara gitmek gibi. 2. bardak kolayı söylememek için kolayı yalarsınız ya. Aynı o durum.

VN:F [1.9.17_1161]
Rating: 6.0/10 (2 votes cast)
VN:F [1.9.17_1161]
Rating: 0 (from 0 votes)


BKM Express nedir? nasıl çalışır?

16.12.2012 at 1:04

BKM Express kredi kartı kullanmaktan çekinenler veya bazı sitelere kredi kartı bilgisini vermek istemeyenler için geliştirilmiş yeni bir kredi kartı ile alışveriş yapma yöntemi. Aslında sistem temel olarak eski usul çalışan sistemlerin üzerine geliştirilmiş. Örneğin BKM Express’i kullanmak isteyen web siteleri önce bir bankadan eskisi gibi sanal pos almaları gerekiyor. BKM Express kredi kartı bilgilerinin alış veriş yaptığınız siteye girmeden kredi kartı bilgilerinizi kullanmanızı sağlıyor. Ben de sisteme çok hakim değilim ama bu yazıyı yazarken bir yandan sisteme üye olup bir de üye iş yerinden alışveriş yapacağım. Böylelikle sistem baştan sona nasıl çalışıyor incelemiş olacağım.

Öncelikle BKM Express’in web sistesine girip bir email adresi ile üye olmanız gerekiyor. Bu aşamada sizden bir e-mail adresi ve içinde bir harf ve bir sayıdan oluşan en az 6 karakterli bir şifre oluşturmanızı istiyor.

Sonrasında e-mail adresinizin doğruluğunu kontrol etmek için size bir e-mail gönderiyor ve oradaki linki tıklayıp sisteme belirlediğiniz kullanıcı adı ve şifre ile giriş yapmanızı istiyor. Böylece e-mail adresinin size ait olması yetmiyor aynı zamanda şifreyi de sizin belirlemiş olmanız gerekiyor. Sanırım biri sizin e-mail adresinizle bir işlem yaparsa ve siz bilmeden onay linki tıklarsanız diye böyle bir önlem alınmış.

Bu aşamadan sonra login olduğunuz sistemin gerçekten doğru site olduğunu anlamanız için sizden bir doğrulama cümlesi istiyor. Böylelikle sisteme bir sonraki girişinizde gerçekten doğru siteye mi girdiniz yoksa kandırmaca bir siteye mi girdiniz anlayabileceksiniz.

Bu aşamadan sonra artık kredi kartı bilgilerini sisteme kaydedebiliriz. Kredi kartı bilgilerini kaydetmek için aşağıdakine benzer bir ekran geliyor. Bu ekranda gördüğünüz gibi kredi kartı bilgilerinin girileceği yerde 6 tane * işareti var. Bu kısımdaki bilgileri BKM Express sistemine girmiyorsunuz. Normalden farklı olarak TC kimlik numaranızı girmeniz gerekiyor. Bir sonraki adımda TC kimlik numarasının neden alındığını da söyleyeceğim.

Bu formu da doldurduktan sonra BKM sizin gerçekten kart sahibi olduğunuzu anlamak için verdiğiniz kredi kartı bilgileri ve TC kimlik numaranızla kartın bağlı olduğu bankaya iletişim kuruyor ve o bankada kayıtlı olan cep telefonu numaranıza bir onay kodu gönderiyor. Bu onay kodunun gerçekten BKM’den geldiğini onaylamak için mesaj içine bir referans numarası koyup bunu da ekranda yazıyor. Böylece mesajın gerçekten BKM tarafından gönderildiğine emin oluyorsunuz. Hoş emin olmasanız ne olur, sonuçta mesaj içinde gelen şifrenin başkası tarafından doğru olarak gönderilme şansı yok.

Bu aşamadan sonra zorunlu olmamakla birlikte sisteme fatura adresi ve teslimat adresi bilgilerinizi girebiliyorsunuz. Muhtemelen bu bilgiler alışveriş sırasında ilgili firmaya verilecek. Adres bilgilerinin doğruluğu için herhangi bir  işlem yapılmıyor. Belki bir mektup şimdiden yola çıkmış olabilir :)

Bu işlemlerden sonra BKM’deki işimiz bitti ve sistemden çıkış yaptım. Hemen ilk deneme olarak sisteme yeniden girdim ve girer girmez daha önce belirlemiş olduğum güvenlik mesajını bana bildirdi. O bildirimi kapatıp kendi bilgilerimin olduğu sayfaya geldim. Sayfada kayıtlı kartlarımın bilgileri bulunuyor. Kart bilgilerini girerken kartın arkasındaki güvenlik numarasını da girmiştim. Kart bilgilerini görüntüleme kısmında bu bilgi gözükmüyor. Belki kart bilgileri değiştirme adımın gözükür dedim ama kart bilgileri değiştirme adımında sadece kart için tanımladığjnız isim değiştirilebiliyor, bu güzel birşey. Kredi kartı bilgilerinin sadece ilk 6 hanesi ile son 4 hanesi görüntülenebiliyor. Bu bilgiler den zaten baştaki 6 hane banka ve kart tipi bilgilerini bildiriyor. Son 4 hane de kredi kartı ekstreleri ve slipler dahil her yerde yazıyor zaten. Yani hesabınız ele geçirilse bile ekstra bir bilgiye ulaşılamıyor.

Bir başka test olarak şifremi unuttum adımını deneyeceğim. Hemen sistemden çıkıp tekrar giriş yapma ekranındaki şifremi unuttum aşamasına girdim ve benden üye olurken kullandığım e-mail adresimi sordu. E-mail adresimi girdikten sonra e-mail adresime şifremi sıfırlamak için bir link geldi. Bu linki tıkladığımda ise benden kredi kartımın ilk 6 hanesi ile sonra 4 hanesini sordu. Yani sisteme girdiğimde elde edebileceğim bilgileri zaten bilmiyorsam sisteme giremiyorum. Bu aşamada da bir açık yok.

Buraya kadar sistem herşeyi çok sıkı şekilde kontrol ediyor. Şimdi bir de alışveriş yapalım bakalım alışveriş sırasında sistem neler yapıyor. Site içinde şu anda üye olan kurumların listesi var. Bu liste şimdilik çok az, yani internet üzerinden alışveriş yapabileceğiniz sitelerin sayısını düşünürseniz binde 1 bile değil buradaki üye firmalar.

Firmaların BKM Expressi kullanmalarının en büyük sebebi işlemlerden komisyon alınmıyor olması. Bu sistem oturuncaya kadar mı böyle olur yoksa artık hep bu şekilde mi olacak emin değilim. Ama alışverişlerde verilen komisyonlar çok ciddi rakamları bulduğu için çok sayıda site bu yöntemi kullanmaya başlayacaktır diye düşünüyorum.

Madem birşey alıcam bari güzel birşey olsun dedim ve Yakala.co dan ince saz konserine bilet aldım. Satın alma adımlarında sitede önce kredi kartı ile ödeme, sonrasında turkcell mobil ödeme ile ödeme ve en aşağıda BKM Express ile ödeme butonu bulunuyordu. Bu linke tıklayarak BKM’in giriş sayfasına yönleniyorsunuz.

BKM’nin üyelik giriş sayfasına kullanıcı adınız ve şifrenizle girebiliyorsunuz. Ben denemek için bilgilerimi girmeden sayfadaki GERİ butonuna bastım ve tahmin ettiğim gibi yakala.co sayfası böyle bir işlem beklemiyor olsa gerek saçma bir hata verdi.

Neyse geri ileri falan yapıp tekrar satın alma adımından BKM Express ile öde seçeneğini tıkladım ve bu sefer önce yanlış şifre girip hata alıp daha sonra doğru şifre ile sisteme girdim. Bu gibi durumlarda dandik siteler geri dönecekleri sayfayı unuturlar ama BKM’nin sayfası bu testi de geçti.

BKM sayfasına girince önce benim belirlediğim güvenlik mesajı ekrana geldi. Böylece doğru siteye girdiğime emin oldum. Daha sonra tanımladığım kredi kartından çekilmek istenen tutarı, ödeyeceğim kargo tutarını ve peşin ve 4 taksit tutarlarını yazdı. Benim karta 4 taksit seçeneği olmadığı için o kısımlar boş olarak görüntülendi. Sayfanın altında benim hesabıma tanımlı olmayan ama üye firmanın kabul ettiği başka bankaların kartları ve onlara ait taksit ve indirim seçeneklerini çıkartan bir link bulunuyor. Tıkladığımda mesela Garanti Bankasının kredi kartına sahip olsaydım vade farksız 4 taksitle alışveriş yapacağımı öğrenmiş oluyorum.

Neyse, son olarak kredi kartımı seçtikten sonra BKM cep telefonuma SMS atıp bir onay kodu gönderdi ve bu onay kodunu da siteye girince işlem tamamlanmış oldu ve tekrar yakala.co sitesine geri döndüm.

Farkındaysanız kredi kartımın ortasındaki 6 haneyi hiç bir yere girmeden satınalma işlemini tamamlamış oldum. Sanırım 3 taraflı el sıkışma ile bazı bilgiler BKM’den bazı bilgileri bankadan bazı bilgiler de web sitesinden gelerek sonuçta voltranı oluşturdular. Bunlardan banka hariç herhangi biri hacklendiğinde eskisinden daha güvende olunacağı kesin. Bu bakımdan başarılı bir uygulama olmuş. Ayrıca web sitelerinin güvenlik sertifikası alması da bu şekilde daha kolay olacaktır, çünkü müşterinin kredi kartı datası siteye hiç bir zaman gelmediği için bu bilginin saklanması için bir güvenlik önlemi almaya gerek kalmıyor.

Buradaki sıkıntı alışverişin iptali sırasında olabilir. Çünkü iptal işlemleri yine eski usul yapılacakmış. Umarım iptal için gerekli bilgileri üye firmalarda bulunuyordur. İkinci sıkıntı da üye firmaların sitelerinin sanki kredi kartından para başarıyla çekilmiş gibi kandırılabilme ihtimali. Böyle bir ihtimal zayıf gibi duruyor ama bununla ilgili önlemler alınmıştır diye düşünüyorum.

Eğer BKM’den üye işyeri ile ilgili bilgiler alabilirsem o kısımla ilgili de bir yazı yazmak isterim. Nasıl entegre edilir, arkasındaki teknolojiler nelerdir yazmak isterim.

VN:F [1.9.17_1161]
Rating: 10.0/10 (3 votes cast)
VN:F [1.9.17_1161]
Rating: +1 (from 1 vote)

Aralık Balıklarım

04.12.2012 at 20:30
  • Bu ay hayatımda sanırım ilk defa radyodan bir davetiye kazandım. 21. tweet(twit mi acaba?) atan kişiye davetiye verilecekti. Ben genelde yavaş kalıyorum böyle şeylerde. Yine de bir şans attım. Kazanan olarak nickim okundu ama husgom olması gerekirken husgok olarak okundu. Ama isim olarak Hüseyin diyince bi şüphelendim. Sonrasında atılan tweetleri sayıp ben olduğuma kanaat getirdim. Aslında gösteriye gittiğimizde kimse kazanan olup olmadığımızı kontrol etmedi. Normal bir gün de gidip ben kazanmıştım deseniz kimse size birşey demeyecek. Olur da eğer anlaşılırsa aa benim davetiye salı günüydü sanırım ben yanlış gelmişim diye kıvırabilirsiniz. Hoş zaten mekanda bira 12 lira olduğu için gösteri beleş bile olsa yeridir.
  • Pazar günü yine beleş bir biletle Blues festivaline gittim. 24 yaş altı alınmadığı için çok güzel bir konser oldu. Biz hepimizi Blues severler olarak 6.5 liralık biralardan nasiplendik.
  • Yağmur yağdı ayaklarım ıslandı.
  • Yağmur yağdığında bir yerlerde birilerinin ölmüş olduğunu bilmek çok acı verici. Artık yağmur yüzünden birileri ölmesin, birilerinin evine su basmasın. Bu ilk yağmur değil, son da olmayacak artık bir önlem alınsın.
  • Aklınızda olsun, dizel otomatik bir araba alacaksanız satış oranlarına, yedek parçasına dikkat edin. Dizel manual veya benzinli otomatikte böyle sorunlar yok. Aman dizel otomatiklere dikkat.
  • Artık küçük de olsa dikili bir ağacım var. Hatta bir çam ağacı bir de yabani zeytin ağacı.
  • MacBook Pro aldım demiş miydim?
  • Galaxy Note 2 de aldım. Valla ikisinden de çok memnunum. MacBook prodan biraz zorlama memnunum ama olsun. Pil ömrü ve ekranı için çekilebilir. Ubuntulu günlerimi aramıyorum desem yalan olur. Galaxy Note 2 tam iş telefonu. Güzel özellikleri var. Hayatta kullanmayacağım ama millete gösterip hava attığım özellikleri de var. Mesela kalemi olması güzel birşey. Telefonla görüşürken not alabiliyorsunuz veya mesajları el yazısı ile yazabiliyorsunuz. Kaleme eskiden Stylus deniyordu sanırım. Samsung pen demiş. Teknoloji ilerledikçe eskiden düşünülmüş şeylere bir geri dönüş oluyor sanırım. Yakında kapaklı telefonlar yeniden moda olur ben size söyliyeyim. Kapaklı ama kapağında ikinci bir ekranı olan telefonlar mesela. IPhone’u yukarıya doğru kaydırıp alttan ikinci bir ekran çıkması güzel olmaz mı?
  • TTNet durup dururken internet hattımı kapattı. Internetle birlikte evdeki tek televizyon olan TiViBu da gitti. Yaklaşık 1 haftadır internetsiz yaşamaya çalışıyorum ve cidden zormuş. Aslında mailler falan sorun değil telefondan geliyor zaten ama dizidir, videodur falan izleyememek kötü. Televizyon olmaması çok sorun değil ama internet olması şart gibi.
  • Evinde kedi olan insanla olmayan insan bir olmuyor. Aslında aynı şey bebek sahibi olanla olmayan arasında da var sanırım. Kedi kendi kendine bakabilen bir hayvan. Yeter ki yemek bulabilsin. Bu arada yemek bulmak için de elinden geleni yapıyor. 
  • Tek kedi varken X birim mama tüketirken 2 kedi olduğunda 4 katı mama tüketmeleri beni iyice darlamaya başladı. Az verince de hangisi yedi hangisi yemedi takip etmek lazım. Hırslarından beni batıracak hayvanlar.
  • Ben kediler hakkında konuşmayı sevdiğimi farkettim. Aslında hiç de kedici biri değilimdir ama gelip de kucağıma yatan bir kedi olunca ister istemez kedici oluyor insan. Aslında kedileri korkutmayı da seviyorum. İçimde bir köpek var. 3 kilo 300 gram. (bkz. Behzat Ç.)
  • Evde hergün beslediğim kedilerin beni görünce kaçmaları da nankörlük gibi geliyor. Karınları acıkınca koşa koşa geliyorlar. Karınları tokken fellik fellik kaçıyorlar. Ulan iki dakka minnet duyun.
  • Kedilerin tuvaletlerini temizlemek için çok acil icatlara ihtiyaç var. Bu konuda hem çok büyük bir pazar var, hem de büyük bir ihtiyaç var. Girişimciler bu konuya girişsinler bence. Kısa sürede zengin olmak garanti.
  • Tuvalet temizleme konusunda çok güzel fikirlerim var. Bu konuda bilgi sahibi olan insanlar bilirler. Kedilerin özel bir kumu var. Bu kum suyu ve dışkıyı topak haline getiriyor. Siz de delikli bir kürekle bu topak haline gelen kumları eleyip kumu temizliyorsunuz. Bu işlemi tek kediniz olduğunda haftada bir, 2 kediniz olduğunda tükettikleri mamaya oranlar düşünürsek günde bir veya en fazla iki günde bir yapmanız gerekiyor. Ben burada şöyle birşey düşünüyorum, düz bir naylon düşünün, üzerinde ufak ufak bir sürü delik var. Bu naylonu kumun altına koyuyorsunuz sonra üzerine kumu koyuyorsunuz. Sonrasında da naylonun kenarlarından tutup kaldırdığınızda bir elek gidi kumu eliyorsunuz. Anlaşıldı mı bilmiyorum. Bu naylonlardan 20 tane üst üste olsa ve bu 20 naylonu kumun altına koysanız nerden baksan 1 ay yeterli olur. tek yapmanız gereken en üstteki naylonu kaldırıp çöp torbasına atmak. Bir seferde tüm pislikleri temizlemiş olacaksınız. Ben bunu biraz düşüneyim sanki bu bir yerde yaptırılabilir gibi. PVC ile bile yaparım la ben bunu. 
  • İkinci düşüncem de metal bir elek düzeneği kurmak. Tuvaletin yanındaki bir kolu kaldırıp tuvaletin altında yer alan eleğimsi tel düzeneği yukarı kaldırabilirsiniz. Böylece tüm pislikler otomatik olarak elenmiş olacak. Daha sonrasında eleğı kaldırıp çok poşetine dökmeniz gerekiyor. ama sonrasında bu eleğı tekrar kumun altına nasıl koyacaksınız onu tam çözemedim. Aslında 2 tane elekle bu iş yapılır sanki.  Ben bunu da bi düşüneyim. Hatta elekle daha güzel yapılır çünkü plastikleri kedi yıpratabilir. Ama plastiklerle yapılan bir sistem her daim para kazanma garantisi verir, teli bir defa satarsın. 
  • Gerişimciler beni bulsun.
VN:F [1.9.17_1161]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)
VN:F [1.9.17_1161]
Rating: 0 (from 0 votes)

MacBook Pro Retina Izlenimleri

18.10.2012 at 2:05

Son 7 yıldır ubuntu kullanan biri olarak yoğun baskılara ve retina ekranına kanıp gittim bir MacBook Pro aldım. MacOS ile kullanmaya başladıktan sonra MacOS’un güzellikleri ve ubuntudan sonra yavan gelen bazı özellikleri oldu. Bunları ufak ufak yazayım istiyorum.

  • Öncelikle Mac’i alırken ubuntu kurarım, donanımı güzel, ubuntu ile uçar bu alet demiştim ama sonra ubuntu ile ekranın düzgün çalışmadığını gördüm ve bir süre beklemeye karar verdim. Belki virtual machine üzerinden ubuntu kullanmaya devam edebilirim.
  • Apple’ın touchpad’i çok başarılı. Yalnız tıklamak için biraz sert basmak gerekiyor. Normal notebooklarınki gibi hafif dokunmak işe yaramıyor. Aslında güzel olmuş çünkü yazı yazarken yanlışlıkla bir yerlere tıklama derdi yok. Ben zaten ubuntuda da touchpad’e tıklama özelliğini kapatmıştım.
  • Touchpad kullanarak 3 parmakla ekranlar arasında geçmek çok başarılı. Uygulamaları tam ekran yaparak ekranlar arasında dolaşmak güzel ve kullanışlı.
  • Ekran çok başarılı. Hiçbir notebookta olmayan bir çözünürlüğe sahip. 2880×1800 çözünürlüğe sahip. Ama ekrandaki yazıların boyutlarını değiştirip farklı çözünürlükmüş gibi kullanılabiliyor. Önerilen çözünürlükte 1400×900 gibi bir çözünürlüğe denk geliyor ama yazıları 2 derece daha ufaltıp daha büyük bir masaüstüne sahip olabiliyorsunuz. Ben de önce ufak boyutları seçtim ama sonrasında önerilene döndüm. Sanırım Mac kullanmak biraz daha önerilenleri kullanmayı gerektiriyor.
  • Ben Amerikan versiyonunu aldığım için klavyede sıkıntı var. Ya tuş takımını Türkçe’ye çevirip bakmadan yazmak gerekiyor, ya da tuşların üzerinde yazanlara göre kullanıp türkçe karakterleri option tuşuna basarak kullanmak gerekiyor. Hoş birden fazla seçeneği seçip ekranın üst köşesinden klavye seçeneklerini değiştirmek mümkün. Şimdilik bir sıkıntı yok. Yalnız Home-End gibi ayrı tuşlar olmadığı için bazı sıkıntılar çıkıyor. O tuşlar yerine Option ve yön tuşlarını kullanmak gerekiyor veya Command tuşu ile yön tuşlarına basmak lazım. Alışmak biraz zaman alacak gibi.
  • En sevmediğim özelliği software center olmaması. Aslında birşey var ama sadece oyunlar için. Örneğin skype kurmak için skype’ın sitesine girip download edip kurmak gerekiyor. Ama ubuntu öyle mi? apt-get gibi bir nimet var. Sanırım macport diye de birşey varmış. Araştırmam lazım. Örneğin program derlemek için make komutunu kurmam gerekiyor ama nerden yapılacak bilemiyorum.
  • Ubuntuda birşeyi yapamadığın zaman internette ararsın ve nasıl yapılacağını bulursun. Bazı şeylerı yapmak biraz zor olduğu için uğraşmak istemiyorsun ama bi şekilde nasıl yapacağını buluyorsun. Örneğin Mac’de Ext4 partitionlarını nasıl okuyacağımı bulamadım. Para vermeden birşey yapmayı öğrenmek çok kolay değil.
  • Remote desktop için bir uygulama arıyordum. Apple.com içinde bir uygulama buldum. Heh dedim bak adamların kendi sitesinden çekip kurabiliyorum. Sonra bi baktım 80 dolar istiyor utanmazlar.
  • Uygulamaları tam ekran yaptığınızda eğer 2 monitörünüz varsa bir tanesinde uygulama tam ekran olarak dururken aynı anda diğer monitörde boş gri ekran duruyor. Bu özellik normalde 2 ekrana uygun yazılmış yazılımlar için yapılmış ama bir ekranda bir dökümanı tam ekran yapıp diğer ekranda kod yazdığınız programı tam ekran yapamıyorsunuz.
  • Ubuntudan farklı olarak donanım konusunda sıkıntı yok, kamera çalışıyor, sesi htmi üzerinden monitöre verebiliyorsun, bluetooth kulaklığı bile tanıdı ve mikrofon olarak kullandı. Bu kadar şeyi uğraşmadan yapabilmek güzel birşey.
  • Flash videoları tam ekran yaptığınızda diğer ekranda başka bir işle uğraşabiliyorsunuz. Bunu ne windows ne de ubuntu başarabiliyor.
  • Benim samsung monitor eski notebook’dan daha canlı reklere sahipti ama Mac monitorden daha canlı reklere sahip.
  • Flash kurulu geliyor ama ofis uygulamaları yok. LibraOffice kurdum çalışıyor.
  • Java’yı ilk kullandığınızda otomatik olarak kuruyor.
  • İçinde ruby kurulu geliyor ama 1.8 versiyonu var. Silip yenisini kurmak gerek.
  • Pili 6 saat gidiyor. Bu en güzel özellik.

Şimdilik bu kadar, yeni şeyleri gördükçe buraya yazmaya devam ederim.

VN:F [1.9.17_1161]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)
VN:F [1.9.17_1161]
Rating: 0 (from 0 votes)

Dell XPS Studio 1645 Bios Kurtarması

27.06.2012 at 0:48

Teknik bir yazı olacak, baştan uyarayım. Geçen gün şirketin verdiği bilgisayar çok ısınıyor diye BIOS update’i yapayım dedim. Aynı zamanda bilgisayar windows’da gayet iyi çalışırken Ubuntu 12.04′de en ufak bir işlemde ısınıp kilitleniyordu. BIOS update’i bunu da çözer diye düşündüm ve A09 diye bir versiyonu kurmaya çalıştım. Kurulum için bir exe dosyası var basıyorsun ve bekliyorsun. Pencere birşeyler yaptı sonra yanıt vermemeye başladı. 10 dk bekledikten sonra işlemi iptal ettim. Bir iki defa daha denedim. Baktım olmuyor vazgeçtim. Sonra internetten dizi izlerken bilgisayar birden kilitlendi ve fan son süret çalışmaya başladı. Power tuşuna basılı tuttum ama bir işe yaramadı. Ancak pili çıkartıp bilgisayarı kapatabildim. Bundan sonra bilgisayar bir daha açılmadı. İlk açılışta DELL logosu geliyor sonrasında ekran kararıyor ve hiç bir işlem yapmıyor. Power tuşuna basınca da hemen kapanıyor.

Aradım taradım ve bilgisayarın BIOS’unun bozulduğuna karar verdim. Çözüm olarak şuradaki sayfada yazılanları yaptım. İşlemlerde ufak bazı değişiklikler oldu. Onun için paylaşmak istedim.

işlemler şu şekilde;

  1. Sayfadaki 20100327_Dell_Studio_XPS_Bios_Tools.zip dosyasını indirin.
  2. Zip dosyasını açın
  3. Boş bir USB Flash bellek alın
  4. Zip’in içinden çıkan WINCRIS.EXE dosyasını Administrator olarak çalıştırın. (CTRL ile sağ tıkla “Run As Administrator” seçeneğini seçin.)
  5. USB Flash belleğin içindekiler silinecek ama içine gerekli olan 3 tane dosya konulacak.
  6. Bilgisayarın pilini çıkartın, power kablosunu sökün
  7. Flash belleği bilgisayara takın
  8. DEL tuşuna 3-4 saniye basılı tutun.
  9. DEL tuşu basılıyken Power kablosunu takın ve elinizi DEL tuşundan çekin
  10. Bilgisayar otomatik olarak çalışmaya başlayacak. Bilgisayarın sağ ve sol tarafındaki ışıklar da turuncu olarak yanacak.
  11. İşlem bittiğinde bilgisayar otomatik olarak yeniden başlayacak ve işlem tamam.
  12. Eğer işlem başarısız olursa zip içinden çıkan farklı PHLASH16.BAK*.EXE dosyalarını PHLASH16.EXE ismi ile USB Flash diske koyup işlemi baştan başlatın.
VN:F [1.9.17_1161]
Rating: 9.7/10 (3 votes cast)
VN:F [1.9.17_1161]
Rating: -1 (from 1 vote)

Son zamanlarda izlediğim filmler

24.06.2012 at 0:56

Karanlık Gölgeler

  Geçen gün çalışma saatlerimi rapor ederken son 30 gün içinde 28 gün çalıştığımı fark ettim. Artık bu kadar yoğun bir iş temposu yüzünden haftasonları bile sabah erken kalkar oldum. Bunun üstüne Irak’ta Cuma günlerinin tatil ama pazar günlerinin çalışma günü olması da eklenince. Ne cuma tatil yapabilir oldum ne de pazar. Cumartesileri de kendi işlerim ile geçince haftasonları 12′lere kadar uyuma dönemi geride kaldı. Sanırım yaşlıların da erkenden kalkması buna benzer bir endişeden kaynaklanıyor.

Neyse gelelim filme. Uzun zamandan sonra ilk defa bir ara bulup eşimle sinemaya gitme fırsatım oldu. Aslında çok bilinçli olarak seçmedik bu filmi, gittiğimiz saatte en uygun film buydu. Aynı zamanda da bir Tim Burton filmi olunca çok tereddüt etmedik.

Film biraz fantastik biraz romantik biraz klasik bir tim burton filmi. Başrolde Johnny Depp oynuyor. Güzel bir oyunculuk sergilemiş ama filmin konusu sanki başka bir filme gönderme yapılıyormuş da ben o diğer filmi izlememişim veya bir serinin ikinci filmiymiş de ilk filmi izlemeden ikincisine gitmişsiniz gibi. Ne oldu ne bitti, hayaletler, vampirler, cadılar ve kurt adamlar ortalıkta dolanıyordu. Temelde üç kişilik bir aşk üçgenini konu alıyor. Cadı aşkına karşılık bulamadığı için ortalığı kasıp kavuruyor falan. Güzel miydi? Ben beter böcek gibi bir film hayal ederek girmiştim sinemaya ama o bakımdan beklediğimi bulamadım. Filmde uyumadım ama arada koşa koşa kahve almaya gittim. Filmin sonunda vay be falan da demedim. Merak etmektense izlemenizi tavsiye ederim.

VN:F [1.9.17_1161]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)
VN:F [1.9.17_1161]
Rating: +1 (from 1 vote)

Son zamanlarda izlediğim filmler

23.06.2012 at 1:36

Yangın Var

Az önce Tivibu’nun ücretsiz olarak verdiği “Yangın Var” filmini izledim. Türk filmlerini sürekli takip ederim ama nedense bu filmi kaçırmışım. Belki afişi dikkatimi çekmemiştir veya yoğun bir döneme gelmiş görmemişimdir. Aynı şey “inşaat” filmi için de olmuştu. Film yayınlandıktan neredeyse 1 sene sonra filmi izlemiş ve çok sevmiş ve sonrasında 4-5 defa daha izlemiştim.

Bu film de ona benzer bir film. Olay Diyarbakır Belediyesinin  Trabzon Belediyesine bir itfaiye arabası hediye etmesi ile başlıyor. Sonrası aracın Diyarbakır’dan Trabzon’a getirilmesi sırasında yaşananları anlatıyor. Ara ara insanların Diyarbakırlılara bakışı ve insanların ön yargıları anlatılıyor. Film temelde bir komedi filmi. Kadro çok sağlam ve filmin dili çok akıcı. Süper bir film değil belki ama harcayacağınız 95 dk’nın değerini fazlasıyla alıyorsunuz.

Son zamanlarda Irak’taki bir telekom operatörüne iş yaptığım için Irak’a gidip geliyorum. Iraktayken oranın halkı ve kürtler hakkında bazı bilgiler okumaya başladım. Tam Irak’tan döndüğüm gün bu filmi izlediğim için bana ilginç gelmiş olabilir. Filmde de söylendiği gibi herşeyden önce insanız. Dil, din, ırka göre ön yargılarımızı bir kenara atıp karşımızdakini insan olarak değerlendirmek gerekir. İyi insan veya kötü bir insan olabilir ama şu şehirde yaşayanlar iyidir, şu burçtakiler kötüdür, kısa boylular çakaldır, ayşeler cimri olur gibi ön yargılar hep yanlış sonuçlara çıkar. yargılarımızı önü arkası olmasın, yargılarımız toplumsal değil bireysel olsun.

VN:F [1.9.17_1161]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)
VN:F [1.9.17_1161]
Rating: +1 (from 1 vote)

Perkisyon ve Darbuka Kursları

05.05.2012 at 15:35

Tam bir yıl olmuş yazı yazmıyalı. Eski patronlarımdan biri yazı yazmak çok nankördür derdi. Ne kadar sık yazarsan o kadar rahat yazarsın ama bir defa bıraktın mı tekrar yazmak çok zordur derdi. Aynı onun dediklerini yaşıyorum şu anda. Çok mu yoğunum yoksa hayatımda paylaşacak eskisi kadar çok şey yok mu emin değilim. İnsanlarla daha az şey paylaşır, daha çok aynı şeylerden konuşur oldum sanırım.

İşte bu monotonluğun içinde monoton olmayan tek şey darbuka kursu sanırım. Darbuka veya perkisyon (vurmalı çalgılar) maceram 2-2,5 sene önce başladı. Belarus’un hareketli hayatını bırakıp Türkiye’ye döndüğüm gün sosyalleşmeliyim diye içim içimi yerken bir yandan internetten tiyatro bileti alıp bir yandan da katılabileceğim kursları araştırıyordum. Zamanında lisede bateri kursuna başlamış ama ilk gün hoca gelmeyince ben de vazgeçmiş sayılmıştım. Ayrıca okulda sadece bir tane bateri olması ve o baterinin de sürekli okulun muzik grubu tarafından kullanılıyor olması beni çok çabuk ikna etmişti. Ama her insan gibi dizlerimde, masada veya hiç olmadı havada bateri çalmaya devam ettim.

Neyse Türkiye’de perkisyon denince ben tek bir isim biliyordum; Okay Temiz. Sanırım televizyonlarda o dönem adını en çok duyuran Okay Temiz’di. Web sitesine girip başvuru formunu doldurdum sonrasında başka kimler varmış diye bakarken Engin Gürkey‘i keşfettim. Onun da web sitesinden başvuru formunu doldurdum. Yaklaşık 2 gün sonra cep telefonuma Engin hocadan bir SMS geldi. Yeni bir kurs başlıyormuş hemen gelebilirmişim. Hem bu kadar çabuk cevap gelmesi hem de cep telefonuma kişisel olarak bir yanıt gelmiş olması güzel geldi. Mesaj atan kişiye telefon açtım ve Engin hocadan kurs hakkında bilgiler aldım. Genel itibariyle Engin hoca çok sıcak kanlı biri. Kursa gitmeye karar verdikten sonra başka arkadaşlarımın da daha önceleri oraya gittiğini öğrendim.

Neyse kursa başladım. İlk gün Engin Hoca kursa katılanları birbirleri ile ve eski öğrenciler ile tanıştırıp grubun kaynaşmasını sağladı. Sonra oturduk Congoların başına önce biraz konuşmadan sonra hemen çalmaya başladık. Engin hoca ekibi yönetmek konusunda veya insanları kolaylıkla birşeyler çaldırma konusunda çok yetenekli.

Atölye yandaki resimdeki gibi bir yer. Biz ufak atölyede başladık daha sonra (4-5 ay sonra) bu resimdeki yere geçtik. Engin Gürkey’in atolyesinde farklı günlerde farklı kurslar oluyor. Biz latin perkisyonu ile başladık sonrasında Türk Perkisyonuna geçtik. Bu kurs süresinde 3 defa Taksimdeki Balans Jolly Joke’de konsere çıktık. Engin Gürkey Latin Perkisyonu için en doğru yer bence. Çok fazla müzik aletini çalma şansınız oluyor. Engin Hoca hepsi hakkında bilgili ve eğer isteğiniz veya hevesiniz varsa öğretmeye eğilimli biri.

Biz Latin Perkisyonundan sonra Türk Perkisyonuna geçtik. Orada darbuka, bendir ve davul çalınıyor. Önce Türk makamları çalışılıyor. Türk makamlarından sonra da kompozisyonlara geçiliyor. Parçalar uzun ve çok alıştırma yapmak gerektiriyor. Engin Hoca tüm şarkıların notalarını da veriyor ama yıllardır müzik yapan biri değilseniz ve çok hızlı nota okuyamıyorsanız notadan okuyup çalmak nerdeyse imkansız. Ayrıca haftada bir defa kursa gelip hızlı ilerlemek de imkansız. Böyle olunca Türk müziklerinde durum iyice sıkıcı olmaya başlıyor. Yanlış anlaşılmasın kurs süresince inanılmaz eğleniyorsunuz ama sonuç itibariyle baktığınızda tek başına darbukayı eline aldığınız zaman 8-9lik düm tek dışında anlamlı birşey çalamayan biri olduğunuzu anlıyorsunuz. 8-9′lik ritimi de anca 1 dk çalabiliyorsunuz sonra kolunuz ağrıyıp bırakıyorsunuz. İşte 1 yılın sonunda bu noktaya gelmiş olmak canımı sıktığı için sessiz sedasız mekanı terk ettim. Tekrar söylemek istiyorum eğer bu işlere hevesiniz varsa Latin Grubuna mutlaka katılın.

Yanda verdiğimiz konserlerden de bir fotograf görebilirsiniz. Kısaca ondan da bahsedeyim. Engin Gürkey yaklaşık 2 ayda bir Taksimdeki Balans Jolly Joker’de bir konser veriyor. Bu konser öncesinde perkisyon gruplarının 3′er şarkılık konserleri oluyor. Yaklaşık 12-13 grup çıkıyor ve geceden çok keyif alıyorsunuz. Sanırım bu da Engin Gürkey gibi sürekli sahnelerde olan biri ile çalışmanın avantajı olsa gerek.

Farklı grupları araştırırken bir fırsat sitesinden Jozi Levi’nin Brezilya Perkisyon kursu için bir fırsat aldım. Sanırım 80 liraya 4 haftalık bir kurstu. Mekan olarak Engin Gürkey’in bir alt sokağı gibi bir yerdeydi. Jozi Levi Brezilya müziği konusunda çok ünlü biriymiş. Ama sanırım bu kurs işlerinde biraz yeni olsa gerek. Kurs yaptığımız yer de çok iç açıcı değildi. Ayrıca kursa gelenler de benim gibi internetten göz kararı fırsat alıp geldikleri için konuya çok hakim değillerdi. Gittiğim tek dersin sonunda büyük bir baş ağrısıyla eve döndüğüm için kursa devam etmeyi hiç düşünmedim. 80 liram Brezilya Milliyetçiliğine feda olsun.

Elit bir insan olduğum dönemlerde taksimde bir jaz festivaline katılmıştık. Bu etkinlik kapsamında farklı yerlerde ufak konserler veriliyordu. Bu konserlerin biri de Galata Kulesinin yanındaki Mısırlı Ahmet Galata Ritimhanesindeydi. Mekan zemin katın bir kat altında duvarları süngerle kaplı, darbukaların içindeki ışıklarla aydınlatılmış loş ve mistik bir yerdi. Sahnede sanırım 5 kişi vardı ve darbuka ile hiç bir yerde duymadığım kadar hızlı ve darbukadaki “düm” ve “tek” sesleri dışında bir sürü ses çıkartıyorlardı.  Konser yaklaşık 15 dk sürdü ama tadı damağımda kaldı. Burası sadece darbuka eğitimi veren ve sadece darbukanın çalındığı bir yer. Bir kurs olmanın yanında aynı zaman kendine özgü bir eğitim sisteminin de uygulayıcısı. İlk başta bu kursun haftada 2 saatten fazla zaman alacağını anlayıp çok heveslenmemiştim. Zaten yeni kurs kayıtları da yoktu.

Yine sosyalleşme konusunda darlandığım bir gün Mısırlı Ahmet’in web sitesine girmiştim. Çarşamba kursu başladı kaçırmayın diyordu. Hemen atladım. Ben gittiğimde 3 hafta olmuştu kurs başlayalı. Borumu Engin Gürkey’de 1 sene eğitim aldım diyip 3 haftayı hallederim diyerek kursa daldım. Buradaki eğitim Engin Gürkey’den daha farklı. Örneğin nota yok. Nota olmayınca herşeyi ezberlemeniz gerekiyor. Ezberlemek için de çok fazla tekrar etmeniz gerekiyor. Aynı zamanda size hangi vuruşu hangi parmağınızla yapmak ZORUNDA olduğunuzda söyleniyor. Yani ben şöyle daha rahat çalıyorum yok. Daha despotça bir yaklaşım var. Ama her zor işin belli bir disiplini olmak zorunda. Bir süre sonra bu disiplinin aslında ilerisi için gerekli olduğunu anlıyorsunuz. Eğer hızlı çalmak istiyorsanız bunun bir tek yolu var ve o da size söyleniyor.

Bu kursa halen devam ediyorum. Kurs 6 ay ara verdim ama sonra tekrar koşa koşa gittim. Kurs boyunca en çok işime yarayan şey hafızamın gelişmesi oldu. Aynı yazı yazmak gibi hafıza da kullanıldıkça gelişen birşey bence.  Kursa yaklaşık 8 aydır gidiyorum ve az çok darbuka çalabilmeye başladım. Parmaklarım eskisine göre çok hızlandı. Derslerin yanında haftada bir gün de etüt var. Derste bazı şeyleri çok fazla tekrar etme fırsatı olmadığında etütte sizden daha tecrübeli kişiler size takıldığınız yerleri gösteriyor. Aynı zamanda mekanın yalıtımı da güzel olduğu için istediğiniz kadar yüksek sesle çalabiliyorsunuz. Evde darbukam var ama komşular rahatsız olmasın diye içine havlu doldurdum öyle olunca düm tek yerine darbukadan dub tub gibi sesler çıkıyor. Neyse eğer darbukaya hevesli ve darbuka konusunda romenlerden daha iyi olmak istiyorsanız Mısırlı Ahmet doğru bir yer.

Mısırlı Ahmet’in müziklerinden bir örnek için buraya bakabilirsiniz. Bizim çalıştığımız kompozisyon için buradaki ilk video’ya bakın.

VN:F [1.9.17_1161]
Rating: 9.8/10 (4 votes cast)
VN:F [1.9.17_1161]
Rating: +2 (from 2 votes)

Dandik bir iMac incelemesi

06.05.2011 at 2:41

Macintosh dünyasını çok bilmem, i(ay) ile başlayan ne pad’im, ne pod’um, ne de phone’um var. Ama gel gör ki, cahillikten gelen merakla macintosh’ların çok iyi çok hızlı aletler olduğunu düşünmüşümdür hep. Hatta bir iki defa 4-5 GB’lık macintosh imajları çekip notebook’a kurmaya çalışmışlığım ve başaramamışlığım bile var. Sonunda arkadaşımın şirketindeki grafiker işten ayrılınca onun kullandığı iMac boşa çıktı ve iMac’i bir süreliğine kapıp deneme şansım oldu.

İlk gördüğümde herkes gibi ben de görünüşünü çok beğendim. Hatta mouse’un üzerinde dokunmatik scroll olmasına epey bir saygı duymuştum.

Yanda temsili resmini görebilirsiniz. Görüldüğü gibi alet kocaman ve güzel görüntülü bir ekran ve kablosuz klavye ve mouse’dan oluşuyor. Bunun dışında herhangi bir kasaya ihtiyaç duymuyor. Herşey ekranın içinde. Ekranın sağ tarafında DVDrom arkasında da usb portları bulunuyor. Ayrıca alette kablosuz internet bağlantısı olduğu için network bağlantısı için de bir kabloya ihtiyacınız yok. Bir tek elektrik kablosu yeterli oluyor. Görüntü olarak çok şık bir alet. 21,5 inch’lik ekranı da görenleri hayran bırakıyor.

Ekran cidden kaliteli ve şık. Mouse ve klavye için pil gerekiyor. Bilgisayarı açtığınızda işletim sisteminin yüklenmesi yaklaşık 30-40 saniye sürüyor. Biz bilgisayarı 5-6 gündür hiç kapatmadık, zaten ekran korumaya geçtiğinde bilgisayar kapanmış gibi oluyor. Ondan sonra mouse’a dokunur dokunmaz ekran açılıp kullanmaya başlayabiliyorsunuz.

Eve gelen temizlikçi kadın bile beğendi iMac’i. O derece yani. İşin estetik kısmı diğer apple ürünleri gibi çok güzel. Bu afilli aletin satış fiyatı 2,800 TL civarları. Donanım olarak intel core 2 duo işlemci, 500 GB harddisk ve sanırım 4GB ram’li bir makina. Ekran kartı nedir bilmiyorum. Nasıl bakılır nerden bakılır onu da bilmiyorum. Linux’den bildiğim birkaç şeyi denedim yemedi. Yardımı falan kurcalayınca System Profile diye birşey varmış oradan tüm bilgilere ulaşılabiliyor. Ekran kartı olarak NVIDIA GeForce 9400 varmış.

Benim estetikle çok işim olmadığı için ben işlev kısmına geçiyorum. Aletin üzerinde MacOS X geliyor. Sanırım şu anda üzerinde Leopard var. İşletim sistemi hep farklı bir kedigilin adı ile anılıyor. İşletim sistemi bildiğim kadarıyla Unix tabanlı bir işletim sistemi. Örneğin terminalden dosyaları görüntülemek için “ls” komutunu kullanıyorsunuz. Yetkiler, dosya yapısı falan Linux ile benzer duruyor.

Donanım ile işletim sistemi bütünleşik olarak satıldığı için uyumsuzluk sorunları gibi sorunlar tabiki yok. Bunun yanında yazılım geliştiriciler için işler daha standart olduğu için yazılımları MacOS’a uyarlamak çok zor olmasa gerek. Bir de MacOS kullanıcıları daha elit bir kesim olduğu için yazılımlar için para verenlerin oranı windows kullanıcılarına göre %500 daha fazladır diye düşünüyorum. (en azından Türkiye ve benzeri ülkeler için.). Linuxcüler zaten özgür yazılım ayağına beleşçi oldukları için onlar için bir oran vermiyorum :)

MacOS’u kullanırken en çok şikayetçi olduğum şey @ harfini yazmak için CMD + q harfine bastığımda tarayıcının kapanması oldu. Neymiş efendim ALT + q tuşuna basmalıymışım. CMD + q uygulamadan çıkmak için kullanılan genel bir tuş kombinasyonuymuş. Bir yere üye olmak için bir formu dolduruyorsunuz, en son email adresi yazayım derken hop tarayıcıyı kapatıyorsunuz. Ama nedense o durumda bile MacOS’a kızmak yerine “ah benim hatam” diye o kusursuz aletin suçu olmadığını düşünüyorsunuz. (Hadi ordan)

İşte adamlar aleti öyle yapmışlar ki derinlemesine kurcalama, normal işleri yap gerisine karışma gibi bir mesaj alıyor insan. Programı internetten indireyim kurayım çalıştırayım. Onun dışında arka plan resmini bile değiştirmek istemiyorsun. Apple benim için en güzel arkaplan resmini seçmiştir diyip devam ediyorsun. Öyle olunca herşey çok güzel çalışıyor, sorunsuz bir işletim sistemi diye bütün sorunları kendi suçunuz olarak görüyorsunuz.

Ben yıllardır Ubuntu kullanıyorum. Ubuntu bir linux versiyonu ve Linux dağıtımları içinde şu anda en popüleri ve en çok kullanılanı. Ben ubuntu’da her şeyi ubuntuya yaptırabiliyorum. Mesela bilgisayar açıldığında resmimi çekip bir klasöre koy sonra ben o resimleri birleştirip kendime klip yapacam diyebiliyorum. Bunun için 3-4 satır script yazmam ve bilgisayarın açılışına koymam yeterli. Aynı şeyi MacOS’da yapabilir miyim? Ne gerek var derim ve bu işi yapan bir program var mı diye bakarım muhtemelen. Şu 15 günlük dönemde anca 2 program kurup onları kullanabildim. Kurcalayıp bozabilecek birşey bulamadım açıkcası. İnternete gir çık.

MacOS kullanırken midemi bulandıran ikinci olay da USB diskimi iMac’e takıp download ettiğim bir dosyayı usb diske yazmak istediğimde oldu. Dosyayı NTFS diske yazamayınca internetten ufak bir arama yaptım ve MacOS’un NTFS diske yazamadığını öğrendim. Ne gerek var değil mi :) Buna benzer sorunları Linux’da 5-6 sene önce vardı. Şimdi Linux’de hiçbirşey yapmadan NTFS disklere yazıp okumak mümkün. Ama Apple amca buna gerek duymamış. Muhtemelen MacOS’da NTFS’den daha iyi bir sistem var ve MacOS NTFS’i destekleyeceğine diğer sistemler MacOS’un sistemini desteklesin demişlerdir.

He unutmadan bir de klavyede delete duşu yok. Sadece backspace tuşu var. Yine Apple amcalar gerek duymamışlar. Dosyaları silmek için çöp kutusuna taşımak gerekiyor.

Aslında benim Macintosh merakım TextMate isimli editör yüzündendi. Bu editör çok sade bir editör olmasına rağmen çok işlevsel bir editör. Amcalar sadece mac kullandıkları için editörü başka işletim sistemlerine taşıma ihtiyacı duymamışlar. Nerdeyse bütün RubyOnRails kullanan babalar da mac ve bu TextMate’i kullandığı için editör nerdeyse RubyOnRails’in resmi editör gibi birşey. Sırf bir editör için bir işletim sistemi kullanılır mı tartışılır ama bu editöre alternatiflerin çıktığını gördüğüm andan itibaren MacOS benim için bitmiştir. (Sublime Text 2)

En son olarak parasal durumları düşünürsek. Bu aletin sıfırı 2,800 TL civarında demiştim. İkinci elini 1,900 TL civarında alabilirsiniz diyelim. Haftasonu kadıköydeki bilgisayarcılara gidip benzer bir sistem toplattım. 24 inc led ekran, işlemci i7, 8GB ram, 1 TB disk ve iyi bir ekran kartı koydurdum. Fiyat 1800 civarı çıktı. Eğer aynı özelliklerde bir bilgisayar toplasaydım yaklaşık 1200 lira gibi birşey tutacaktı. Üstelik benzer özelliklerde bir cihaz alırsanız üzerine MacOSX bile kurabiliyorsunuz. Bunun için internette epey bir yazı var. Böylece ikinci elinden bile 600 lira ucuza bir macintosh toplayabiliyorsunuz.

Sonuç olarak görüntü ve şıklık sizin için önemli bir kriter ise iMac çok güzel ve şık bir cihaz. Düşünmeden alabilirsiniz. Ama fiyat performansı daha çok düşünüyorsanız o zaman kendi çakma iMac’inizi toplayabilirsiniz. Ben özgürlüğümü hiçbirşeye değişmem diyorsanız o zaman MacOS’un size uygun birşey olduğunu düşünmüyorum. Ubuntu bize yeter.

VN:F [1.9.17_1161]
Rating: 7.7/10 (6 votes cast)
VN:F [1.9.17_1161]
Rating: +1 (from 5 votes)

Allah Var, Din Gerçek

15.02.2011 at 21:39

Geçen gün internette Penguen dergisinin çizdikleri bir karikatür için özür dilediklerini okudum. Merak ettim ve internette olayla ilgili haberleri okuyayım dedim. Bulabildiğim haberler genelde 10 satırlık bir haberin yalan yanlış kopyaları oldu. Ne adam akıllı bir haber, ne de adam akıllı bir eleştiri bulabildim. Ama haberlerin altındaki yorumlar hem haberden hem de karikatürdeki konudan daha dehşet vericiydi. Lanet okuyanlar mı dersin, asıp kesmek isteyenler mi, vatan hayinliği ile suçlayanlar veya aptal diyenler mi dersin. Nasıl bu kadar acımasız olduk, nasıl bu kadar çabuk kin ve nefrete büründük anlamadım. Karikatürdeki olayı kırmızı ile işaretlemeyip okla göstermeseler kimsenin göreceği yok, kaldı ki bu bir mizah dergisidir, tezatlarla mizah yapmaktadır. Mahkeme duvarında “Adalet yalan” yazması komiktir bence. Duvarında “Adalet yalan” yazan bir mahkeme çizdiklerinde avukatlar “bu adalet sistemine hakarettir” mi diyecekler. Diyebilirler ama kimse ciddiye almaz bence. Din konusu daha hassas bir konu bile olsa insanları zorla galeyana getirici haberler çok doğru gelmiyor bana. Hele ki camilerdeki kandilleri görmemiş birinin her şeyi bir taraflara çekmeye çalışması da işin içinde kasıt olduğunu gösteriyor bence.

VN:F [1.9.17_1161]
Rating: 5.5/10 (4 votes cast)
VN:F [1.9.17_1161]
Rating: 0 (from 0 votes)

Google