Ana Sayfa

Bayram Güncesi

15.12.2008 at 16:54

Kurban bayramı denince çocukluğumdan anca 2-3 anı hatırlıyorum. Bir tanesi Daçkada yatakhane arkasına getirilen 20-30 tane koyunun peşpeşe kesilmesi, diğer bir tanesi evin arkabahçesinde yine koyun kesilmesi, sonuncusu ise el öpmeye gittiğimiz komşumuzun yanlışlıkla çok para verip daha sonra parayı geri alması. Bir iki bayram namazı kaçırma olayı ve bir iki soğukta dışarıda gazete kağıtları üzerinde namaz kılma olayı da var ama onların kurban bayramında olup olmadığı konusunda emin değilim.

Bu sene öncekilere nazaran daha geleneksel bir kurban bayramı yaşadım. Öncelikle bizim kuzenin hanımının köyündeydik. Orası genelde zengin insanların köy özlemlerini gidermek için yaşattıkları bir yer. 20 sene önce kurulmuş bir köy aslında. 20 sene önce kurulduğu için asfalt yolları, elektrik ve suları düzgün şekilde. Telekom uydu üzerinden kablosuz olarak köye telefon hattı bile getirmiş. Neyse, burada önce bayram namazını kıldık. Daha sonra tüm köylü cami dışında yaşlıdan gence doğru tokalaşa tokalaşa bir kare oldu, dualar okundu, bayramlaşıldı. Ardından her evden bir tepsi yemek camiye getirildi. Gelen tepsilerin bazısında sadece kahvaltılık, bazısında çorba, dolma, kurufasulye, baklava gibi şeyler vardı. Artık bahtına hangi tepsi boşsa onun yanına oturup içinde ne varsa onu yiyorsun. Bizimkinde dolma, kurufasulye ve baklava vardı. Ben tatlı ve tuzluyu aynı anda yiyebilen biri olduğum için hapur hupur ne varsa yedim. Muhtemelen Özlem olsa aç kalırdı.

Kurban faslında epey bir yorulduk. Yaklaşık 10 kişi 2 tane kurbanın tüm aşamalarında görev aldık. Sadece kesme işini tecrübeli biri yaptı. Deriyi çıkartma, kesme, ayıklama falan hepsinde bifiil görev aldım. Bir ara ellerim, pantalonum falan kan içindeyken “acaba bu halimi video’ya alsalar ilerde başbakan olduğumda insanlara izletseler kötü bir imaj olur mu diye düşündüm.” Mesela şimdi başbakanı kanlar içinde kurban keserken görsek garipser miyim bilmiyorum. Sonuçta dini bir olay ve kan işin doğası gereği var.

  • Kurban bayramından önce rejime başlamanın da çok yanlış olduğunu gördüm. Tüm bayramlama işlerini 1 güne sığdırdığımız için peşpeşe gittiğimiz yerlerde peşpeşe tatlıları götürdük. Akşam eve geldiğimde epey bir toktum. Yine gece yarısına kadar dizi izledim. Dizi izlerken canım sıkılıp birşeyler yemek istediğimde gün boyunca yediklerimin pişmanlığıyla bir havuç yedim. Sonra uzun bir süre kendimi çok tok hissedince havucun çok doyurucu olduğuna karar verdim. Halbuki ertesi gün akşamında yediğim havuç o kadar etkili olmadı.
  • Benim rejimime inat Özlem evde havuçlu mafin yaptı. Yememek için direnmeme rağmen 3-4 tane yedim. Allahtan midemi bozdu da daha fazla yemedim.
  • Bugün öğlen spor’a başlıyorum. Çantamda taşımamak için spor ayakkabılarımı kot pantalonumun altına giyerek işe geldim. Yolda milletin hep siyah ayakkabı giydiğini görerek kendimi kro gibi hissettim. Ama valla çok da umurum olmadı.
  • Bayramdan önce yemek malzemeleri satan bir yerde alışveriş yaparken kavhe şurupları satan biriyla tanışmış(Ertan Bey) ve bize numuneler göndereceğini söylemişti. Bayramdan önceki cuma günü 1 büyük badem aroması, 1 şişe pompası, 2 (basınçlı tüpte) krem şanti, 2 kahve fuarı davetiyesi, 3 tane uzun kokteyl karıştırıcısı, 2 tane de ufak numune şurup geldi (naneli ve çilekli). Ertan B ey’in bu kadar uğraşıp bize numune göndermesi pek bir hoşumuza gitti. Bakalım haftaya kahve fuarı var. Özlemle erkenden gidecez.
  • Motorun bujisi patladı. Tamircinin dediğine göre eski gittiğim servis bujileri tam sıkı takmadığı için böyle birşey olabilirmiş. Henüz hasarın ne kadar olduğunu öğrenemedim. Adamın dediğine göre epey bir masraf çıkabilirmiş. Usta bir tanıdığın tanıdığı. Şu ana kadar çok kazıkçı bir imaj yaratmadı bende. Söyleyeceği rakam muhtemelen insaflı bir rakam olacak ama ufacık bir sorundan bu kadar büyük sorun çıkması sinir bozucu. Artık ustalara aşırı güvenmemek gerektiğini düşünüyorum.
  • CBF150 grubundan tanıdığım bir arkadaşı AKP’nin bombalanması olayı yüzünden içeri almışlar. Çocuk kurye ve böyle birşey yapmasına imkan vermediğim biri. Muhtemelen biri bir paket vermiş o da bırakmıştır ama inşallah bir an önce içeriden çıkar. Arkadaşın suçsuz olduğunu inananlar olarak bir imza kampanyası başlattık. Buradan imza atabilirsiniz.
  • Bu yazıya başladıktan sonraki öğlen arasında spor salonuna gittim. Hoca benden 2 yaş küçükmüş. İyice yaşlandık artık. 10 dk koşu, 10 dk bisiklet yapıp ardından karın kol falan çalıştık. Özellikle kucağımda kocaman bohça (bkz. göbek) ile o hareketleri yapmak çok zor oldu. Ardından duş alıp salata ve çorba sipariş ederek şirkete geldim. Şimdilik herşey güzel. Yarın şirketten Rahim’de aynı yere başlıyor. Belki şirketteki bayanlarda başlayacak. Epey bir gaza geldik bakalım. Benzer bir gazı daha öncesinde bisiklet konusunda yaşamıştık. Daha sonra bir de tenis konusunda yaşadık :) ben ikisini de bıraktım ama devam eden arkadaşlar var. Hoş tam bıraktım sayılmaz ama daha seyrek yapıyorum. 3 ayda bir falan. Umarım bunda da aynısı olmaz.


1 Bu konuda bir daha yazma2 Saçmalamışsın3 Kötü bir yazı4 Gereksiz bir yazı5 Ne iyi ne kötü6 İyi olmuş ama eksik yönleri var7 Güzel aslında ama tuzu mu az olmuş8 Güzel bir yazı olmuş9 Duygularıma tercuman olmuşsun10 Süper bir yazı olmuş (Henüz oy yok)
Loading ... Loading ...

Evlilik ve Blog

04.12.2008 at 11:27

Evlendikten sonra çok kolpa yazılar yazdığımın farkındayım. Aslında evlenmeden önce olduğu gibi sürekli “bunu da blog’a yazayım” diye geçiriyorum içimden ama bir türlü vakit bulup da o düşündüklerimi yazıya dökecek vakit bulamıyorum. Önceden eve gelince hızlıca yemek yer biraz televizyona bakar sonra da doğruca bilgisayarın başına geçerdim. O zaman 5-6 saat bilgisayar başında otururken arada blog’uma da birşeyler yazardım. Şimdi evlenince öncelikle yemeği Özlem’le birlikte hazırlamak durumunda kalıyoruz. Sonra oturup enikonu yemek yiyoruz, ardından eğer vakit varsa bir dizi veya film izliyoruz. Sonra da zaten uyuya kalıyorsun. Aslında dizi veya film izlemek yerine insan bilgisayarda blogunu yazabilir ama evlilik denen müessese bu kadar bireyselliğe -şimdilik- izin vermiyor. Zaten de o kadar bireyselliği de istemiyorsun. Ben daha önceki yazılarımda yalnız olmaktan keyif aldığımı söylemiştim ama şimdi durum biraz değişti. Artık eve geldiğimde evde bir kişinin daha olmasını bekliyor insan. Birlikte yemek yapacak, birlikte yemek yiyecek birini arıyor.

Neyse, yeni evlenen çiftlerde genelde bu sorun var. Bir iki yeni evlenen arkadaşımın bloglarında son 2-3 aydır yaprak kıpırdamadığını görmek tezimi biraz daha destekliyor. Blog yazmak için doğru zamanın ne zaman olduğunu halen bulabilmiş değilim ama şu anda işten kaçamak yaparak yazmaya karar verdim. Aslında düşüncem yazıya başlayıp gün içinde boş kaldığım zamanlarda yazıya devam etmek. Şimdi kısa bir girizgah yaptığıma göre maddeler halinde yazmaya başlayacağım. Gün içinde aklıma gelenleri ekleyip sanırım akşam 6 gibi yazıyı göndereceğim bakalım nasıl olacak.

  • Kilo 0,1 ton’a yaklaştıkça rejimle ilgili çalışmalarım hızlandı. Spor salonuna gitmeye başlamam lazım ama yine zaman sorunu yaşıyorum. Bu sorunu çözmek için öğlen aralarında spor yapıp sonrasında da hızlıca bir sandivich yemeye karar verdim. Belçikada adamlar öğlenleri bu şekilde spor yapıyorlarmış. Ama bizim Bulgurlu’daki spor salonlarında ilginç bir uygulama var. Sabahtan öğlene kadar sadece kadınlar spor yapıyor, öğleden sonra karma oluyor. Bu yüzden saat 12-13 arasında spor yapma şansım kalmıyor. Mecburen 13-14 arasında spor yapmam gerekecek. Sanırım iş açısından bir sorun olmaz.
  • Geçen Metro alışveriş merkezinden alışveriş yaptık, dün torbaları boşaltırken torbaların birinden kedi maması çıktı. Faturaya baktım parasını da vermişiz. Artık alışveriş yaparken kendimizi nasıl kaybettiysek :)
  • Yaklaşık 4-5 aydır yurt dışına iş için gidecem diye bekliyorum ama halen bir gelişme yok. Artık Özlem’de inanmıyor gideceğime.
  • Özellikle bir yere gitme durumlarında ne kadar çok kişiye söylerseniz o yere gitme şansınız o kadar azalıyor. Şimdi düşünüyorum da, bu zamana kadar girdiğim tüm şirketler bana yurt dışına gitme vaadinde bulunmuş. Ama bu sefer gidecem. Hissediyorum.
  • Wii ile davul çalmaya başladım. Davul dediğim de bateri. Şimdilik yavaş yavaş ilerliyorum ama güzel gidiyor bence. Ama gerçek bateride nasıl harikalar yaratırım bilmiyorum. Newsweek dergisinde müzik dinlerken beynin tümünde hareketler olduğu yazıyor. Eğer müzik yapıyorsanız beyin daha bir şevke geliyormuş. Wii music bu keyfin kolaydan elde edilmiş hali.
  • Bilgisayara ufak bir ajanda programı kurdum, şimdi hergün saat 11 ve 16′da bilgisayar ara öğün yemem için uyarıyor.
  • Ben bir yandan rejim yapma cabaları içindeyken Özlem’de pasta, kurabiye gibi şeyler konusunda ustalaşmaya çalışıyor. (hain :) ) Birbirimizi tamamlıyoruz. Özlem’i şişman olduğuna -telkin yoluyla- inandırmaya çalışıyorum.
  • Zayıflamak sabır ve irade gerektiren bir süreç. Uzun hedefler koyulmazsa başarılı olunmuyor. Aslında hedef koymak da yanlış bir yaklaşım. Çünkü hedefe ulaştıktan sonra bir rahatlama oluyor. Hedef hayat standardını değiştirmek olmalı.
  • Adım sayıcı aldık. Böyle aletler olduğunu biliyordum ama muhtemelen pahalıdırlar diye hiç düşünmüyordum. Geçen bir programda günde 7.777 adım yürünmesi gerektiği söyleniyordu. Günde kaç adım gittiğimi bilmediğim için daha kaç adım daha atmam gerektiğine karar veremiyordum onun için eminönünde bir dükkandan 5 YTL karşılığı ufak bir alet aldık. Günde ortalama 2000-3000 adım arası atıyorum. Motora bindiğim zamanlarda muhtemelen çok daha az oluyordur. Aletin sıfırlama düğmesine basıldığı anda kayıtlar sıfırlanıyor ve o düğme çok kolay basılabilecek bir yerde. Sıfırlama işlemini daha zor yapsalarmış çok daha güzel olurmuş. Bu aletlerin 10 YTL’ye radyoluları da varmış ama ne kadar sade o kadar iyidir bence.
  • Apartmandaki komşuların neredeyse hiçbirini tanımıyoruz. Geçen 6. katta Yusuf diye biri ile tanıştım, ayrıca bizim kattaki bayanla bir sabah asansörde karşılaştık, günaydın, iyi günlerden başka bir muhabbet geçmedi. Bir de bizim çapraz komşumuzla yine asansörde yukarı çıkarken karşılaştık, adam beni motorlu kurye sandı. Türkçe konuşuyordu ama sanırım norveç taraflarından gelme biri.
  • Bir ara Özlem kat komşularımıza mafin yapıp götürmek istiyordu. “Komşu sana mafin getirse yer misin?” diyerek onu bu işten vazgeçirdim. Artık kimse kimseye güvenemiyor canım. :) Ben yerdim o ayrı. Eve bile davet ederdim.
  • Eminönünde pasta malzemeleri satan bir yerden kahve aroması aldık. Daha önce Özlem FO marka bir karamel aroması almıştı, bu sefer irish cream alalım dedik. Dükkanda hem FO hem de Teisseire marka şuruplar vardı. Bu sefer FO olmayanı alalım dedik. Kasaya geldiğimizde bir adam neden bu markayı aldığımızı sordu, biz de FO iyi değilmiş onun için bir de bunu deneyelim dedik. Adam o markanın Türkiye distribitörüymüş, bize kartını verip, adresimize numune şuruplar göndermeyi teklif etti( beleş ). 2 gün önce adresimizi mail attık, dün adam cevap yazarak bir de büyük boy şurup göndereceğini söylemiş. Daha numuneler gelmedi ama şimdiden pek bi memnun kaldık. Ahanda adresi.
  • Numara taşınabilirliğinde beklediğim gibi şeyler olmadı. Ben daha çok telefon kampanyası olur diye bekliyordum ama olmadı. Zaten numara taşınabilirliği kimsenin beklediği gibi olmadı. Turkcell tüm binasına +1 yazmış diyorlar. Yani 1 milyon kişinin numarasını Turkcell’e gecirmesini hedefliyorlarmış. Ben de telefon fiyatları ucuzlayacak, yeni telefon alacam diye seviniyordum. Fiyatlar hiç değişmedi. Artık tüm umudum kriz.
  • Yazıyı dün akşam göndermeyi unutmuşum şimdi devam ediyorum. Müjde dün akşamdan bu yana 1 kilo vermişim.
  • Bizim sitenin girişinde lavuk bir köpek var. Her seferinde ben gelirken kaldırımın arkasına saklanıyor ve yaklaşınca önüme doğru atlıyor. Çarpmamak için yavaşlamak zorunda kalıyorum. Durup suratına bakıp “eee nooldu şimdi” diyorum cevap vermeyince yallah yola devam. Mal köpek kaldırımın arkasına sadece kafasını saklıyor, kıçı yine havada kalıyor. Böyle olunca hiç süprizi kalmıyor. Isırmıyorda. Hava civa. Bi gün sabah bu uyurken yanına yaklaşıp intikam almak için gazı sonuna kadar açtım ama çok sallamadı. Bir gün de hızla üzerime koştuğu bir gün tekme atar gibi yaptım çok sinirlendi. Şu aralar aramız iyi.
  • Newsweek Türkiye diye bir dergi çıkmış, iki sayısını aldım ve çok beğendim. İnsan kendini amerikada gibi hissediyor :) Haberleri Penguen ve Uykusuz dergisinden takip eden biri olarak newsweek benim için devrim niteliğinde bir dergi.
  • Osmanlı Cumhuriyeti filmine gittik geçen. Açıkcası çok fazla beğenmedik. Biraz milliyetçi duygulara çalışılmış ama pek komik bir film olmamış. Ben daha komik olur diye düşünüyordum. Mesela fragmanlarında padişahı yanlış olarak arayan biri ile padişah arasındaki telefon görüşmesi vardı, filmde o sahne yoktu. Bir de hata yakaladım filmde. Şimdi Osmanlının en doğu sınırı Ankara olmuş. Bu demektir ki il sayısı azalmış. Bu durumda İstanbul’un plaka numarasının 34 olarak kalması bence hatalı. Hee şimdi derseniz ki belki şu anda ilçe olan yerler o zaman il yapıldı ve yine 81 il vardı, bak o olabilir işte. Ama isim sırasına göre İstanbul’un 34′de olması zor duruyor.
  • The Office diye bir dizi izlemeye başladım. Sagolsun Rahim tüm bölümlerini çekmiş, bir seferde hepsini aldım. Şu anda 5. sezonu bitmiş sanırım. Ben halen 3. sezondayım. Eğlenceli bir dizi, tavsiye ederim.
  • Evet, biraz kolpa da olsa ilk yazımı yazmış oldum. Gerisi gelir inşallah.


1 Bu konuda bir daha yazma2 Saçmalamışsın3 Kötü bir yazı4 Gereksiz bir yazı5 Ne iyi ne kötü6 İyi olmuş ama eksik yönleri var7 Güzel aslında ama tuzu mu az olmuş8 Güzel bir yazı olmuş9 Duygularıma tercuman olmuşsun10 Süper bir yazı olmuş (2 oy kullanıldı, ortalama: 10 / 10)
Loading ... Loading ...

Lösev

09.11.2008 at 4:17

 

Bu akşam Özlem’in ablası bize Fahir Atakoğlu’nun konserine iki tane bilet verdi. Yapacak da çok başka birşeyimizin olmaması ve biletlerin beleş olması bizi konsere gitmeye epey bir heveslendirdi. Tabi konserden önceki kokteyl’de cabası. Neyse önce internetten konser hakkında bilgilere baktık. Bilet fiyatlarına da bakıp gitmeye değer bir konser olup olmadığını inceledik. Bir iki aramadansonra konserin aslında Lösev’in 10. yılı için yapılan törenin sonunda olan bir konser olduğunu öğrendik. Töreni Beyaz sunuyormuş. Herhalde kötü olmaz diyerek yola koyulduk.

Konser iş sanat’taydı. İş sanat leventte metrocity’e gelmeden önce sağa sapılarak gidilen bir yerde. Zaten tabelalar da yerini gösteriyor. Canti bir konser olur diye motor pantalonunu giyip konsere kuryeci gibi gitmek istemediğim için kot pantalonumla motora binmek zorunda kaldım. Tabi bunca zaman içlikli motor pantalonu ile sıcacık giderken, sadece kot pantalon ile insan inanılmaz bir şekilde üşüyor. Öyle ki, önce bir üşüme geliyor, sonra bir yanma başlıyor. Bir süre sonra insan alışıyor ama yine de kötü birşey. İnsanın dikkatini dağıtıyor.

İş sanata geldik, kokteyl’in son 20 dk’sına yetiştiğimiz için boş masa bulamadık. Nispeten tenha olan bir masaya sığıştık ve çerezleri yedik. Daha sonra salona geçtik. Bugün’e kadar Lösev’in neler yaptığı hakkında hiçbir bilgim yoktu. Rotary gibi bir dernek diye düşünüyordum ama bu gece Lösev bende çok güzel bir intiba uyandırdı. Daha öncesinde bir defa ihracatçıların bir gecesine katılmıştık. Orada da insanlara ödül verilip, ufak bir kutlamanın ardından bir konser vardı ama o ödül töreni o kadar sıkıcıydı ki konserden de birşey anlamamıştık. (Konser dediğime bakmayın Dansın sultanlarının Troya gösterisiydi aslında) Bu gecenin de öyle olmasını bekliyordum ama olmadı. Beyaz çok eğlenceli bir sunuculuk yaptı. Ben Beyazın sunucu olacağını biliyordum ama nasıl olur bilemiyordum. Meğer güzel oluyormuş.

Neyse gelelim Lösev’e. Lösev Lösemili Çocuklar Vakfının kısa adı. Bu vakıf lösemi hastası çocuklara ücretsiz tedavi hizmeti veren bir vakıf. Ama sadece çocuklarla sınırlı kalmayıp çocukların ailelerine refakatçi odası veren, annelerine rehabilitasyon ve el becerisi kursları veren, evlere kömür ve et gibi ihtiyaçlar kargolayan bir kurum. Bu sene 10. yılları olmuş. Şu ana kadar 30′a yakın çocuğu sağlığına kavuşturmuşlar. Başarı oranları %90′lardan çokmuş. Vakıfa gelen çocukların ailelerinin nerdeyse %90′ı ya asgari ücret alıyor ya da hiç geliri yok. Bir lösemi tedavisinin 250 bin ytl (eski parayla 250 milyar) civarı olduğu düşünülürse dernek Türkiye’ye 116 genç, 116 gence de hayatlarını kazandırmış.

Vakıf aslında bir çok şeyi düşünmüş mesela lösemili çocuklar normal devlet okuluna verildiğinde sınıftaki arkadaşları o çocuklardan uzak duruyormuş. Bu da tedaviyi zora sokan bir etken olsa gerek ki lösev kendi içinde milli eğitim bakanlığı onaylı bir okul açmış. Böylece tedavi süresi olan 3 sene boyunca çocuk çok rahat bir okulda ders görebiliyor. Bunun dışında çocukların annelerine el beceri kursları vererek onları bir konuda uzmanlaştırıp, onlara iş de buluyorlarmış. Bazı mazalarda da bu annelerin yaptıkları şeyler satılıyormuş ve geliri yine annelere veriliyormuş.

Aslında derneğin şu anda insanların beynine işlemeye çalıştığı şey löseminin geçebilen bir hastalık olduğu. Ben de bugüne kadar löseminin uygun kemik iliği bulunmazsa mutlaka öldürdüğü gibi bir düşünce içindeydim ama olay böyle değilmiş. Şimdi sitelerinden öğrendiğim kadarıyla kemik iliği kemoterapiye cevap vermeyen çocuk hastalarda uygulanıyormuş. Onun dışında 3 senelik bir tedavi sonrasında %90 hastalıktan tamamen kurtulunabiliyormuş.

Tedavi masrafları çok yüksek ama karşılığında kazanılan bir hayat olduğu için insanlar sonuna kadar uğraşıyorlar. Ayrıca yapılan kurban bağışlarının büyük bir çoğunluğu da çocukların ailelerine gönderiliyormuş. Yani gönül rahatlığı içinde bağış yapılabilecek bir kurum bence. Ben başkanlarını da çok samimi buldum. 10 senede bu kadar ilerleyebildikleri için tüm ekibi içten tebrik ediyorum. Bu çocuklar tedavi edildikleri takdirde bu hastalıktan kurtulacaklar ve yaşayacaklar. Sadece para için bir çocuğun ölmesi bence çok acı. 

Lösev’e nasıl bağış yapabileceğinizi öğrenmek için buraya tıklayın.



1 Bu konuda bir daha yazma2 Saçmalamışsın3 Kötü bir yazı4 Gereksiz bir yazı5 Ne iyi ne kötü6 İyi olmuş ama eksik yönleri var7 Güzel aslında ama tuzu mu az olmuş8 Güzel bir yazı olmuş9 Duygularıma tercuman olmuşsun10 Süper bir yazı olmuş (1 oy kullanıldı, ortalama: 10 / 10)
Loading ... Loading ...

WiiFit incelemesi

01.10.2008 at 2:22

Gittikçe yuvarlaklaşan vucuduma bir dur demek için teknolojinin nimetlerinden faydalanmaya karar verdim. Halkalının müstesna bir yerinde oturmamıza rağmen dandik de olsa bir spor salonu, bir kapalı yüzme havuzu bulamadığım için en sevdiğimiz oyun konsolu olan wii’ye bir eklenti ile zayıflamaya karar verdim.

Eski bir wii sahibi olarak uzun süredir Türkiye’de satılan wiifitlerden bir tane alıp evde hemen egzersizlere başlamaya karar verdim. Ufak bir araştırma ile www.hizlial.com‘da kredi kartina tek cekim ile 193 YTL’ye almaya karar verdim.

Alet hemen ertesi günü elime ulaştı. Özlem’le birlikte büyük bir heyecanla aleti açtık. İnce uzun bir kutusu var. Kutu içinden bir step tahtası, piller ve cd çıkıyor. Bir de kitapçık var. Hemen CD’yi wii’ye taktık. Önce taktayı wii’ye tanıtmak gerekiyor. Bunun için pil yuvasındaki kırmızı düğme ile wii üzerindeki kırmızı senkronizasyon düğmesine basmak gerekiyor. Böylece wii’ye yeni aldığımız aletimizi tanıtmış oluyoruz.

Step tahtası dediğim şey beyaz ve üzerinde sağ, sol, ön, arka olmak üzere 4 basınç ayarlı sensörü olan bir zımbırtı. Bu sensörler sayesinde vucudunuzun durumunu algılayarak size egzersiz yaptırıyor. Aletin videolarını izlemediyseniz şimdi hemen ufak bir test yapabilirsiniz. Ayağa kalkıp kafanızı hafif öne doğru eğdinizde ayaklarınızın uçlarındaki basıncın arttığını hissedeceksiniz. Alette tam olarak bunu yapıyor.

CD’yi taktığınızda sistem uzun uzun sizin bilgilerinizi alıyor. Sistemi anlattıktan sonra sizin boyunuzu ve yaşınızı soruyor. Bizde ayarları inc ve lb cinsinden sordu. Belki wii’inin sistem ayarlarında ingiltere seçili olduğu için olabilir.  1 inc 2.54 cm olduğuna göre boyunuzu 2.54′e bölerek kaç inc boyunda olduğunuzu öğrenebiliyorsunuz. Daha sonra alet sizin ağırlık merkezinizi boluyor. Bu işlem yamuk duranlar için önemli. Mesela sağ ayağınıza daha çok ağırlık verecek şekilde duruyorsanız ağırlık merkezinizin sağa doğru kaymış olduğunu görüyorsunuz. Sistem hemen size nasıl efendi gibi duracağınızı anlatıyor. Daha sonraki günlerde de uygulayıp uygulamadığınızı kontrol ediyor.

Daha sonrasında ise sizin kilonuzu ölçerek beden kitle indexinizi belirliyor. Buna göre de öbez misiniz? dana mısınız direkt yüzünüze söylüyor. Zaten bu işlemden sonra wii’deki karakterinizin kilosu da sizinkine benzer hale getiriliyor. Benimki gayet şişman oldu :) Kilo ölçme işleminde üzerinizdeki elbiselerin de ağırlıklarını hesaba katıyorlar. O kadar da adiller yani.

Kilodan sonra ne kadar zayıflamak istediğinizi söylüyorsunuz. Örneğin 1 haftada 50 kilo vermek istiyorum dersenize sistem haftada 2-3 kilo gibi bir hedef seçmenizi öneriyor. (kilo yerine lb diye bir birim kullanıyor). Neyse kilo faslından sonra yapmanız gereken egzersizlerin ana kategorilerini görüyorsunuz . Bu kategoriler altında çeşitli alıştırmalar oluyor. Mesela yoga kısmında nefes alıştırmaları, esneme gibi hareketleri buluyor. Bölümlerin isimleri ; yoga, kas egzersizleri, aerobik, denge, favoriler. Yoga bölümünde daha çok esneme ve sıkılaştırma alıştırmaları bulunuyor. Kas egzersizleri bol bol zor alıştırmanın bulunduğu bir bölüm, mekik, şınav gibi şeyler var. aerobik en zevkli bölümlerden biri. Çocukken belinizde çember çevirme oyunu vardır ya, o oyun var mesela. Toplara kafa atmalı bir oyun var. kayakla ilgili oyunlar var. Boks antremanı var. Bir de benim çok başarılı bulduğum koşma egzersizi var. Bu egzersizde wii’nin klasik kumandasını (wiimote) cebinize koyuyorsunuz ve olduğunuz yerde koşa gibi yapıyorsunuz. Bu işlem sırasında cebinizdeki alet hareketi algıladığı için ekranda siz koşuyor görülüyorsunuz. Bu egzersiz için wiifit kullanılmıyor ama gayet keyifli bir egzersiz. Aynı koşuyu arkadaşınızla bir dağ yolunda yapabiliyorsunuz. Ama kumandayı cebinize değil de elinizde yukarı aşağı sallayarak da koşabiliyorsunuz. Denge ve favoriler belli zaten :)

Wiifit ara ara size sorular sorarak o sorulara verdiğiniz cevaplara göre size önerilerde bulunuyor. Örneğin günlük ne kadar uyuyorsun sorusuna 10 saat derseniz sistem sizi daha az uyumanız konusunda uyarıyor. Bununla da yetinmeyip aynı wii’deki diğer kullanıcılara da sizin çok uyuduğunuzu ve kendisinin sizi uyarması gerektiğiniz söylüyor.

Şu ana kadar birer saatten 2 saat wiifit kullanmış biri olarak şu anda heryerimin ağrıdığını söylemek istiyorum. Demek ki alet işe yarıyor. :)



1 Bu konuda bir daha yazma2 Saçmalamışsın3 Kötü bir yazı4 Gereksiz bir yazı5 Ne iyi ne kötü6 İyi olmuş ama eksik yönleri var7 Güzel aslında ama tuzu mu az olmuş8 Güzel bir yazı olmuş9 Duygularıma tercuman olmuşsun10 Süper bir yazı olmuş (3 oy kullanıldı, ortalama: 9.67 / 10)
Loading ... Loading ...

how-to use Google Chrome on ubuntu

04.09.2008 at 10:10

Ne zamandır bir yazı yazamıyorum diye düşünüyordum. Kafamda yazacak bir sürü şey oluyor ama nedense bir türlü yazmaya zaman ayıramıyorum. Sanırım yazma alışkanlığının kullanılmaya kullanılmaya körelmesi gibi birşey var. Neyse belki alakasız olacak ama bugün araştırıp bulduğum ve başkalarının da işine yarayacağını düşündüğüm birşey paylaşmak istiyorum.

Ana sayfayı boğmamak için devamını okumak için aşağıdaki linke tıklayın

Yazinin Devamini oku…



1 Bu konuda bir daha yazma2 Saçmalamışsın3 Kötü bir yazı4 Gereksiz bir yazı5 Ne iyi ne kötü6 İyi olmuş ama eksik yönleri var7 Güzel aslında ama tuzu mu az olmuş8 Güzel bir yazı olmuş9 Duygularıma tercuman olmuşsun10 Süper bir yazı olmuş (1 oy kullanıldı, ortalama: 10 / 10)
Loading ... Loading ...

Yarın Evleniyorum

20.07.2008 at 2:06

Eveet, geldik dananın kuyruğunun koptuğu yere. Bu terim ne için kullanılır tam bilmiyorum. Sanırım kurbanda dananın derisi yüzülürken en son kuyruğu kopartlıyor olabilir. Neyse ben işte tam o noktadayım. Yarın dediğime bakmayın aslında bugün yaklaşık 15 saat sonra nikah salonunda “Eveeet” diye bağırıyor olacağım. Muhtemelen o sırada Özlem’de ayağıma basmakla meşgul olacak. Hoş o çok sert bir insan olmadığı için ben ayağıma bastığını farketmeyecek ve ayağıma bastığını reddedeceğim ama olsun o yine de uğraşacak. Hoş heyecandan o bunu düşünebilir mi bilmiyorum.

Geçen gün nikahlarda fotoğraf çeken bir arkadaşımdan birkaç tiyo aldım. Adam haftasonları yaklaşık 20 tane nikah izlediği hatta o nikahların fotoğraflarını çektiği için inanılmaz bir tecrübeye sahip. Bu nedenle söylediği herşey bence altın değerinde. İşte gider ayak bir hizmet daha yaparak bu tavsiyeleri sizlerle paylaşıyorum.

  1. Gelinin ayağına basmaya çalışma
  2. Masanın önü açıksa ayaklarını ileri doğru uzatarak hatta mümkünse ayalarını ileride havada tutarak ayağına basılmasını engelle
  3. Memurun sorduğu sorulara şaka ile cevap verme, düzgün olarak cevapla. Çünkü memurlar günde 9-10 nikah kıydıkları için artık çok sıkılıyorlarmış
  4. Sakın ama sakın kabul ediyor musun sorusuna şaka olarak “hayır” olarak cevap verme. Çünkü memurun o anda kalkıp gitme hakkı var.
  5. Evlilik cüzdanına sakın atlama, geline verilmesini söyle
  6. Evet derken canlı ve içten olmaya çalış, gerekiyorsa bunun provasını yap.

Ben yarın bu tavsiyelere uymaya çalışacağım ama heyecandan ne yapacağımı bilmiyorum. Akşam arkadaşlarla dolaşırken biraz evet deme provası yaptık. Ben kendimce birkaç yöntem geliştirdim ama sanırım bunlardan birini uygularsam nikahı zehir edebileceğim için uygulamaya cesaret edemeyeceğim.

Evet demek için geliştirdiğim birinci yöntem evet derken amerikalıların yaptığı gibi baş parmağımı yukarı gösterecek şekilde yumruğumu sıkarak olumlu bir hava oluşturmak. Böylece evet gerken elimle bu hareketi yapacak ve gülümsüyerek kaşlarımı da kaldıracak ve bir süre fotoğraf için poz verebilirim.

İkinci yöntem operat bir sesle eveeet diye melodik bir şekilde bağırabilirim.

Üçüncü yöntem, benim en çok beğendiğim bir yöntemdir, derin bir nefer alıp uzun uzun eveeeeeeeeeet diye bağırmak hatta nefesim bittiği yerde çaktırmadan nefer alarak yaklaşık yarım saat eeeee harfini uzatabilirim. Bu durumda muhtemelen nikah memuru nikahı iptal edecektir ama ben bunun üzerine dava açabilirim. Çünkü henüz kararımı vermeden memur nikahı iptal etti diyebilirim. Bu durumda memur benim acele ettirip baskı altında karar vermeme sebep olduğu için memuru dava edebilirim. Mahkemedeki savunmamı düşünüyorum da muhtemelen hakime “tam evet diyorduk ki memur bey nikahı iptal etti. ben kararımı açıklıyamadım. Çok madurum, şikayetçiyim.” derim.

Dördüncü yöntem, sanırım benim uygulayacağım da bu yöntem olacak, derin bir nefes alıp önce Özlem’e bakıp daha sonra da izleyenlere bakıp güçlü bir evet demek olacak. Ben Özlem’e bakmanın çok ince bir ayrıntı olduğunu düşünüyorum. Umarım o da bana bakarak cevabını verir.

Nikah için düşüncelerim dışında son günlerin nasıl geçtiğinden bahsetmek istiyorum. Valla son günler genelde davetli listesini hazırlamakla geçti. Son hafta gelemeyeceklerin sayısı birden arttı. Onların yerine çağırdığım kişilerden gelenler oldu ama yine de bizim düşündüğümüz rakamın altında kaldık. Son bir çalışma ile sayıya çok yaklaştık. Bu gün öğlen davetli listesini askeriyeye gönderdik. Tam listeyi göndermeden önce bir kişi mail attı ve gelmek istedi listeye ekledim. Listeyi gönderdikten yaklaşık 4 saat sonra başka biri da gelmek istedi. Onu da çağırdım ve yarın listeye ekleyecem. Listeyi gönderdikten 9 saat sonra başka biri daha yanında bir misafir getirmek istediğini söyledi ona da tamam dedim.

Düğünden sonra balayına gidileceği için balayına götürülecek valizin de önceden hazırlanması gerekiyordu. Ben normalde tatile gitmeden 1-2 saat önce çantamı hazırlarım. Genelde fazla fazla şeyler götürdüğüm için ve hep aynı şeyleri giydiğim için çok sorun olmaz. Ama aynı şeyi Özlem’e teklif edince farklı bir tepkiyle karşılaştım. Tamam o çantasını erkenden hazırlasın sorun değil ama onun valizleri de bende olunca sorun oldu. Benim de yapmam gereken alışverişler olduğu için Özlem’e valizleri yeterince erken ulaştıramadım. Özlem sakinleştirici mi almıştır bilmiyorum ama düğün arifesinde bu gereksiz konu kavgasız olarak halloldu.

Son haftaya bırakılan bir konu da nikah şekerleriydi. Çok güzel satıcı olan bayan tatile giderken bizim siparişleri yerine bakan kişiye bildirmeyi unuttuğu için bizim siparişleri vermeleri gereken zamanda yetiştiremediler. Allahtan Özlem şekerleri epey bir erken zamanda istemişti de sorunu düzeltecek zamanımız oldu. Hoş biz kadına 1 hafta süre vermiştik, kadın pazartesi günü şekerleri teslim edecekti. Ama o gün şekerlerin unutulduğu anlaşıktığında kadın salı günü bizi arayarak “şekerleriniz hazırdı ama arkadaşlar şekerler taze olsun diye bir teslimatı çarşamba veya perşembe yapalım tamam mı?” dediler. Bariz yalan söylüyorlar ama yapacak birşey yok. Sanırım kadın çok mahçup olmuş olsa gerek şekerleri çarşamba akşamı Özlem’lerin evine bırakmış.

Dün akşam (Cuma) kına yaptık. Kına adetlerimiz de şu şekildeymiş. Kınayı erkek tarafı kızın evinde veya kızın evine yakın bir yerde yapıyor. Normalde davetlilerin yemeklerini de erkek tarafı karşılıyor ama bizimkinde içecek ve yemekleri kız tarafı yaptı. Aslında kınada sadece çerez yenirmiş. Yemek adeti yokmuş ama bence yemekli daha güzel oluyor. Biz daha önceden kınalarımızı ve çerez poşetlerimizi almıştık. Haftaiçi de 5 kilo kavrulmuş çerez aldık. Daha sonra o çerezleri ağzı çıtçıtlı poşetlere koyduk. Daha sonra o poşetleri plastik kaplara koyduk. En son o kapları da ağızları iple kapatılan hazır dantel bohçalara koyduk. 5 kilodan yaklaşık 50 tane böyle bohça yapılabiliyor. Yani tanesi 95 gram falan. Özlem’e bir bindallı almıştık. Kına eldiveni ve kafasına bir tül de bulundu. Genelde kına elbiseleri kuşaktan kuşağa aktarılırmış. Eldiven ve Tül de zaten başkasından geldi.

Kınada oynama merasimi sonrasında ortaya 2 tane tabure kondu. Gelin ve Damat ortaya oturuyor ve çevresinde genç kızlar ellerinde mumla dönüyorlar. Bu sırada gelinin ağlaması gerekiyormuş. Ben kız alan taraf olduğum için oynayabiliyorum :) Neyse bundan sonra kıza kına yakma sırası geliyor. Saf gelin elini açarken yanındakiler elini kapat sakın açma diyor. Ondan sonra da çevreye gelin elini açmıyoooooor diye bağırıyorlar. O anda erkek tarafından biri veya damat gelini bir altınla kandırıyorlar gelin elini açtığında eline kınayı döküveriyorlar. Aynı süreci benim için de yapmak istediler. Ben arsız gözükmemek için elimi açtım ama bu sefer bizimkiler şöyle yap böyle yap diye üzerime gelince ben de altın arsızı gibi elimi kapatarak bir ufak altın için elime kına yaktırmak zorunda kaldım. Yeni annem altın mı öpücük mü dediğinde öpücüğü tercih etmiştim ama altını da götürdüm :)

Erkekler kına sırasında genelde dışarıda muhabbet ediyorlar. “Son günlerin”, “Emin misin”, “Bekarlığa veda partin ne zaman” gibi espirilere mazur kalsam da “ehi eki” diye hepsini geçiştirdim. Çünkü bence bu sorulara verilebilecek doğru bir cevap yok.Geçiştirmek en güzeli :)

Belki daha yazacak çok şey var ama sanırım şu nokta artık heyecanlanmam ve geleceğe dönük hayaller kurmak için güzel bir zaman. Şirketteki Ahmet abinin bir sözü çok etkiledi beni. Bir insanın evlendiği gece dilediği herşey gerçek olurmuş. Bu şansınızı içki içip harcamayın ki duanız kabul olsun demişti. Düşünüyorum da dileyeceğim tek şey mutlu ve uzun bir evlilik olur herhalde. Umarım Ahmet Abinin dediği doğrudur çünkü bir kadeh bile içmeden onca heyecanın altından kalkabilir miyim bilmiyorum.

13,5 saat sonra hayatımda bazı şeyler bitip bazı başka şeyler başlayacak. Bu gece son kez Levoyla caddeye kadar yürüdük, çay içtik ve geri yürüdük. Kimbilir bir daha ne zaman akşam Levo ve Ozan’la çay içip saçma saçma konular üzerine muhabbet edeceğiz bilmiyorum. Muhtemelen birbirimizi dinleyip yorum yapacağımız kişileri arayacağız ama evli olmanın da güzel yanları da vardır diye düşünüyorum. Şu anda hayatımın bundan sonraki kısmında beni bırakmayacak birinin olması fikri hem güzel hem de korkutucu gelse de ben 13,5 saat sonra tüm gücümle “Eveeet” diye bağırmaktan muhtemelen mutlu olacağım. Her ne kadar yorgun da olsam pazartesi sabahı uyandığımda sevdiğim kızın yanımda olması da mutluluk verecek. Bundan sonra her yatağa yattığımda birinin sıcaklığını duymak da hoş bir duygu olsa gerek.

Allahım sen bize uzun ve mutlu bir evlilik nasip et.

Amin



1 Bu konuda bir daha yazma2 Saçmalamışsın3 Kötü bir yazı4 Gereksiz bir yazı5 Ne iyi ne kötü6 İyi olmuş ama eksik yönleri var7 Güzel aslında ama tuzu mu az olmuş8 Güzel bir yazı olmuş9 Duygularıma tercuman olmuşsun10 Süper bir yazı olmuş (16 oy kullanıldı, ortalama: 8.31 / 10)
Loading ... Loading ...

Evlenmeye 10 kala

11.07.2008 at 0:20

16 gün kala yazdığım stress dolu yazıdan buyana tamı tamına 6 gün geçti. Ben bu 6 gün içinde nikah şekeri aldım, damatlık aldım, buzdolabını fişe taktım, buzdolabının içine düğünden ve balayından sonra eve geldiğimizde yiyebileceğimiz şeyler aldım, 2-3 tane elbisemi yeni evime götürdüm, yeni halamın evimize aldığı ve yeni annemin evimize yerleştirdiği halıyı gördüm. Birkaç kişiye daha davetiye verdim, amcamları aradım, nikah sonrasındaki düğünümsü şey için ödeme yaptım, aslında düğün olan ama yer sorunundan dolayı insanlara yemek olarak lanse ettiğimiz şeyde çıkması için oryantal ayarladım, o şeyin girişinde misafirleri karşılaması için bir keman bir de yan fülütçü ayarladım, kemanla karşılanan konukların oryantali görünce beni kro bulmalarından çekindim, ödeme yaptığımı söylemiş miydim :). Valla herşey şimdilik güzel gidiyor. Yer konusunda insanlardan bilgi almaya çalışıyorum ama başından beri tahmin ettiğim gibi herkes gelip gelmeyeceğini söylemek için son günü bekliyor.

Neyse, nikah şekerleri için geçen cumartesi eminönüne gittik. Orada önce bazı tanıdık dükkanları sonra da civardaki nikah şekeri yapan dükkanları dolaştık. Nerdeyse hepsinde çok benzer şeyler vardı. Fiyat olarak Bakırköydeki dükkanlardan ortalama %50-70 arası daha ucuzlar. En sonunda bir pasajda ürününü satmasını çok iyi bilen bir bayandan çiçek şeklinde ve oldukça büyük olan nikah şekerlerinden aldık. Cidden çok büyükler ve çok güzel duruyorlar. Bakırköyde beğenmeyeceğiniz şeyler 2-4 YTL arasında satılırken bu koskoca şeyler 1 YTL civarıydı. Sıkı bir pazarlıkla 400 tane sipariş verdik. Pazartesi teslim edecekler.

Ardından kına için araştırmaya başladık. Bu bindallı denilen köylü kıyafetlerinden bakıyorduk. Önceleri şöyle mi olsun böyle mi olsun diye hiçbirini beğenmedik. Daha sonra yorulmaya başlayınca hepsi bir anda güzel gelmeye başladı. Sonunda ben içimden 100-150 YTL arasıdır diye düşünürken çok da güzel bir bindallının sadece 30 YTL olduğunu öğrendik. Bir anda gözümden düştü tabi. Ama sadece yarım saat giyilecek birşey için daha fazla düşünmeye değmez diyerek o bindallıyı aldık. Şaka bir yana cidden beğendim.

Aynı gün şişhaneden lamba bile baktık ama kendimizde lamba alacak gücü bulamadığımız için lamba işini daha sonraya bırakmaya karar verdik. Bilgi olsun diye söylüyorum, modern lambalar peşin para verirseniz 100-150 YTL arası. Biraz daha rüküş şeylere yönelirseniz 1.000-1.500 YTL gibi rakamlarla karşılaşıyorsunuz ama korkmayın peşin para verirseniz %50 indirim yapıyorlar :) Hoş 750 de az para değil. 5 oryantal yapar :)

2 gün önce de damatlık işine el attım. Önceleri uff çok pahalıdır ne gerek var damatlığa diye düşünüyordum. Var olan takım elbiselerden birini giyerim olur biter diyordum. Sanırım 4 gün önce düğün salonuna seçtiğimiz yemeği söylemeye gitmiştik. Orada aynen benim gibi düşünen bir damat görünce anladım ki damadın düğüne gelen normal takım elbiseli kişilerden farklı olması gerekiyormuş. Yoksa şıkır şıkır bir gelinin yanında sıradan bir adam gibi duruyor. Bu kararın hemen ardından bu damatlık dedikleri ne ola ki diye araştırmaya başladım. Araştırmam çok kısa sürdü. Çünkü gördüm ki bizim memlekette damatlık denilince sadece yelek fülar ve ata yaka gömlek anlaşılıyor. Bir de normal takım elbisenin yakalarına saten çekmek. Bildiğim tüm mağazaları gezerek yelek fularlara baktım. Bu meretler 14 TRL ile 150 YTL arasında değişen fiyatlarla satılan kutulu şeyler. İçinde bir yelek, bir mendil ve kayserili iş adamı kravatı gibi bir fular bulunuyor. Kayserililer alınmasın eski Türk filmlerinde hep böyle lanse ediliyordu o açıdan öyle dedim. :)

Ertesi günü Özlem’le tek tek hepsini yeniden dolaşarak bir tane yelek fular’a karar verdik. Daha sonra başka bir yerden de güzel bir ata yaka gömlek aldık. Gömlek aldığımız yerdeki kızın ısrarlarına dayanamayarak parlak şıkır şıkır bir takım elbise de denedik ve gariptir çok hoşuma gitti. Kız bir de kol düğmesi verdi mest oldum. İnsan kendini böyle şıkır şıkır bir şekilde aynada görünce hemen damat moduna giriyor. Şimdi paçaları yapılıyor bakalım yarın akşam alınca da yanı şekilde sevgi duyabilecek miyim parlak takımıma. Ortalama 300-350 YTL’ye damatlık işini de halletmiş oldum.

Bugün de düğün salonuna gidip ne yemek istediğimizi, sandalyeleri nasıl istediğimizi, nasıl bir müzik istediğimizi falan söyledik. Tüm isteklerimiz bitmişti ki, fazladan ne alabiliriz diye düşünürken acaba masaya özel peçetelerden mi alsak dedik. Peçetelerin bize maliyeti 180 YTL gibi birşey tutacaktı. Bunun yerine oryantal alırız en azından 20 dk o oynarken biz oturabiliriz diye düşündüm(k) Ya aslında ben oryantal istiyordum. Sonuçta geyik olur :) Neyse şirkette peçete yerine oryantal aldık diyince şöyle yorumlar oldu

- Bu oryantallere hakarettir
- Oha ordu evinde oryantal olur mu?
- Dansözler bu kadar ucuz mu?
- Ellerimizi oryantale silebilir miyiz? :) ( Bu son soru stajerden geldi :) )

Tabiki oryantallere saygımız sonsuz. Sonuçta onlar da işlerini yapıyorlar.

Sonuç olarak geriye 10 gün kaldı ve yapılacak çok bir iş kalmadı. Bir iki ödeme daha yaptıktan sonra sanırım bu badireyi de kazasız belasız atlatmış olacağız. Para mevzuuunu çok dert etmiş gibi görülebilirim ama etmedim. Cidden çoğu şey benim beklediğimden da kolay oldu. Hani derler ya nikahta keramet vardır diye. Cidden bir şekilde işler halloluyor. Umarım bu şekilde devam eder. Şu anda benimle aynı durumda olanlar varsa veya biz evlendikten çok sonraları bu satırları okuyan ve evlilik hazırlıkları yapan birileri varsa size sesleniyorum. Rahat olun. Olay sizde bitiyor. Eğer siz evlenmek için bir yola çıktıysanız ve gerçekten birbirinizi seviyorsanız nikahdı, düğündü çok da tıııın. Eğer bu işler eğlenceden çok eziyet haline geliyorsa, hatta stres dayanılmaz hale geldiyse bence bir defa daha düşünün. Eğer eğleniyorsanız zaten sorun yok.

Bir de parayı ne kadar dert ederseniz o kadar çok çalışmayı göze almalısınız. Mesela nikah şekerim ucuz olsun dersen ya çok aramalısın ya da oturup kendin yapmalısın. Ama şunu da unutmayın her kendi yaptığınız şeyin de ucuz olması gerekir diye bir kural yok. Bakınız bizim davetiyeler.



1 Bu konuda bir daha yazma2 Saçmalamışsın3 Kötü bir yazı4 Gereksiz bir yazı5 Ne iyi ne kötü6 İyi olmuş ama eksik yönleri var7 Güzel aslında ama tuzu mu az olmuş8 Güzel bir yazı olmuş9 Duygularıma tercuman olmuşsun10 Süper bir yazı olmuş (5 oy kullanıldı, ortalama: 8.2 / 10)
Loading ... Loading ...

Evlenmek

04.07.2008 at 3:11

Perşembe akşamı gecenin saat 2:25′inde bir insan romantik şarkılar dinliyorsa, hele bu kişi bir programcıysa ve önünde 3 tane monitör varsa bence o kişi evleniyordur. Hem de nikah’ına 20 günden az kalmıştır.

İşte ben o kişiyim. Normalde rahat biriyimdir ama ben bile şu son günlerde heyecan yaptım. Yorucu bir dönem ama garip bir şekilde insan bu koşuşturmadan zevk alıyor. Hoş Özlem olayın daha çok stres, tedirginlik kısımlarını yaşıyor ben eğlenmeye çalışıyorum. Aslında ben bundan 4-5 ay önce çalışırken eğleneceğim, zevk alacağım bir iş yapmaya karar vermiştim. Sanırım bundan sonra da bu kararımı devam ettirmeye çalışacağım. Yani yaptım işten zevk almıyorsam ve işimi yaparken eğlenmiyorsam durup biraz daha düşüneceğim. Olaya tam tersinden bakarsak eğlenerek yaptığım işler diğerlerinden daha güzel oluyor ve üzerlerinde daha çok kafa yoruyorum. Onun için eğlenmek önemli. Ya yaptığın işte eğlenmesini bileceksin ya da eğlenebileceğin bir iş yapmalısın.

Evlilik mevzuuna gelirsek 20 Temmuz 2008′de Saat 15:30′dan yaklaşık 15 dk sonra evli bir kişi olacam. Sonra yine koşuşturmam bitmeyecek yemekti, fotoğraftı, eğlenceydi diye koşturacağım. Ertesi gün evli bir erkek olarak karımla uyanıp uçağa bineceğiz. Tatilimizi yapıp, evimize döneceğiz. Bundan sonrasında da umarım eğlenceli bir hayatımız olur.

Bugün düğüne 17 gün kalmışken ancak davetiyeleri basabildik. Aslında daha öncesinde de basabilirdik ama biz kendi dizayn ettiğimiz birşey basalım dedik. Ben Özlem’e evlenme teklif ettiğim sırada aldığım pastanın üzerindeki gelin ve damat’ı kullarak bir davetiye dizayn ettim.(Ben ettim derken şirketteki grafikerimiz Emel yaptı.) Özlem’in de hoşuna gidince bir cesaretle o davetiyeyi basmaya karar verdik. Sonra da işler uzamasın diye matbaa yerine ozalitçilerde renkli printer ile kalın kağıda basmaya karar verdik. O andan itibaren print edilen her renkli resimin farklı renkte çıkabileceğini gördüm. Hatta öyle ki aynı sayfada üstteki resim koyu ortadaki açık alttaki biraz kırmızıya kaçar gibi olabiliyor. Makine nasıl beceriyor bilmiyorum ama yapıyor.

Ama sonuçta Beşiktaş’ta TeknikServis isimli bir yerde içimize sinen bir davetiye elde edebildik. Maliyet olarak normal davetiyeden sanırım %15 daha pahalıya geldi. Ama sonuçta bizim içimize sindi.

Valla evlenmenin benim için en zor taraflarından biri de kimi nikaha, kimi yemeğe çağıracama, nasıl çağıracama karar vermek oldu. Valla yer olsa herkesi yemeğe çağırmak isterdim ama yer kısıtlı olunca özellikle gelmesini istediğiniz kişileri bile “o gelirse şunu da çağırmak lazım” diyerek çağıramadım. Bakalım yeri arttırıp belki biraz daha fazla kişi çağırabilirim.

2 sene önce bir arkadaş evlenirken, evlenmek yerine bir araba alınabilir demişti. Şimdi anladım ki güzel bir araba alınabilirmiş. Bu satırları okurken Özlem’in neler düşüneceğini bildiğim için gayet içim rahat olarak evlendiğime “şimdilik” memnunum diyorum. Araba dediğin nedir ki. Bende motor var :) Motorum olmasa belki biraz daha düşünürdüm :)

Aslında bu aralar motorum olduğuna çok daha seviniyorum. Çünkü öğlen çıkıyorum zırt diye Beşiktaştayım, oradan çıkıyorum şirkete geliyorum. Özellikle öğlenleri trafik az olduğu saatlerde zırt diye bir yerden bir yere gidebiliyorum. Son zamanlarda motorda bir kaza yaparım da düğünde bir sorun çıkar diye tırsıyorum ama dayanamıyorum. Ama sürekli “sakin sakin” diye kendi kendime telkinde bulunuyorum.

Böyle zamanın az olduğu zamanlarda insan uyumak istemiyor. Sanki uyursa zaman daha çabuk geçecek ve geç kalacak gibi geliyor halbüsü insan uyuduğu zaman erkenden kalkıyor ve gün bitmek bilmiyor. Sanki uyanık kalınca insan iş yapabiliyor. İşte anca böyle blog yazıyor.

Bir damatlık almam gerekiyor. İnternetten biraz araştırma yaptım. Amcalar hep sakallı falan giymişler damatlıklarını. Benim bildiğim damat traşı diye birşey vardır. Berber sizi cillop gibi yapar. Ama bu amcalar bariz 3-4 günlük sakalla gitmişler düğüne. Ayrıca baktım ki damatlar simsiyah ceket, gömlek, yelek ve pantalon gibi şeyler gitmişler. Hatta abartmış siyah kravat takmış. Yas tutar gibi. Takım olarak ben de siyah seviyorum ama en azından beyaz gömlek giyerim herhalde. Çemçik yakalılardan. Abzurt bir de kravat takmam lazım herhalde. Papyon’a dayanabileceğimi sanmıyorum. Bir de papyonla çekilmiş resimlere ömür boyu bakmak var. Yok hocam kravat iyidir. Efendi gibi…

Vucudum dirense de mantığım yatmam gerektiğini söylüyor. 1 gün daha bitti kaldı 16 gün. Hepi topu 2 haftasonu. Ki bu haftasonlarının bir tanesinde de eğitim varmış. Önemli de bir eğitim. Hmm acaba haftasonu eğitim olduğu için haftaiçi izin alabilir miyim?

Stress sTreSS STress

“sakin sakin sakin sakin”

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 onaltııııı

lamba, damatlık, gelinlik, buket, şeker, magnet, yemek, nikah, fotoğraf, gelin arabası, süs, çocuk, zarf, bozuk para, ayağa bas, balayı, transfer ücreti, davetiye, müzik, izin, kına, imam, imam düğünü, risotto üstü az kuru, nohutlu risotto, iç risotto, risotto üstü döner. Et döner, tavuk döner, gün gelir hesap döner.

10
<— işte burası kaldı yani 10altı :)



1 Bu konuda bir daha yazma2 Saçmalamışsın3 Kötü bir yazı4 Gereksiz bir yazı5 Ne iyi ne kötü6 İyi olmuş ama eksik yönleri var7 Güzel aslında ama tuzu mu az olmuş8 Güzel bir yazı olmuş9 Duygularıma tercuman olmuşsun10 Süper bir yazı olmuş (4 oy kullanıldı, ortalama: 7.75 / 10)
Loading ... Loading ...

Kredi Kartı ile yapılan alışverişlerde Tüketicinin Korunması

16.06.2008 at 20:15

Eskiden ufak da olsa internet üzerinden satış yapan sitelere karşı bir güvenim vardı. Çünkü zaten sanal pos almak zordu ve ikincisi Visa ve Mastercard gibi kurumların internet dolandırıcılığını önlemek için tedbirler aldığını sanıyordum. Ama son zamanlar gerek altivi olsun gerek de shobbo gibi sitelerden alışveriş yapanların ürünlerini alamadıklarını buna rağmen bu siteler hakkında hukuki süreçte yanlız kaldıklarını gördüm. Bazı avukat arkadaşların çabalarıyla 5-6 kişilik toplu davalar açılabiliyor ama mantıklı olarak düşününce bu işin aslında kredi kartını kullandığımız bankalar tarafından yürütülmesi gerekir.

Mesela biri benim kredi kartımdan izinsiz olarak para çektiğinde hemen bankaya başvurmayacak mıyız? Eee bunun da diğerinden bir farkı yok ki. Adam bizim kredi kartımızdan para çekmiş. Ben izin almadan yaptığını iddia ediyorum. Bunu kanıtlamak alışveriş yapılan kurum ile bankaya ait. Bankalar para alma konusunda hertürlü cambazlığı yaparken, tüketiciği koruma konusunda “Bu alıcı ile satıcı arasında bir işlemdir bizi ilgilendirmez” diyerek aradan çekiliyorlar. Halbuki parayı benden alan da, satıcıya veren de, hatta verirken komisyon alan da banka.

Neyse internette dolanırken bir hukuk sitesinde kredi kartları ile ilgili bir makaleye rastladım. Makale 2007 ocak ayında yazılımış. Sanırım içindeki hükümler halen geçerlidir. Kendimce önemli gördüğüm yerleri koyu ile yazacağım. Tüm metni okumak istemeyenler de bir fikir sahibi olabilir.

Avukat arkadaşlar varsa ve bu yazı ile internet üzerinden alışverişlerde bu kanunların kullanılması hakkında yorum yapan olursa da ayrıca seviniriz herhalde.

İşte bahsi geçen yazı şu: bu da linki.

V.Kart Çıkaran Kuruluş ve Kart Hamili Arasında Çıkan Uyuşmazlıklarda İspat Yükü
BKKKK’nda kart çıkaran kuruluşa, kart hamilini koruyucu, bir yükümlülük yüklenmiştir. Buna göre; kart hamilleri ile kart çıkaran kuruluşlar arasındaki işlemler nedeniyle oluşabilecek uyuşmazlıklarda, ihtilaf konusu işlemin hatasız bir şekilde kaydedildiği, hesaba intikal ettirildiği ve herhangi bir arıza veya teknik yetersizlik halinin olmadığına dair ispat yükü, BKKKK madde 32, fıkra 2 ile, kart çıkaran kuruluşa yüklenmiştir.
Kart hamilinin, kart çıkaran kuruluşlar arasındaki işlem nedeniyle herhangi bir iddiası bulunduğunda, bunun aksini ispat kart çıkaran kuruluşa düşmektedir.
Bu başlık altında son olarak değineceğimiz husus ayıplı mal ve ayıplı hizmet karşısında tüketicinin korunmasıdır.
VI. Ayıp Karşısında Sorumluluk
TKHK md. 4 ve md. 4/A’da ayıplı mal veya ayıplı hizmet karşısında tüketicinin korunmasına dair düzenlemeler bulunmaktadır. Her iki maddenin de üçüncü fıkralarını konumuzla ilişkileri çerçevesinde inceleyeceğiz.
TKHK’un bu düzenlemelerine göre (md. 4/4/A); ayıplı mal durumunda imalatçı, üretici de dahil olmak üzere, ayıplı mal ve hizmet karşısında satıcı, bayi, acenta, ithalatçı ve 10’uncu maddenin beşinci fıkrasına göre kredi veren ayıplı mal ve hizmetler ve tüketicinin bu maddede yer alan seçimlik haklarından dolayı müteselsilen sorumludurlar. Mal ve hizmetin ayıplı olduğunu bilmemeleri sorumluluğu ortadan kaldırmaz.
TKHK’nun 10.’uncu maddesinin beşinci fıkrasında; “kredi verenin tüketici kredisini belirli marka bir mal veya hizmet satın alması ya da belirli bir satıcı veya sağlayıcı ile yapılacak satış sözleşmesi şartı ile vermesi durumunda (bağlı kredi) satılan malın veya hizmetin hiç ya da zamanında, teslim veya ifa edilememesi halinde kredi veren tüketiciye karşı satıcı veya sağlayıcı ile birlikte müteselsilen sorumlu olmaktadır.” denmektedir.
Bu maddelerde kısaca malın üretiminden ve hizmetin en başından başlayarak tüketiciye ulaştırılmasına kadar geçen aşamalarda mala ve hizmete aracılık eden herkes bu hükümlerle tüketiciye karşı sorumlu tutulmuştur . Bu düzenlemelerin tüketici yararına olduğu aşikardır. Burada kredi veren kuruluşun sorumluluğu ilk derecede ve diğerleriyle eşit düzeydedir.
Tüketicinin, satıcının teslim ettiği malın veya sağladığı hizmetin ayıplı olması durumunda seçimlik hakları mevcuttur. Bu seçimlik haklar TKHK madde 4, fıkra 2’de belirtilmiştir. Bunlar; bedelin iade edilmesiyle sözleşmeden dönme, malın ayıpsız misliyle değiştirilmesini isteme, ayıp oranında bedel indirimi isteme, ücretsiz onarım isteme haklarıdır.
Tüketici bu haklardan birini kredi veren kuruma ve diğer müteselsil borçlulara karşı ileri sürebilir. Bu haklardan birinin kredi verene karşı ileri sürülmesi durumunda, kredi verenin ayıplı mal ve hizmetin neden olduğu her türlü zararı nakdi tazminat yükümlülüğü vardır.
Bu maddelerin kredi kartıyla alınan mal ve hizmetlere uygulanma durumuna da değinelim.
TKHK madde 10, fıkra 5, bağlı kredilere uygulanmaktadır. Bu durumda kredi kartının bağlı kredi niteliğine değinmekte yarar görüyoruz.
Bağlı kredinin oluşması için; satışa sunulan ve tedarik edilen mal ve hizmet ile kredi veren tarafından verilen kredi arasında ekonomik bir birlik bulunması ve verilen kredinin bu malın satış bedelini karşılamak için verilmiş olması gerekir .
Kredi kartı uygulamasında, kart çıkaran kuruluş, kart hamiline vereceği kredi kartını sadece anlaşmalı üye işyerlerinde kullanılması halinde nakit ödemeksizin alış veriş yapma olanağı sağlayacağını taahhüt etmektedir.
Kredi kartı vasıtasıyla tüketici kredisi kullanılması durumunda kart çıkaran kuruluş, kart hamiline üye işyerlerinde kullanılmak üzere kredi açmış olacaktır. Böylece üye işyeri tarafından satılan mal ve sağlanan hizmet ile kart çıkaran kuruluş tarafından kart hamiline kullandırılan kredi arasında bağlı kredi unsurları açısından, ekonomik birlik bulunması koşulu oluşmaktadır .
Bu anlattıklarımız bağlamında kredi kartı kullanımı durumunda da bağlı kredi oluştuğunu söyleyebiliriz. Bunun sonucunda da TKHK madde 10 fıkra 5 ve TKHK madde 4 fıkra 3, madde 4/A fıkra 3 kredi kartlarına da uygulanır.
Kanaatimizce, bu şekilde, kredi veren kuruluşun ayıp karşısında diğerleriyle birlikte müteselsil sorumluluğunun kabul edilmesi, kart çıkan kuruluşu üye işyerini seçmede daha özenli davranmaya yöneltebilecektir . Ancak kredi veren kuruluşlar satın alınan belirli mal veya hizmet konusunda uzman olamayacaklarından , bunların ayıp karşısında birinci derecede ve müteselsil sorumlu tutulmalarının ne kadar uygun bir düzenleme olduğu tartışılır.
B. Maddi Olmayan Kullanım
Tüketici ile satıcı yüzyüze gelmeden, tüketicinin mal hakkında, sadece satıcının iletişim araçlarının olanaklarından yararlanarak verdiği bilgilere dayanarak yapılan sözleşmelerde tüketicinin korunması gerekmektedir. Bu korumayı mesafeli sözleşmeler başlıklı TKHK madde 9/A ve Mesafeli Sözleşmeler Uygulama Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik sağlamaktadır.
Mesafeli sözleşmenin tanımı TKHK madde 9/A, fıkra 1’de yapılmaktadır. Buna göre; mesafeli sözleşmeler; yazılı, görsel, telefon ve elektronik ortamda veya diğer iletişim araçları kullanarak ve tüketicilerle karşı karşıya gelinmeksizin yapılan ve malın veya hizmetin tüketiciye anında veya sonradan teslimi veya ifası kararlaştırılan sözleşmelerdir.
TKHK’daki tanımdan da anlaşılacağı üzere mesafeli satışların ayırt edici özelliği tarafların karşı karşıya gelmeksizin, iletişim araçları vasıtasıyla sözleşme yapmalarıdır . Aynı tanım MSY madde 3’te de yer almaktadır.
Mesafeli sözleşme kapsamına, katalogdan, gazete, dergi, ilanlarından ve diğer yazılı iletişim araçlarından seçme yoluyla yapılan satışlar, telefonla yapılan satışlar, teleshopping, internet aracılığıyla yapılan satışlar girmektedir.
Mesafeli sözleşmelerde, sözleşme tarafları yüzyüze gelmeden kurulduğundan ödeme yapılması hususu zorluk arzetmektedir. Bedelin malın teslimi veya hizmetin ifası sırasında ödenmesi bir seçenek olmakla birlikte bu seçenek satıcı ve hizmet sunan bakımından tercih edilen bir yol değildir. Bu nedenle genellikle kredi kartı kullanımı aracılığıyla ödemenin gerçekleştirilmesi yoluna gidilmektedir .
Bu hususta BKKKK’nda daha önceki başlıklarda da değindiğimiz üzere bir düzenleme bulunmaktadır. Konunun 20. maddesi imza gerektirmeyen işlemler başlığı altında, kredi kartının işlemin niteliği nedeniyle, harcama ve alacak belgesi düzenleme imkanı olmayan hallerde, hamil tarafından çeşitli iletişim araçları ile kart numarası bildirilmek veya imza yerine geçen kod numarası, şifre ya da kimliği belirleyici benzeri başka bir yöntemle işlem yapılmak suretiyle kullanılabileceğini belirtmiştir.
Ancak kredi kartı maddi olan/olmayan kullanımlarda, özellikle haksız kullanım durumlarında tüketiciler bakımından büyük sakıncalar doğurabilir.
Özellikle internette, tüketicinin vermiş olduğu bilgilerin üçüncü kişilerin eline geçmesi ihtimali, mesafeli sözleşmelerde tüketici açısından en büyük tehlikelerden birisidir. Bu durumda bu bilgilerin ele geçirilmesi ve bunların kullanılması suretiyle kredi kartının hukuka aykırı kullanımı söz konusu olmaktadır.
Mesafeli sözleşmelerde hukuka aykırı kullanım durumunda, MSY’nin “geri ödeme” başlıklı 10’uncu maddesinde kart çıkaran kurulaşa yüklenen bir yükümlülük söz konusudur. Bu maddeye göre; mesafeli sözleşmelerde, ödemenin kredi kartıyla yapılması durumunda tüketici, kartın kendi rızası dışında ve hukuka aykırı biçimde kullanıldığı gerekçesiyle ödeme işleminin iptal edilmesini talep edebilir. Bu halde, kart çıkaran kuruluş itirazın kendisine bildirilmesinden itibaren 10 gün içinde ödeme tutarını tüketiciye iade eder.
AB konsey Yönergesi “kartla ödeme” başlığını taşıyan 8. maddesinde benzer bir düzenleme bulunmaktadır .
Bu durum kredi kartının çalınması veya kaybolması durumlarından farklıdır. Burada kredi kartının çalınması veya kaybolması söz konusu olmadığı halde mesafeli sözleşme nedeniyle elde edilen bilgiler kullanılmak suretiyle tüketicinin kredi kartından harcama yapılmaktadır.
Kredi kartının çalınması veya kaybolması halinde tüketicinin, kart çıkaran kuruluşa durumu bildirime yükümlülüğü, mesafeli sözleşme nedeniyle elde edilen kişisel bilgilerinin 3. kişi tarafından kullanılması halinde söz konusu olmaktadır .
Bu nedenle yönetmelikteki bu hüküm tüketici açısından yararlı olmuştur. Kart çıkaran kuruluşun koşulsuz sorumluluğu bulunmaktadır . Yani tüketici kredi kartının mesafeli sözleşme nedeniyle, rızası dışında ve hukuka aykırı olarak kullanıldığını ileri sürerek ödeme işlemini iptal ettirebilir. Kredi kartı çıkaran kuruluşun kural olarak itiraz hakkı yoktur.

Valla bu maddeleri okuyunca insan bir an heyecanlanıyor. Baksanıza itiraz hakkı yoktur falan diyor :) Valla ben hem arkadaşımdan hem de siteye yorum yapan birinden bildiğim kadarıyla bankalar bu konuda söylediğiniz herşeye itiraz ediyorlar. Bence bundan sonra bankalara başruvurken bu yukarıda bahsedilen maddeleri de kullanarak başvurmak gerekiyor. Böylece sizin bilinçli bir kullanıcı olduğunuzu görüp daha düzgün davranacaklardır.

İnternette online alışveriş sitelerinin güvenirliliği hakkında bir site olmadığını farkettim. Sanırım ilk işim böyle site kurmak olacak. Bir çok kişiye yararlı olabilir. Araştırmamı devam ettirirken şöyle bir siteye daha rastladım. Orada Mesafeli Sözleşmeler Uygulama Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik dosyası içinde yazanlar aynen şöyle.

Geri Ödeme
Madde 10 — Mesafeli sözleşmelerde, ödemenin kredi kartı veya benzeri bir ödeme kartı ile yapılması halinde tüketici, kartın kendi rızası dışında ve hukuka aykırı biçimde kullanıldığı gerekçesiyle ödeme işleminin iptal edilmesini talep edebilir. Bu halde, kartı çıkaran kuruluş itirazın kendisine bildirilmesinden itibaren 10 gün içinde ödeme tutarını tüketiciye iade eder.

Sanırım bu yazı da benim daha önce söylediklerimi destekler nitelikte. Yani ne yapıyoruz. Böyle bir dolandırıcılık durumunda hemen bankamıza dilekçe yazıyoruz ve 10 gün sonra paranın iade edilmesini bekliyoruz. Ayrıca siteyle ilgili yapılan her işlemde bankaya da bir bilgilendirme yazısı çekiyoruz ki, bizim haberimiz yoktu gibi bir bahane bulamasınlar. Bilgilendirme için Banka Genel müdürlükleri kullanılabilir sanırım.



1 Bu konuda bir daha yazma2 Saçmalamışsın3 Kötü bir yazı4 Gereksiz bir yazı5 Ne iyi ne kötü6 İyi olmuş ama eksik yönleri var7 Güzel aslında ama tuzu mu az olmuş8 Güzel bir yazı olmuş9 Duygularıma tercuman olmuşsun10 Süper bir yazı olmuş (6 oy kullanıldı, ortalama: 10 / 10)
Loading ... Loading ...

Limoncellolu Tramisu nasıl hazırlanır?

14.06.2008 at 2:16

Bilen bilir sanırım 2-3 ay