Klub Karaoke deneyimi
Geçen hafta yaşadığım sansür skandalının ardından bir sinirle sitemi kapatmıştım ama daha sonra kız isteme merasimi için benim sitemden yararlanmak isteyen arkadaşımın bilgilere ulaşamaması üzerine sitemi tekrar açmaya karar verdim. Neyse bu açma kapama mevzularını bir kenara bırakarak hemen sizlerle paylaşmak istediğim konuya geleyim.
Dün arkadaşlarla taksimde AkSanat’ın hemen yan sokağında bulunan Klub Karaoke‘ye gittik. Burası adından da anlaşılacağı üzere bir karaoke klub. Bu mekan 2 katlı ve her katında birer büyük salon, ayrıca özel gruplar içinde özel odaları olan bir yer. Oda olarak sanırım bir büyük (17 kişilik) bir de ufak (10 kişilik) odası var. Bu odaları kullanmak için kişi başı 30 TL ödemeniz gerekiyor. Bu fiyata ilk içkiniz dahil. Odaların minimum ve maksimum kişi sayıları var. Örneğin bizim kiraladığımız ufak oda için (hafta içi) 10 kişilik minimum sınır vardı. Bu sınır haftasonu (cuma dahil) 14 kişiye çıkıyor. Bu durumda çarşamba akşamı 8′den 11′e kadar oda kullanım bedeli olarak 10×30 = 300 TL vermeniz gerekiyor. Bu paranın yarısını rezervasyon sırasında diğer yarısını da içeri giriş sırasında yapıyorsunuz. Şirket kendini garantiye almak için girenlerden tek tek para almak yerine bir kişiden kalan paranın tamamını istiyor. Bunun için paraları önceden toplamakta yarar var. İçeride içilen ekstra içkiler için ödeme peşin yapılıyor.
İçeriye girerken kapıda iki tane iri body guard sizi bekliyor oluyor. Ben klub’ın kapısına geldiğimde biraz tırstım açıkcası. Rezervasyon falan derken paraları ödeyip girdik içeri. Küçük oda hemen kapıdan girişte sol tarafta. Oda cidden ufak bir yer ama 10 kişi rahat sığabiliyor. Bu odanın maksimum kapasitesi 17 kişiymiş ama 17 kişi olunduğunda oda ufak gelecektir. Oda içinde ufak sayılabilecek bir LCD ekran, köşede bir bilgisayar, ortada bir masa ve çevresinde dönen bir koltuk ve tabureler bulunuyor.
İçeri girer girmez görevli bilgisayarı nasıl kullanacağınızı anlatıyor. Ben de hemen anlatayım ki meraklı arkadaşlar orada sıkıntı çekmesinler. Şarkı eklemek için “ESC – F2 – ŞARKI NUMARASI – ENTER – ENTER” yapmanız gerekiyor. Çalan şarkıyı geçip bir sonraki şarkıyı başlatmak için “ESC – F3 – 2″ tuşlarına sırayla basmanız gerekiyor. Bunları duvara ufak bir notla yazsalarmış iyi olurmuş. Şarkı listesine birden fazla şarkı ekleyebiliyorsunuz ve sıradaki 6 şarkının adı ekranda sürekli duruyor. Bu şekilde herkes söylemek istediği şarkıyı sıraya koyuyor ve sırası gelince kalkıp söylüyor.
Bilgisayara bağlı 2 tane mikrofonla şarkıları söyleyebiliyorsunuz. Elinizle mikrofonun yanlarını kapatıp, mikrofonu da ağzınıza dayarsanız epey yüksek bir ses elde edebiliyorsunuz. Yoksa türk sanat müziği şarkıcısı gibi mikrofonu uzak tutarsanız pek bir sesiniz çıkmıyor. Hoş ses kalitesi kötü olduğu için ne kadar az ses çıkartırsanız o kadar iyi olabilir. Şarkı sayısı olarak çok idealı bir yer. Yaklaşık 1000 tane Türkçe şarkı hazırlamak kolay iş değil amaaaa şarkıların kalitesi kötü. Sanki piyanis şantör bir amca orgla çalıyormuş izlenimi var. Hoş orada kimsenin süper bir sesi olmadığı için süper bir şarkı beklentisi içinde olunmuyor. Şarkı listesinin bir kısmını bu adreste bulabilirsiniz. Gerçekte bu listedekilerde çok daha fazlası mevcut. Gitmeden önce en azından beğendiğiniz şarkılardan ufak bir liste yaparsanız gittiğinizde şarkı aramak zorunda kalmazsınız.
Tek başına şarkı söylemek hem biraz kastırıcı hem de sıkıcı olduğu için biz kızlar erkekler şeklinde iki grup olarak şarkıları söyledik. Şarkıları normal bir sesle söylemek yerine genelde gaza gelip dana gibi bağıra bağıra söylüyorsunuz. Tabi bu da bir süre sonra sesin çatallaşması ve detoneliğin sınırlarına doğru ilerlemenize neden oluyor. Bir defa bağırmaya başladıktan sonra da insani bir ses tonuna inemediğiniz için dinleyenlere ızdırap dolu dakikalar yaşatıyorsunuz. Şimdiden söyleyeyim çok gaza gelmemekte yarar var.
Büyük salonda söylemek istediğiniz şarkıyı DJ’e verip, seçtiğiniz şarkı çalmaya başladığında, sahneye gelip şarkınızı söylüyorsunuz. Bu sahneye geliş, hazırlık sırada şarkıların başındaki uzuuun intro çalıyor. Bu nedenle şarkıların başındaki introlar çok uzun tutulmuş. Büyük salon için güzel birşey olmasına rağmen, ufak oda için çok kullanışlı değil. Bizim ufacık odada sahneye geçmemiz zaten 10 sn sürüyor. Ondan sonra 1 dk’ya yakın intronun bitmesini bekliyorsunuz. Biraz sıkıcı olmakla birlikte bu süre içinde elinizdeki mikrofonlar çeşitli şaklabanlıklar yapabiliyorsunuz. Biz ara ara hayko gibi bağırmak olsun, ağzımızla ritim yapmak olsun, “ooo bilmemne hanımlarda buradaymış” gibi anonslar yapmak olsun epey eğlendik
Ertesi gün ses telleri ve boğazınızdaki kaşınma dışında çok eğlenceli bir akşamdı diyebilirim. 3 saatin hangi arada bittiğini anlamadık bile. 10 kişilik bir grup oluşturabiliyorsanız özel odalara geçmenizi tavsiye ederim. Aksi takdirde büyük salon da çarşamba günü olmasına rağmen epey dolu ve hareketliydi. Orada da çok eğleneceğinizi tahmin ediyorum. Herkese tavsiye ederim.






Cafe De Paris içeri girdikten sonra sol tarafta ağaçların altında bir yer. (resimde yol tarifi yaptım) Restoranda toplasan 30-35 kişilik yer var ve bizim gittiğim gece tüm masalar dolu ve sadece 1 masa şehir fırsatı dışında gelmişti. Onun dışında gelen herkes şehrin fırsatçılarıydı. Paris maris demişler ama değiştirilebilir kağıt masa örtüleri kullanan bir mekandı. Her daim fix bir menüsü olan bir yermiş. Ben gittiğimde de aynı menü vardı; önden salata, sonrasında et veya tavuk ve yanından kırmızı şarap, zaman zaman ortada dolaşan kızarmış patates (sınırsız deniyor) ve en son olarak da dondurma veya parfe. Etlerin sosu güzeldi, hatta çok güzeldi. Manzara güzel olmasa veya başka bir yerde olsa 15 gün içinde batabilecek potansiyele sahip bir restoran aslında. Şehir fırsatı ile anlaşarak çok mantıklı bir iş yapmışlar. En son tüm menü bittikten sonra masaya hesabı getiriyorlar. Hemen korkmayın hesap 0 TL olarak kesilmiş. Ufak bir bahşiş vererek günü sonlandırabiliyorsunuz.
Ben herşeyden biraz bilen adamım. Hiçbirşeyi derinlemesine öğrenmeden hep neyi nerden yapabileceğimi bilerek, gerektiğinde kasa kasa yapan biriyim. Bir de bilmediğim birşeyi böyledir diyemem, böyle olabilir, sanırım böyle, büyük olasılıkla böyle ama bir bakalım, dur ben bi bakayım gibi yuvarlak kelimeler söylerim. Yoksa evet öyledir de gitsin, sonra değilmiş dersin di mi.
Hemen geyiği bırakıp bu borçlu olduğum kişilerin, Aylin Aslım, Özlem Tekin, Leman Sam ve İrem (soyismini bilmiyorum, hayalet sevgilimi söyleyen kız işte) olduğunu söyliyeyim. Ben bunların albümlerini çekmiştim teee bir zamanlar, onunçin kendilerine borçlu hissediyorum.Hoş hepi topu bu kadarcık mı mp3 çektin derseniz, elbette bu kadar değil ama Türklerde sevip dinlediklerim bu kadar. Gerisi meraktan çekip sonra unutup gittiğim şarkılar.
Filmin sonu acıklı ama yine de yüzünüzde bir gülümseme ile kalakaldığınız bir film. Film motion captire denilen çok zor bir teknikle çekilmiş. Ama yapan yapıyor, hatta adamlar hem senaryo yazıyor hem de kare kare filmi çekiyor. Hem de bütün bunları çok güzel yazıyor. Ben bu filmi çok beğendim. Hatta son zamanda izlediğim en iyi filmlerden biri diyebilirim. 



.