ŞehirFırsatı: Atlıtur Deneyimi
Motosikletle köprüyü geçtiğim bir akşamdı. Köprünün boş saatlerinde köprüyü geçerseniz hele hafiften de bir rüzgar varsa köprü üzerinde hoplamaya başlarsınız. Hele eski körüklü otobüslerde ayaklarınız yerden kesilecek kadar çok hoplardınız. İlk zamanlarda köprü üzerinde tepecikler olduğunu düşünmüştüm ama sonra bir arkadaşım köprünün asfaltının altındaki demirlerinin yukarıya doğru bir basınç yaptığını ve bu basıncın da araçları hoplattığını söylemişti. Bence çok mantıklı.
O gün motosikletimle köprüden hoplaya zıplaya geçerken motosiklet kullanmanın ata binmeye benzer birşey olduğuna karar vermiş. Sonrasında da motordan her düştüğümde veya düşer gibi olduğumda “eğer ata binmeyi öğrenirsem motoru daha iyi kullanırım” gibi bir düşünce ile ata binmeyi öğrenmek için heveslenmiştim. Tabi bu heves bu kursların fiyatlarını öğrenene kadar sürebildi.
Belarus’a gittiğim dönemde de aynı gazla ata binebileceğim yerleri araştırdım, hatta bana ata binmeyi öğretecek birini bile buldum. Ama yok yağmurdu, yok hoca hastalandı falan derken bir türlü denk getiremedim ve o hevesim de kursağımda kalmıştı. En son işten çıkıp eve giderken trafiğin sıkıştığı bir yerde bir binicilik kursu tabelası görmüştüm. Hazır trafik sıkışıkken telefon açıp bilgi almak istedim. Ata binmek için üye olmak gerekiyormuş, üyelik bilmemkaç bin dolarmış, kurs dedimi yine üye olman lazım dediler. Hoş 1 aylık 3 aylık gibi üyelik koşulları vardı ama çıkan rakam yaşlıca bir at alıp ölene kadar binmenizi sağlıyacak bir rakam olduğu için teşekkür edip telefonu kapattım.
Neyse uzun lafın kısası, tam bu hevesimi daha zengin olabileceğim yıllara doğru bırakmayı düşünürken sehirfirsati.com‘da binicilik eğitimi ile ilgili bir fırsat gördüm. AtlıTur diye bir yerde 8 derslik eğitim ve 1 saatlik gezinti veriyorlardı. Fiyat olarak da 560 TL yerine 250 TL. AtlıTur’un sitesine girip biraz inceledim. Yer olarak Sarıyer’i de görünce hiç düşünmeden fırsata atladım. 250 TL bir seferde vermesi zor bir ücret, hem de hiç bilmediğiniz bir yerde hiç bilmediğiniz bir eğitim için. Ama şehir fırsatı bende garip bir güven uyandırdı ve kıydım paraya.
Fırsatı kullanmak için belli bir kısıtlama yok. Yani haftaiçi veya haftasonu istediğiniz zaman gidebiliyorsunuz. Yalnız gitmeden önce randevu almak gerekiyor. Bu pazar günü akşam saat 9:00′a randevu alarak AtlıTur’un bulunduğu yere gittim. Randevu için haftalar öncesinden aramanıza gerek yok ben pazar saat 1 gibi aradım, telefonu mekanın sahibi Alp Bey açtı. Randevuyu verdikten sonra nasıl geleceğimi kısaca tarif etti. Navigasyonla rahat bulduk ama tabelaları takip ederek bulmak biraz zor. Belki kilyos’a gider gibi yapıp daha sonrasında Gümüşdere tabelalarını takip ederek bulabilirsiniz. Ben navigasyona kaydettim isteyen olursa koordinatlarını da verebilirim.
Altta Maslaktan nasıl gideceğiniz gösteren bir harita hazırladım. Akşam saat 8 gibi dönüş yolunda epey bir trafik vardı, onun için 6-9 arasında dönüş yolunda olmamak da yarar var. Biz 10 civarında dönerken yollar bomboştu.
AtlıTur Gümüşdere köyü denilen bildiğiniz bir köyün içerisinde çiflik gibi bir yer. Giderken sosyatik bir mekana gideceğimi düşünüyordum, hatta bundan dolayı da biraz çekiniyordum. Ama gittiğimde kafasında kovboy şapkası ve iri elleriyle Alp Bey bizi karşıladı. Alp Bey diyorum çünkü daha öncelerde bir yazımda bir beyfendiden “Adam” diye bahsettiğim için fırça yemiştim, nemelazım Alp Bey’de okursa ayıp olmasın. Aslında çok rahat Alp denilebilecek biri ama tedbiri elden bırakmamak lazım.
Tanışma ve bir form doldurmanın ardından Alp Bey 10-15 dk’lık bir teorik eğitim verdi. Bu eğitimde ata nasıl binilir, nasıl oturulur, kullanılan malzemeler nelerdir falan anlatılıyor. Bana en ilginç gelen şey atların 3 yaşındaki bir insan zekasına sahip olmalarıydı. Atı yönetmek için ata karşı bir üstünlük sağlamanız ve ata güven vermeniz gerekiyormuş. Atlar kontrolün sizde olup olmadığını sık sık kontrol ederlemiş. Bir boşluk anında kendi istedikleri gibi hareket etmeye başlarlarmış. Bunun için sürekli dizginler sizin elinizde olması lazım. Hem gerçek hem de mecazi anlamda.Hatta daha genç atlar üzerindekinin acemi olduğunu anladıklarında, biniciye havada nasıl tekme atarım diye planlar yaparlarmış. Neyse ki eğitim için kullanılan atlar eğitimli ve yıllardır bu işi yapan atlarmış. Şimdi at deyince çingenelerin çocukları bindirip 3 dk’sı 10 lira olan atlar diye düşünmeyin. Yüksekliği 180 cm civarı eski yarış atları düşünün. Tabi hepsi yarış atı değil, kadınlar için ponyler de var.
İlk eğitim 4 tarafı çitlerle kapalı ve zemini 20cm kauçuk olan (düştüğünüzde kafanız kırılmıyor) bir pistte yapılıyor. Önce ata yaklaşma, sevme, ata binme gibi eğitimler veriliyor. Daha sonra seyisle birlikte alanda 1-2 tur atıyorsunuz. Peşinden tek başınıza sürmeye başlıyorsunuz. Peşinden at üzerinde dengenizi geliştirmek için ellerinizi havaya kaldırıp bazı hareketler yapıyorsunuz. Peşinden de at üzerinde ayağa kalkıp oturma egzersizleri yapılıyor. Toplamda 45 dk’lık dersin 30dksında atın üstünde dolanıyorsunuz.
Sonuç olarak ata binmek motosiklet kullanmaktan bile güzel birşeymiş. Hoş ertesi gün epey bir bacak ağrısı çektim ama hepsine değerdi. 8 dersin sonunda dörtnala ata binecek kadar bir seviyeye geliniyormuş. Şimdiden 8. ders sonrasında yapılacak geziyi bekler durumdayım. Çünkü söylendiğine göre bu gezi öyle yürüme hızında gidilen bir geziden çok dört nala yapılan bir geziymiş. Valla ben üstündeyken dört nala gidebilecek bir at varsa ben seve seve binerim.
Şehir fırsatında bir daha bu fırsat verilir mi bilmiyorum ama verilirse herkese tavsiye ediyorum. Verilmezse de telefonla Alp Bey’le temasa geçip bir fiyat almakta yarar var. Benim selamımı söylemeyi de unutmayın. Diğer derslerden sonra da deneyimlerimi paylaşmayı düşünüyorum. Buradan bütün at sever doslarıma selam söylüyorum.
- Sanirim ben bu ata bindim, İngiliz Morgan
- Salon
- Salon
















Cafe De Paris içeri girdikten sonra sol tarafta ağaçların altında bir yer. (resimde yol tarifi yaptım) Restoranda toplasan 30-35 kişilik yer var ve bizim gittiğim gece tüm masalar dolu ve sadece 1 masa şehir fırsatı dışında gelmişti. Onun dışında gelen herkes şehrin fırsatçılarıydı. Paris maris demişler ama değiştirilebilir kağıt masa örtüleri kullanan bir mekandı. Her daim fix bir menüsü olan bir yermiş. Ben gittiğimde de aynı menü vardı; önden salata, sonrasında et veya tavuk ve yanından kırmızı şarap, zaman zaman ortada dolaşan kızarmış patates (sınırsız deniyor) ve en son olarak da dondurma veya parfe. Etlerin sosu güzeldi, hatta çok güzeldi. Manzara güzel olmasa veya başka bir yerde olsa 15 gün içinde batabilecek potansiyele sahip bir restoran aslında. Şehir fırsatı ile anlaşarak çok mantıklı bir iş yapmışlar. En son tüm menü bittikten sonra masaya hesabı getiriyorlar. Hemen korkmayın hesap 0 TL olarak kesilmiş. Ufak bir bahşiş vererek günü sonlandırabiliyorsunuz.
Ben herşeyden biraz bilen adamım. Hiçbirşeyi derinlemesine öğrenmeden hep neyi nerden yapabileceğimi bilerek, gerektiğinde kasa kasa yapan biriyim. Bir de bilmediğim birşeyi böyledir diyemem, böyle olabilir, sanırım böyle, büyük olasılıkla böyle ama bir bakalım, dur ben bi bakayım gibi yuvarlak kelimeler söylerim. Yoksa evet öyledir de gitsin, sonra değilmiş dersin di mi.
Hemen geyiği bırakıp bu borçlu olduğum kişilerin, Aylin Aslım, Özlem Tekin, Leman Sam ve İrem (soyismini bilmiyorum, hayalet sevgilimi söyleyen kız işte) olduğunu söyliyeyim. Ben bunların albümlerini çekmiştim teee bir zamanlar, onunçin kendilerine borçlu hissediyorum.Hoş hepi topu bu kadarcık mı mp3 çektin derseniz, elbette bu kadar değil ama Türklerde sevip dinlediklerim bu kadar. Gerisi meraktan çekip sonra unutup gittiğim şarkılar.
Filmin sonu acıklı ama yine de yüzünüzde bir gülümseme ile kalakaldığınız bir film. Film motion captire denilen çok zor bir teknikle çekilmiş. Ama yapan yapıyor, hatta adamlar hem senaryo yazıyor hem de kare kare filmi çekiyor. Hem de bütün bunları çok güzel yazıyor. Ben bu filmi çok beğendim. Hatta son zamanda izlediğim en iyi filmlerden biri diyebilirim. 
