Dandik bir iMac incelemesi
Macintosh dünyasını çok bilmem, i(ay) ile başlayan ne pad’im, ne pod’um, ne de phone’um var. Ama gel gör ki, cahillikten gelen merakla macintosh’ların çok iyi çok hızlı aletler olduğunu düşünmüşümdür hep. Hatta bir iki defa 4-5 GB’lık macintosh imajları çekip notebook’a kurmaya çalışmışlığım ve başaramamışlığım bile var. Sonunda arkadaşımın şirketindeki grafiker işten ayrılınca onun kullandığı iMac boşa çıktı ve iMac’i bir süreliğine kapıp deneme şansım oldu.
İlk gördüğümde herkes gibi ben de görünüşünü çok beğendim. Hatta mouse’un üzerinde dokunmatik scroll olmasına epey bir saygı duymuştum.
Yanda temsili resmini görebilirsiniz. Görüldüğü gibi alet kocaman ve güzel görüntülü bir ekran ve kablosuz klavye ve mouse’dan oluşuyor. Bunun dışında herhangi bir kasaya ihtiyaç duymuyor. Herşey ekranın içinde. Ekranın sağ tarafında DVDrom arkasında da usb portları bulunuyor. Ayrıca alette kablosuz internet bağlantısı olduğu için network bağlantısı için de bir kabloya ihtiyacınız yok. Bir tek elektrik kablosu yeterli oluyor. Görüntü olarak çok şık bir alet. 21,5 inch’lik ekranı da görenleri hayran bırakıyor.
Ekran cidden kaliteli ve şık. Mouse ve klavye için pil gerekiyor. Bilgisayarı açtığınızda işletim sisteminin yüklenmesi yaklaşık 30-40 saniye sürüyor. Biz bilgisayarı 5-6 gündür hiç kapatmadık, zaten ekran korumaya geçtiğinde bilgisayar kapanmış gibi oluyor. Ondan sonra mouse’a dokunur dokunmaz ekran açılıp kullanmaya başlayabiliyorsunuz.
Eve gelen temizlikçi kadın bile beğendi iMac’i. O derece yani. İşin estetik kısmı diğer apple ürünleri gibi çok güzel. Bu afilli aletin satış fiyatı 2,800 TL civarları. Donanım olarak intel core 2 duo işlemci, 500 GB harddisk ve sanırım 4GB ram’li bir makina. Ekran kartı nedir bilmiyorum. Nasıl bakılır nerden bakılır onu da bilmiyorum. Linux’den bildiğim birkaç şeyi denedim yemedi. Yardımı falan kurcalayınca System Profile diye birşey varmış oradan tüm bilgilere ulaşılabiliyor. Ekran kartı olarak NVIDIA GeForce 9400 varmış.
Benim estetikle çok işim olmadığı için ben işlev kısmına geçiyorum. Aletin üzerinde MacOS X geliyor. Sanırım şu anda üzerinde Leopard var. İşletim sistemi hep farklı bir kedigilin adı ile anılıyor. İşletim sistemi bildiğim kadarıyla Unix tabanlı bir işletim sistemi. Örneğin terminalden dosyaları görüntülemek için “ls” komutunu kullanıyorsunuz. Yetkiler, dosya yapısı falan Linux ile benzer duruyor.
Donanım ile işletim sistemi bütünleşik olarak satıldığı için uyumsuzluk sorunları gibi sorunlar tabiki yok. Bunun yanında yazılım geliştiriciler için işler daha standart olduğu için yazılımları MacOS’a uyarlamak çok zor olmasa gerek. Bir de MacOS kullanıcıları daha elit bir kesim olduğu için yazılımlar için para verenlerin oranı windows kullanıcılarına göre %500 daha fazladır diye düşünüyorum. (en azından Türkiye ve benzeri ülkeler için.). Linuxcüler zaten özgür yazılım ayağına beleşçi oldukları için onlar için bir oran vermiyorum
MacOS’u kullanırken en çok şikayetçi olduğum şey @ harfini yazmak için CMD + q harfine bastığımda tarayıcının kapanması oldu. Neymiş efendim ALT + q tuşuna basmalıymışım. CMD + q uygulamadan çıkmak için kullanılan genel bir tuş kombinasyonuymuş. Bir yere üye olmak için bir formu dolduruyorsunuz, en son email adresi yazayım derken hop tarayıcıyı kapatıyorsunuz. Ama nedense o durumda bile MacOS’a kızmak yerine “ah benim hatam” diye o kusursuz aletin suçu olmadığını düşünüyorsunuz. (Hadi ordan)
İşte adamlar aleti öyle yapmışlar ki derinlemesine kurcalama, normal işleri yap gerisine karışma gibi bir mesaj alıyor insan. Programı internetten indireyim kurayım çalıştırayım. Onun dışında arka plan resmini bile değiştirmek istemiyorsun. Apple benim için en güzel arkaplan resmini seçmiştir diyip devam ediyorsun. Öyle olunca herşey çok güzel çalışıyor, sorunsuz bir işletim sistemi diye bütün sorunları kendi suçunuz olarak görüyorsunuz.
Ben yıllardır Ubuntu kullanıyorum. Ubuntu bir linux versiyonu ve Linux dağıtımları içinde şu anda en popüleri ve en çok kullanılanı. Ben ubuntu’da her şeyi ubuntuya yaptırabiliyorum. Mesela bilgisayar açıldığında resmimi çekip bir klasöre koy sonra ben o resimleri birleştirip kendime klip yapacam diyebiliyorum. Bunun için 3-4 satır script yazmam ve bilgisayarın açılışına koymam yeterli. Aynı şeyi MacOS’da yapabilir miyim? Ne gerek var derim ve bu işi yapan bir program var mı diye bakarım muhtemelen. Şu 15 günlük dönemde anca 2 program kurup onları kullanabildim. Kurcalayıp bozabilecek birşey bulamadım açıkcası. İnternete gir çık.
MacOS kullanırken midemi bulandıran ikinci olay da USB diskimi iMac’e takıp download ettiğim bir dosyayı usb diske yazmak istediğimde oldu. Dosyayı NTFS diske yazamayınca internetten ufak bir arama yaptım ve MacOS’un NTFS diske yazamadığını öğrendim. Ne gerek var değil mi
Buna benzer sorunları Linux’da 5-6 sene önce vardı. Şimdi Linux’de hiçbirşey yapmadan NTFS disklere yazıp okumak mümkün. Ama Apple amca buna gerek duymamış. Muhtemelen MacOS’da NTFS’den daha iyi bir sistem var ve MacOS NTFS’i destekleyeceğine diğer sistemler MacOS’un sistemini desteklesin demişlerdir.
He unutmadan bir de klavyede delete duşu yok. Sadece backspace tuşu var. Yine Apple amcalar gerek duymamışlar. Dosyaları silmek için çöp kutusuna taşımak gerekiyor.
Aslında benim Macintosh merakım TextMate isimli editör yüzündendi. Bu editör çok sade bir editör olmasına rağmen çok işlevsel bir editör. Amcalar sadece mac kullandıkları için editörü başka işletim sistemlerine taşıma ihtiyacı duymamışlar. Nerdeyse bütün RubyOnRails kullanan babalar da mac ve bu TextMate’i kullandığı için editör nerdeyse RubyOnRails’in resmi editör gibi birşey. Sırf bir editör için bir işletim sistemi kullanılır mı tartışılır ama bu editöre alternatiflerin çıktığını gördüğüm andan itibaren MacOS benim için bitmiştir. (Sublime Text 2)
En son olarak parasal durumları düşünürsek. Bu aletin sıfırı 2,800 TL civarında demiştim. İkinci elini 1,900 TL civarında alabilirsiniz diyelim. Haftasonu kadıköydeki bilgisayarcılara gidip benzer bir sistem toplattım. 24 inc led ekran, işlemci i7, 8GB ram, 1 TB disk ve iyi bir ekran kartı koydurdum. Fiyat 1800 civarı çıktı. Eğer aynı özelliklerde bir bilgisayar toplasaydım yaklaşık 1200 lira gibi birşey tutacaktı. Üstelik benzer özelliklerde bir cihaz alırsanız üzerine MacOSX bile kurabiliyorsunuz. Bunun için internette epey bir yazı var. Böylece ikinci elinden bile 600 lira ucuza bir macintosh toplayabiliyorsunuz.
Sonuç olarak görüntü ve şıklık sizin için önemli bir kriter ise iMac çok güzel ve şık bir cihaz. Düşünmeden alabilirsiniz. Ama fiyat performansı daha çok düşünüyorsanız o zaman kendi çakma iMac’inizi toplayabilirsiniz. Ben özgürlüğümü hiçbirşeye değişmem diyorsanız o zaman MacOS’un size uygun birşey olduğunu düşünmüyorum. Ubuntu bize yeter.






















Cafe De Paris içeri girdikten sonra sol tarafta ağaçların altında bir yer. (resimde yol tarifi yaptım) Restoranda toplasan 30-35 kişilik yer var ve bizim gittiğim gece tüm masalar dolu ve sadece 1 masa şehir fırsatı dışında gelmişti. Onun dışında gelen herkes şehrin fırsatçılarıydı. Paris maris demişler ama değiştirilebilir kağıt masa örtüleri kullanan bir mekandı. Her daim fix bir menüsü olan bir yermiş. Ben gittiğimde de aynı menü vardı; önden salata, sonrasında et veya tavuk ve yanından kırmızı şarap, zaman zaman ortada dolaşan kızarmış patates (sınırsız deniyor) ve en son olarak da dondurma veya parfe. Etlerin sosu güzeldi, hatta çok güzeldi. Manzara güzel olmasa veya başka bir yerde olsa 15 gün içinde batabilecek potansiyele sahip bir restoran aslında. Şehir fırsatı ile anlaşarak çok mantıklı bir iş yapmışlar. En son tüm menü bittikten sonra masaya hesabı getiriyorlar. Hemen korkmayın hesap 0 TL olarak kesilmiş. Ufak bir bahşiş vererek günü sonlandırabiliyorsunuz.
Ben herşeyden biraz bilen adamım. Hiçbirşeyi derinlemesine öğrenmeden hep neyi nerden yapabileceğimi bilerek, gerektiğinde kasa kasa yapan biriyim. Bir de bilmediğim birşeyi böyledir diyemem, böyle olabilir, sanırım böyle, büyük olasılıkla böyle ama bir bakalım, dur ben bi bakayım gibi yuvarlak kelimeler söylerim. Yoksa evet öyledir de gitsin, sonra değilmiş dersin di mi.
Hemen geyiği bırakıp bu borçlu olduğum kişilerin, Aylin Aslım, Özlem Tekin, Leman Sam ve İrem (soyismini bilmiyorum, hayalet sevgilimi söyleyen kız işte) olduğunu söyliyeyim. Ben bunların albümlerini çekmiştim teee bir zamanlar, onunçin kendilerine borçlu hissediyorum.Hoş hepi topu bu kadarcık mı mp3 çektin derseniz, elbette bu kadar değil ama Türklerde sevip dinlediklerim bu kadar. Gerisi meraktan çekip sonra unutup gittiğim şarkılar.