Ahiret neden olsun ki?
Bugün nerden aklıma geldi bilmiyorum ama birden neden ahiret olsun ki? dedim kendi kendime. Aslında böyle soruları insan kendi kendine sorması lazım bence, ama doğru cevabı hiç bir zaman bulamayacağınız için fazla da derine inmemek lazım. Asıl soru “Ne için yaşıyoruz? Hayatın anlamı ne?” olabilir. Neyse o kadar derine inmeyelim. Diyelim ki hayatın bir anlamı var. Bir amaç doğrultusunda yaşamamız gerekiyor. Peki ahiret neden var? Bir ara sonsuza kadar sürecek cennet ve cehennem olgusu garip geldi. Yani sonsuza kadar olmasa da 3-5 sene olsa kim ne diyebilir ki? dedim. Hatta onu bırak hiç olmasa ne olacak?
İşte bu noktada Kur’an’da vaadedilen birşeyin olmayacağını söylemek, yaratana karşı güvensizlik duymak anlamına gelir ki bu da en büyük günahlardan biri. O zaman ahiretin olduğuna inanmamak gibi bir durum yok.
Bazen din olmasaydı insanları birbirlerini öldürmekten ne alıkoyacaktı. Sanki şu anda kimse kimseyi öldürmüyor mu diyeceksiniz? Eğer din olgusu olmasaydı bu rakamlarını çok daha artmış olacağına inanıyorum. Yani belki insanlar cinayet işlemezlerdi ama en ufak suçun cezası idam olurdu.
Bu karikatür olaylarından sonra düşünüyorum, biz din hakkında ne kadar konuşabiliyoruz. Yani ben ahiret var mı yok mu diye düşünürken bile tedirgin oluyorsam bunun nedenlerini biraz düşünmemiz gerekiyor. Bende oluşan kanı dini sorgulamanın yanlış olduğu yönünde. Din sorgulanmaz, yorumlanmaz, olduğu gibi kabul edilir. Kafanızda oluşan bir “acaba?”‘nın sonu şirk’e kadar gidebiliyor. Şirk de en büyük günah.
Aslında düşünmek ve sorgulamanın sonunda verilabilecek sonuçlar olumlu mu olacak? Olumlu olma şansı var mı? Bence yok. Sonuçta bilmediğiniz birşey hakkında yeterli bilgi sahibi olmadan yapılan konuşmaların olumlu olma şansı yok. (bence)
Biz bazı şeyleri bazen o kadar abartıyoruz ki yanlış anlamaya başlıyoruz. Mesela bize sürekli söylenen “Sabırlı olma” ne anlama geliyor. Bende karşılığı “ses çıkartma” gibi birşey olmuş. Aslında “Sabırlı olmak” -kurtlar vadisinde söylendiği gibi-
boyun eğmemek anlamına da geliyor, sabırla direnmek, acılara karşı sabırlı olmak, akıllıca sabırlı olmak. Aynı şekilde dini düşünmek de belli çerçeveler içinde olduğu sürece kabul edilebilir olmalı. Sınırları belirleyemediğimiz için tedbirli olup, bu konuyu tamamen düşünce dışına itiyoruz.
Şimdiki anne ve ananeler kuşağı zamanında çok acı çekmiş ve sindirilmeye çalışılmış bir kuşak. Dışarı çıkarken “aman birşeye karşıma, başını yakarlar” öğütlerini duyan tek ben değilimdir. Bu öğütlerle büyüyen bir nesil tepki olarak öncelerin korku ile baktığı şeyleri hafife almaya başlabilir. Bu da bazı şeylerin bozulmasına neden olabilir, olacaktır. Kaybedilen değerlerin farkına varılması için bir kuşak daha geçmesi gerekiyor. Yani benim düşünceme göre biz yozlaşan değerlerin sorunlarının en çok yaşayacak kuşağız. Bizden sonraki kuşaklar bu sorunların farkında olarak yetişecek. Eğer globak bir bozulma veya bir savaş olmazsa, biz 50-60 yaşımıza geldiğimizde güzel bir nesille birlikte yaşıyor olacağız.
…
İnanın:
güzel günler göreceğiz çocuklar
güneşli günler
göre-
-ceğiz.
Motorları maviliklere süreceğiz çocuklar,
ışıklı maviliklere
süre-
-ceğiz…..
nazim hikmet




aynen katılıyorum
Yazıyı yeniden okudum ve halen katılıyorum.
Biraz daldan dala atlayan bir yazı olmuş ama aslında hepsinin altında geçmiş kuşakların annelerinin yeterince korkmuş olması yatıyor. Ben çocuğumu daha cesur yetiştirir miyim yoksa herşeyden uzak ama güvende olmasını mı tercih ederim bilmiyorum. Sanırım bu kararı verdiğimde yeni kuşağın da kaderinde benim de payım olacak 