Biraz da paristen bahsedelim
Bilenler bilir geçen hafta ve ondan önceki hafta söylemesi ayıptır yurtdışındaydım. Sagolsun Ericsson çözüm ortakları değerlendirmesinde birinci olan 3 tane çözüm ortağından birer kişiyi Fransa Nice’de 3 günlük bir telekominikasyon konferansına gönderdi. Ben de bu şanslılardan biriydim. Gidene kadar herkes “ooo nice mi? süper yerdir” dedi durdu. Ben o zamana kadar fransada parisden başka bir şehrin varlığından haberdar değildim. Hatta fransanın nice şehri diyeceğime hep parisin nice şehrine gidiyorum falan diyordum.
Neyse efendim arkadaşların nice’de çekilmiş bir iki fotosunu gördükten sonra Nice’in bodrum veya antalya gibi güzide bir şehrimiz olduğuna karar verdim ve bavuluma deniz havlusu ve mayo da ekledim.
Benim hayalim sabahtan akşama kadar denize girmek, akşam da konferansa falan gitmekti ama olay beklediğim gibi olmadı. Genelde sabah konferans akşam yemek ve uyku şeklinde geçti.
Nice gerçekten güzel bir yere benziyor. Bi akşam bir saate yakın sahil kenarındaki yoldan yürüyerek otele gideyim dedim de yoldan 10-15 tane hayat kadını ile karşılaştım. Ama o kadar efendi arkadaşlar ki bir tanesi bile birşey söylemedi. Hoş ben de “allah şimdi yandım” diye tırsmıştım ama ucuz atlattım
çok efendi bu fransızlar
Neyse Nice’e ilk geldiğimiz akşam Channes’e gittik. Kaldığımız yerden trene binince 10-15 dk sonra channes’de buluyor insan kendini. Trenden indikten sonra döndük dolaştık ve sonunda kalabalıkların toplandığı yeri bulduk. Biraz dolandık 1 tane artis bulduk, hemen sarıldık fotograf makinalarımıza şakur şukur çektik. Hoş o hatun abla nerede oynamıştı onu bile bilmiyorum ama çok tanıdık gelmişti
kesin meşhurdu
biraz daha dolanınca o kırmızı halıların olduğu kısımı da gördük. Neyse uzatmıyayım. Akşam olunca da kalabalık epey arttı ve en sonunda o meşhur kapıdan çıkan ünlüye benzeyen kişiler çıktı. Onların da fotograflarını da çektim ama inanın o kişileri hayatımdan hiç görmedim. Hoş görsem de tanımam.
Channes’de bir süre parkta oturduk. Çok hoş giyimli hatunlar vardı. Hoş derken kokteyle falan gidiyorlardı herhalde. Zaten fransız hatunlar hep güzel giyimli olur derler. Sonra parkta 4-5 tane smokin giymiş fotografçılar vardı. Bunlar paparazzi gibi ortada dolaşıp güzel giyimli bir kadın görünce hemen 5-6 tane resimlerini çekip bir de kartlarını veriyorlar. Öyle aman hemen satayım falan demiyorlar. Kartım burada isterseniz bir uğrarsınız falan diyor.
Channes bu kadar yeter. Nice’de son ilginç olayım ise akşam yemeği için gittiğimiz lokantada tuzlu bilmemne balığı yememiz oldu. Balık tuz kalıbı gibi birşey içine sokuluyor ve bu şekilde fırına veriliyor. Daha sonra bu tuz taş gibi oluyor ve içindeki balık bu tuz içinde güveçte pişmiş gibi pişiyor. Sonra garson bir tepsi içinde kahverengi olan balık şeklindeki tuz yığınını getiriyor ve siz bir ekpert edasıyla hımmm diyip başınızı sallıyorsunuz. sonra adam içeri gibip bir çekiçle balığın üzerindeki tuz yığınını kırıp, kozalaktan çıkan kelebek misali balığı çıkartıyor ve kılçıklarını da ayıklayarak masanıza getiriyor. Yumuşacık, süt gibi olan balığı kılçıkları da olmadığı için hapur hupur yiyebiliyorsunuz.
Onca tuzun içinde pişen balığın tuzsuz olması da ayrı bir şey. Neyse görmemiş balık yemiş tutmuş bloguna yazmış. Hadi efendim gece olmuş, uyku gelmiş. Gözler kapana.




Leave a Reply