Ana Sayfa

Buhranlı bir geceydi

10.04.2007 at 0:32

Yazıya koyacak bir başlık bulamadım. Aslında kompozisyon yazma sanatı der ki önce adam gibi yazıyı yaz ondan sonra, yazdıklarınla ilgili bir başlık koy. Tabi önce başlığı koyarsan koyacak bir başlık bulamazsın. Buhranlarım diyecektim ama kasvetli bir yazı olur diye başka bir başlık koydum.

Dün yazdığım yazıda kanatçının ismini önce Halil yazdım, daha sonra Özlem’in uyarısı ile değiştirdim. Bilgisayar başına geldiğimde “Neydi kanatçının adı H ile başlıyordu ama…” dedim. Kafamda üç isim var, Halil, Hamdi, Hayri. Halil olmadığına göre Hayri veya Hamdi olması lazım. Nedendir bilinmez böyle durumlarda hep yanlış olanı seçerim. Aslında bu özelliğimi bildiğim için bazen seçtiğim şeyi değiştirip diğerini seçerim ve genelde bu en son seçtiğim yanlış olan olur :) İşte bir klasik daha oldu ve yanlış olduğunu bildiğim Halil ismini Hamdi ile değiştirdim ama o da yanlışmış. Hoş doğru ismin Hayri olduğundan da emin değilim. Cengiz yazmıştı ona bakayım… Baktım Haydar mış :) Haydar diye kanatçı ismi mi olurmuş :)

Normalde fotografik hafızam diğer hafızamdan daha iyidir. Diğeri neyse artık :) Genelde isimleri falan hatırlayamam. Ama fotografik hafızam da o kadar iyi değildir. Yani mesela yön bulma duyusu sıfır. Aslında bu yollara dikkat etmiyor olmamdan kaynaklanıyor ama bi yoldan biyere gelirim ve imkanı yok aynı yoldan geri dönemem. İlla geri dönmem gerekiyorsa yoldaki bazı şeyleri aklımda tutmaya çalışırım. Dönerken insanlara onları sorarım.

Mesela iki yol ortasında dururum bir sağa bir sola bakarım bir tanesi taa bilmemneredeki başka bir yola benzer ve ben o yolu sırf bilmemneredeki bilmemne yoluna benzeyen yol olduğu için doğru yol olarak görür ve o yöne giderim. Veya ikinci yöntemimim gideceğim yerin aşağıda mı yoksa yukarıda mı olduğuna karar verir ve yol tercih ederken yukarı doğru mu aşağı doğru mu olduğuna göre karar veririm. Üçüncü yöntem, ki bu da genelde işe yaramaz, daha fazla insanın gittiği yol doğru yoldur derim ve grup halinde giden insanları evlerine kadar takip ederim :) Sonra hiç bozuntuya vermeden hızlı adımlarla yoluma devam eder ilk bakkala yolu sorarım. Bu bakkala sorma olayı en kısa olanıdır :)

Bazen de, özellikle önemli bir yazı yazarken, eş anlamlı kelimelerden her seferinden farklı bir tanesini seçerim nedense. Hani özellikle aynı jargonları kullanmam gerekirken bunu yapmam çok kötü oluyor. Bazen de eş anlamlı olmayan ama benim eş anlamlı olarak birbirine yakıştırdığım başka bir kelime de kullanabiliyorum :) ondan sonra yazı bitince tekrar gözden geçirip, değiştir dur. (Örneğin bir yerde “ürün” kelimesini kullanıp peşinden gelen cümlede “mal” kelimesini kullanmak gibi)

Bu köprü dizisi de çok güzel olmaya başladı. Olmaz ki böyle :) Başında oturup duruyorum. Bu vali evde kitap okurken V for Vandetta’da “Dans edemeyeceksen devrim yapmak ne işe yarar” gibi bir söz edilmişti. Biz Türkler veya Türkler demiyeyim de Doğu memleketliler bazen eğlenmeyi unutuyoruz sanırım. Yani eğlenmenin bir ihtiyaç olduğunu düşünmüyoruz. Varsa yoksa zaruri ihtiyaçlar. Mesela geçen bir yazıda yabancı bir adam Türkleri anlatırken şöyle birşey söylemiş; “Kışın üşümemek için ellerinden geleni yapıyorlar, ama yazın sıcaktan kavrulurken klima almayı düşünmüyorlar bile.” Biz bir iş yaparken diğer şeyleri unutuveriyoruz. Mesela yatmadan önce 10 sayfa kitap okuyamayacak kadar çok işimiz oluyor değil mi? Veya tek başımıza şöyle hiç birşey yapmadan oturup bir kahve içemiyoruz.

Ben eskiden çalışabildiğim kadar çok çalışmak isterdim. Bu yüzden iş yerinde yatar iş yerinde kalkardım. Şimdi geri bakıyorum da o zamanlar ne yaptım diye, çok da birşey yapmamışım. 2 taş çatlasa 3 proje yapmışımdır. Ama hiç birini de gece’den sabaha kadar çalışarak yapmadım. Yaptığım tüm düzgün şeyler adam gibi gündüz saatleri içinde oldu. Ama sabahlamanın asıl güzel yanı uyumaya direnerek geçirilen bir gecenin sonunda güneşin ilk ışıkları ile cıvıldamaya başlayan kuşları dinleyebilmekte. Veya daha hava aydınlanmadan okunmaya başlayan ezan sesini ilk duyduğunda ürpermekte ve sonra ezan sesinden başka hiç bir ses olmadan 5 dakika boyunca o ilahi sesi dinlemekte. Ne bileyim artık uyuman gerektiğine kara vermekte. Tamam iş olarak çok verimli olmasa da insanın hayatından biraz daha fazla tad alabilmesi için iş yerinde sabahlaması, patronun kanepesinde uyuması ve arkadaşları işe geldiğinde eve gitmek için işten çıkması gerekir. İnsanların işe gitmek için kullandıkları otobüs ve minibüsleri eve gitmek için kullanması gerekir. Kalktıktan sonra kahvaltı yapmak yerine sabah kahvaltısını yapıp yatması gerekir.

Eski işyerine akşamları 4-5 daçkalı gider sabaha kadar muhabbet eder, hatta elektrikli ocakta kestane yapar, bahçedeki kiraz ağacına çıkardık. Haftasonları bütün kadıköyü gören balkonda mükellef bir kahvaltı yapardık. Güzel günlerdi :) Yaşlandık demek ki :)

Bugün bisikletimin iç lastiğini değiştirttim :) Bundan sonra bisiklet binmeye başlayacam. Ama önce yazlık bakımını yapacam. Ama bu sefer kendim yapacam. Bu arada bisiklet apartmanda duruyor, ee malum önümüz bisiklet sezonu, hırsızlar dolanmaya başlamıştır. Ben 3 tane kilitle tutuyorum. Bi tanesi motosiklet kilidi, bir tanesi U kilit olarak bilinen demir borulu bir kilit. Motosiklet fuarından 20 YTL’ye aldım. Normalde 60-80 YTL arasında satılan bir kilit ama fuarda 20 YTL’ye satıyorlardı. Hemen aldım. Keşke 1-2 tane daha alsaydım dedim şimdi. Ben farklı sektörlerde satılan şeyleri denk getirirseniz çok karlı çıkabilirsiniz diye iddea ederim. Mesela bisiklet malzemeleri satan yerde çok güzel spor kıyafetleri vardır ve bunları 5-10 YTL gibi fiyatlara alırsınız veya kar malzemeleri satan yerlerden motosiklet için kıyafetler alabilirsiniz gibi. Ama bunun için doğru yerleri ve doğru ürünleri bilmek ve bunlardan anlıyor olmak lazım. Mesela motosiklet eşyaları satan bir yerden kamp malzemeleri alırsanız büyük ihtimalle kaliteli ama normal fiyatından pahalı şeyler alırsınız. Aslında bu biraz da bizim şark kurnazı olduğumuzu gösterir. Yani biz nabza göre şerbet verdiğimiz için pahalı bir sektörde aynı ürünün fiyatı farklı, ucuz bir sektörde aynı ürünün fiyatı farklı oluyor.

Bu köprü dizisini izleyince bazı hatalar buluyor insan ama çok dert değil. Mesela doktoru göğsünden vuruyor ve adam sırt üstü yere düşüyor, sonra adamı yerden kaldırıp kenara atarken adam test dönmüş duruyor, sonra polisler geldiğinde de adam başından vurulmuş gözüküyor. Böyle birkaç tane daha var ama ben dizinin muziklerine hastayım. “veha veha” diye bağıran bir adam var. aslında dizideki adamlara göre farklı şarkılar çalıyor. Bir de öksüzün babasını değiştirdiler. Eski adam çok saf ve rolüne çok oturan bir adamdı, bu yenisi hem daha akıllı hem de olmadı yaa.

Son olarak de şu meşhur cümle vardır ya “müdür müdür müdür?” diye. Hani insanlar aynı kelimeyi üç defa söyleyince oluşan tek anlamlı cümlenin bu olduğunu söylerle ya, biz Özlem’le bunun yanlış olduğunu ispatladık. Aslında Özlem buldu ama ben yazıyorum. İşte müthiş cümlemiz: “Ara ara ara.” nasıl ama en az “ey edip adanada pide ye”, veya “kıl arap iki namaz ama zaman iki paralık” cümleleri kadar güzel bir cümle oldu bence. Bu arada bu son iki cümlenin ne olduğunu bilmeyen varsa bu cümleleri testten okuyunca da aynı olur. “Anastas mum satsana” vardır birde ama bu diğerlerine göre kısa ve anlamsızdır.

Buhranlı bir geceydi ama ben evimde oturup yazımı yazdım, dizimi izledim. Ne işim olur buhranla falan.

İnternet Haftası kutlu olsuun.

Bu sayfada yazılanlar işinize yaradı mı?

1 Bu konuda bir daha yazma2 Saçmalamışsın3 Kötü bir yazı4 Gereksiz bir yazı5 Ne iyi ne kötü6 İyi olmuş ama eksik yönleri var7 Güzel aslında ama tuzu mu az olmuş8 Güzel bir yazı olmuş9 Duygularıma tercuman olmuşsun10 Süper bir yazı olmuş (1 oy kullanıldı, ortalama: 6 / 10)
Loading ... Loading ...

One Response to “Buhranlı bir geceydi”

  1. meşhuuurrr kanatçı haydar tabe gitmeyeli de o kadar zaman oldukiiiii :)
    yön bulman o dar zayıfsa haydar ın o karışık yolunu nasıl buldun ?
    kişinin ismi ile yaptığı iş arasında ilişki olabilirmi

Leave a Reply

Eğer resimli yorum yapmak istiyorsanız ayrıntıları burada bulabilirsiniz.
Lütfen yazım hatalarına dikkat ediniz.

Google