Yalnızlık

Bir süredir internette yalnızlık ile ilgili yazılar arıyorum ama bulduğum şeyler hep duygusal olmaya çalışan kişilerin kendi yalnızlıkları üzerine yazdıkları şeyler var. Bazı siteler yalnızlık gibi duygusal bir nokta yakalamışlar sonra da başlamışlar döktürmeye. Ciddi söylüyorum nerdeyse 20 paragraflı yazı yazmışlar ama ben ilk 2 paragrafı okuyup hiçbirşey anlamadım. (Düşünün daha 18 paragraf daha yazmış.)
Bir sitede yalnızlığın genelde fiziksel bir yalnızlık olmadığı ve psikolojide “Yalnız Hissetmek” olarak algılandığı yazılmış. Bazı yerlerde yalnız hissetmenin de yine insanın başka insanlarla samimi olamaması ve kendine güvenmemesi gibi davranışların bir sonucu olarak ortaya çıktığı ve bunların üstesinden gelinilebileceğinden bahsedilmiş. Hatta bu konuyla ilgili bir kitap da buldum.
Ben bu zamana kadar kendimi çok fazla yalnız hissetmedim. En yalnız hissettiğim zamanlarda bile telefon açıp konuşabileceğim birilerinin olması beni bir nebze de olsa rahatlattı. Ama bazen dertleşmek isteyip de dertleşecek bir arkadaş bulamadığın zaman işte o zaman yalnız hissediyor insan kendini. Şu aralar iki yakın arkadaşım askere gidiyorlar, onun telaşı içindeler. Böyle olunca hassas bir konuda dertleşecek birini bulamıyor insan. Bir an ister istemez yalnız hissediyor. Ama hiç bir zaman olmadığı gibi, şimdi de o kadar çaresiz ve bunalım içinde hissetmiyorum kendimi. Neden? Çünkü en azından yazıp içimi dökebileceğim, içimdekileri yazarak içimden atabileceğim bir sitem var. Yazdıktan sonra artık o şeyler hakkında dert etmem gerekmiyor. En fazla gelen yorumlara cevap veriyorum. Bence herkesin bir blogu veya en azından bir günlüğü olması lazım.
Yalnızlık cidden çok üzünç birşey. Eğer bir insan “o kadar yalnızım ki” diyorsa insanın bir anda içi acıyor. Ama öyle de birşey ki, yalnızım diyen birine nasıl yardım edilir bilemiyor insan. En basitinden bir kişinin parmağı kanasa yapılacak müdahele basittir veya en kötüsü bir doktora götürürsünüz doktor gerekli şeyleri yapar ama yalnız olan bir kişiye nasıl yardım edebilirsiniz bilmiyorum. İnsanın hemen sarılası geliyor sanki yalnızlık hissi anlık birşeymiş gibi.
Yalnızlık fiziksel birşey değil, bence tamamen psikolojik birşey. Bazen bir partide yalnız hissedebilirsiniz, bazen bir standyumda veya iki kişi karşılıklı konuşurken bile yalnız hissedebilir insan kendini. Çünkü her birey aslında bir bireydir. Kendi içinde tektir. İki kişi iki tane birey olur. Milyon tanesi de gelse milyon tane birey olur. İnsana yalnız olmadığını hissettiren şey öncelikle kendinden bir parçayı başkasına vermesi daha sonra da başkasından bir parça alarak yine bir bütün olmasıdır bence. Yine birsin ama biraz ondansın, biraz bundan ve onlar ve bunlarda biraz sen olacaksın. Daha somut bir örnek vermek gerekirse 1.000 YTL varsa ve bunun yarısıyla dolar alırsan sahip olduğun dolarlar kadar amerikayı yanında hissedersin. Amerika güçlensin istersin. Ama unutulmaması gereken birşey varki toplam sahip olduğun değerler 1.000YTL’dir. İster dolar olsun ister euro. Kimse gelip sana durup dururken fazladan dolarlarını vermez.
Kendini yalnız hissetmek depresyonun başlangıcıdır diyor sözlük siteleri. “Kimse beni anlamıyor”, “kimse beni dinlemiyor”, “Kimse bana değer vermiyor” düşüncelerinin bir ürünüdür diyor. Belki yalnız hisseden kişilere bu düşünceleri biz hissettirmişizdir. Belki de bazı davranışlarımızdan bu anlamlar çıkmıştır veya belki karşıdan böyle anlaşılmıştır. “Yalnızım” diyen birinin karşısında kendimize bunları sormamız lazım.
Anladığım kadarıyla yalnızlık içinde çıkılması çok zor bir sorun. Çünkü yalnız olduğunuz için yardım edecek kimse yoktur ve bunalımlı bir bünye ile başbaşa verip bunalımdan kurtulmaya çalışırsınız. Bir delinin kendini iyileştirmesini beklemek gibi birşey olsa gerek. Bir de insanın yalnız hissetmemesi için çevresinde en az iki kişi olmalıdır bence. Çünkü eğer sadece bir kişi varsa, o kişi ile ilgili sorunlarda dertleşeceği kimse kalmadığı için yine yalnız hissedecektir.
Bir sitede yalnızlığın iki yönüne de değinilmiş. Kısaca yalnızlık insanın kendi çevresine duvar örmesi denilmiş. Bazen kalabalık içinde yalnız kalabilemek için bir duvar örüp kendi başınıza kalır ve rahatlarsınız, bazen de kendinizi bir duvar içinde bulur, en ufak bir insanı ilişkiye hasret kalırsınız. Birincisi güzel, ikincisi acı vericidir. Aslında acı vericiliği de insana göre değişiyor. Denizde yüzmek gibi, eğer yüzmeyi severseniz yüzmekten zevk alırsınız, ama yüzme bilmediğiniz için sudan korkarsanız can çekişirsiniz. Belki de herşeyden olduğu gibi yalnızlıktan da zevk almayı öğrenmek lazım.
Bir de hürriyetteki bir yazıya göre yalnızlık kalbe de zararlıymış. Ama bu yazıyı okumadım, çok geyik duruyordu.
Erkekler yalnız olmayı daha çok beceriyor gibi bir düşünce var aklımda. Bir baba yalnız kaldığında daha rahat düşünebiliyor. Bir de hayal kuran insanların yalnızlıktan şikayet etmediklerini düşünüyorum. Hayallerin varsa tek başınayken bu hallerin içine rahat rahat dalabilirsin, iki kişiyseniz insan hayallerini anlatmaya çekinir. Bazen yalnızlık özgürlüktür, çırılçıplak yatağa uzanıp uyuma özgürlüğünü yalnızken daha rahat yapabilirsiniz. Bazen çocuklar kalabalik içinde kendilerini yalnız hissederler. Mesela Cuma namazında üst katta yerde komando gibi sürünüp hocanın vaaz verdiği yere yaklaşırken yerde yuvarlanan çocuk muhtemelen camide insanlar olduğunu unutmuştu. Kimsenin görmediği biryerde yalnızmış gibi özgürce oyun oynayabiliyorlar.
Çocukken masanın altında kendine bir oda yapmayan, yatağın altında saklanmayan, ufacık dolapların içine girip kapılarını kapatmaya çalışmayan yoktur herhalde. Bunlar da yalnız kalmak istemenin belirtileridir. Ayaklarını kapının kenarlarına koyarak kapının tepesine çıkan çocuklar orada kendilerini yalnız hissederler. O zamanlar yalnız olmak insanın hoşuna gider. Çünkü kurulacak bir sürü hayal vardır.
İslamiyet ile yalnızlık arasında bir bağ varmı diye düşündüm namazdayken. Mesela cuma namazı cemaatle yapılan bir eylem ama kendi içinde çok bireysel bir eylem. Hep birlikte secdeye varıyorsunuz ama herkesin sevabı ayrı yazılıyor, herkesin defteri ayrı tutuluyor. Namazdeyken insan bazı şeyleri daha rahat düşünebiliyor. Yanlışlarını daha rahat görebiliyor. Olaylara karşı daha bağışlayıcı olabiliyor. Ve anladım ki ben yalnızlığımı seviyorum.
Evlenmenin yalnızlığa nasıl bir etkisi olur bilmiyorum. Eğer insan yalnızlığını aşamıyorsa evli de olsa bekar da olsa yalnız olur gibi geliyor. Çünkü yanınızda fiziksel olarak birinin olması sizin yalnız olmadığınız anlamına gelmiyor. Aksine yanınızda biri varken kendinizi halen yalnız hissediyorsanız bu fiziksel olarak yalnız olmaktan daha kötü birşey. Sanırım bu noktada da karşılıklı anlayış ve saygı önemli oluyor. Birini dinlemek bile onun yalnızlığını alabilir. Ama yalnız olmayı seven biri ile sevmeyen birinin evliliğinde aradaki sınırı iyi koymak gerekir herhalde. Eğer taraflardan biri bencilce davranırsa iki taraf da üzüntü içine girebilir. Bıktırmayacak kadar yalnız, bıktırmiyacak kadar birlikte olmak lazım. Zaten onun için iş yerinden veya aynı sınıftan biri ile evlenmeyin veya birlikte olmayın derler.
Özdemir Asaf gibi sevmediğim bir şairin “Yalnızlık paylaşılmaz, paylaşılırsa yalnızlık olmaz” gibi kafa karıştırmayı sanatmış gibi gören bir şiiriyle sözlerimi bitiriyorum. Yalnız değilim, yalnız hissetmiyorum ve yalnız hisseden birine nasıl yardım edebilirim bilmiyorum. Yukarıda bahsettiğim kitabı aldım, elime ulaşıp okudukça burada paylaşmayı düşünüyorum. Ama kesin olarak bildiğim birşey varki bir insanın yanında olmak onu yalnız bırakmadığınız anlamına gelmiyor. Bir kişinin yalnızlığını gidermek tek taraflı da yapılabilecek de birşey değil. Birlikte olmak, birlikte çözmek lazım. Bazen korkmadan güvenmek, bazen samimi davranmak, bazen bazı şeyleri görmemek lazım. Hep iyi tarafından düşünmek lazım hayatı. Yoksa her iyinin içindeki kötüyü görmek çok kolay.
Yalnız hissedenler yorum yazsınlar. Gelin canlar bir olalım, yorum yazın da birlik olalım.




Merhaba Hüseyin,
Yalnızlık yazın güzel olmuş yakında bir ankette yaparsın, yalnız kalmak isteyen ve istemeyen diye:)
heheh anladığım kadarıyla kimse kendini yalnız hissetmediği veya yalnız olduğunu kabul edemediği için yorum yazmıyor.
Canım, yalnızsanız yorum yazın dedim de yalnız değilseniz de yazın
“Ohh ben yalnız değilim” de diyebilirsiniz
…Gelin canlar bir olalım… Sonunu çok güzel bağlamışsın:) Walla yalnızlık güzel bence, ben hoşlanıyorum…. ya bide kişi kendini oyalamadıkca yalnız kalmak ona sıkıcı gelebilir, eee sürekli kalp atışlarının sesini duyan insanda sıkılıp kalp ritminde değişiklik yapıp kalbi hasta yapabilir, farklı ritimler isteyebilir….
kişinin anlayılşına bağlı yalnız kalmak etrafında onu anlamayanlar olunca yalnız kalmayı tercih edebilir, ya da anlamasalarda onlarla olacağım deyipte kendini onların dertleriyle uğraşarak kendini unutup kalp hastasıda yapabilir ama neden kendi için değilde başkası için!
Ya zaten toplumdaki düzen bu değilmi, arkadaş ediniyoruz oda seninle arkadaş ama aslında biz yalnız kalmayalım diye değil mi?
bazen hayatta tek başımaymışım gibi geliyor. hiçbirşey bu yanlızlığı dolduramayacakmış gibi… ne sevgili ne eş dost ne de aile… sanırım yanlızlığı dibi oluyor:)
Yalnızlık üzerine 14 paragraf yazı… Bu mudur.. budur
Aslında yalnızlık kavramını incelerken, kişisel zamanları (Ingilizcesi Me-Time) bunun dışında tutmak gerekiyor. Benim nacizane yorumuma göre; yanlızlık herhangi bir duygu veya düşüncenin diğer kişi veya özneler ile (canlı veya cansız) paylaşılmak istenmesine fakat bu öznelerin bulunamamasına denir. Yalnızlığın birçok nedeni olabilir, bunlar;
)
)
- Gerçekten yalnız olmak (Issız bir adada Robinson Kuruzo gibi olmak
- Paylaşmak için doğru duyguya sahip olmamak (Manyaklar bu kısıma giriyor.. Adam öyle manyakki diğer kişilerle paylaşacak duyguları yok.)
- Paylaşmak için doğru özneye sahip olmamak. (çok ender bir durum, genelde sudan çıkmış balıklar bu durumda olur.)
- Paylaşmak için doğru özneye sahip olmadığın gibi bir düşünceye sahip olmak. (İşte senin bahsettiğin ve genelde günümüzde yaşanan yalnızlık türü.)
- Paylaşmak için doğru duyguyu ve doğru özneyi bir araya getirememek (Kısmetsizlik diyorum… denemeye devam edilmeli
Yani deniz kıyısında, akıldaki 100 adet tilki ile yapılan yürüyüşler yalnızlık olarak algılanmamalıdır. Bunlar kişisel zamanlardır. Kişisel zamanlara ve hayal gücünün beslenmesine büyümüşte küçülmüş insanların ihtiyaçları olduğu kadar, büyümüş olarak kalmış insanların da ihtiyaçları vardır.
Fakat kişisel zaman ihtiyaçların giderek artması ve sosyal zamanlardan fazla olması durumları kişilik bozukluklarına neden olabilir.. herşeyde olduğu gibi abartmak başka zararlara yol açabilir.
Amma yazdım be.. kitap yazacakmışımda direkten dönmüşüm herhalde.
Tam manyaklık değil ama paylaşmak için doğru özneye sahip olduğun halde doğru duyguya sahip olmadığın için doğru özneye de sahip olmadığını sanmak. (Umutsuz ev kadınları hali
)
Bence zamanımız insanı rahat rahat iletişim kurmaya yönelik yetiştirilmediği için toplum içine çıkmaya çekiniyor ve çekindiği için de yalnız kalmayı tercih ediyor. Yalnızlık duygusu aslında bu iletişim sorunundan kaynaklanıyor. Yani toplum içine çıkmaya veya bir toplantıya katılmaya çekinmese yalnız olmayacak.
Yani radyo var ama sesini açmadığınız için duyamıyorsunuz. Sonra da ben sağırım diyorsun
hımmmm…………
)))
e ben biliyodum ( “Yani radyo var ama sesini açmadığınız için duyamıyorsunuz. Sonra da ben sağırım diyorsun”) bunu da aklıma gelmemişti
ya bide olayın gerçek yalnızlığında değinmekte yarar var, bir ailesi olmayan yetim evlerinde kalan çocuklara ne demeli:( asıl yalnızlığı onlar biliyor kimi doğuştan kimi sonradan yaşayabiliyor, anne baba diyemediği ama toplum içine karıştığında hep onun ezikliğini hissedenler
diğer yalnızlıklara baş edilebilir bir şekilde ya onlar çoğu kişi aile bireyleriyle yaşıyor ve ne yaparsa yapsın arkalarında birilerinin olduğunu biliyorlar ya onlar işte vahim olan yalnızlık o…..
Bu kadar gerçekci düşününce diğerleri çok boş geliyor çünkü kişi yalnız kalmayı zaten kendi istiyor, kendini bi türlü aşamadığı için….
Geçen gün sipariş ettiğim “Yalnızlığı aşmak” kitabı elime ulaştı. Ama kitabı okurken kitabın ismini diğer insanlardan sakladığımı farkettim. “Aman insanlar görüpde beni yalnız sanmasınlar” diye düşünüyor insan.
Bir de yazdığı yoruma cevap alamadığı için kendini yalnız hissetme duygusu da var
Bakınız “ismini vermek istemeyen biri” birşeyler yazmış ama sallamamışız
üzülme Gülşen yalnız değilsin
tüh ismini ağzımdan kaçırdım.
“ismini vermek istemeyen biri
Kendimi gerçekten yanlız hissettiğim dönemler oluyor. O dönemlerde beni dinleyen bana sırdaş olan dostlarım olduğu için çok şanslıyım.
Çok yalın ve içten yazıyorsun. Yazılarını okumak hoşuma gidiyor. Kendi adıma düşüncelerini bizlerle paylaştığın için teşekkür ederim.
Not: İsmimi ağzından kaçırdığına inanmadım
)
Ben de önceleri insanlarla iletişim kurmaktan çekinirdim ama yaş ilerledikçe aman benim hakkında ne düşünür, bana güler falan gibi düşünceleri çok fazla kaale almıyorum. Bugün pasaport için başvuru yapmak için emniyetten numara aldım. Benden önce 48 kişi olduğu için çok rahat bir şekilde çıktım kahvaltımı yaptım. Kahvaltımı bitirirken üzerinde motor montu olan bir adam tostunu almış yan gözle benim üzerimdeki motor montunu kesiyordu. Adam gel otur şeklinde başımla işaret yaptım. Adam geçti oturdu. Sonra “abi o üzerindeki motor montu değil mi?” diye söze giriştim ve sonrasında 2şer çay içerek yarım saate yakın muhabbet ettik.
Diyeceğim o ki, rahat olmak lazım. Hoş ben yalnız başına kahvaltı yapmaktan da şikayetçi değildim ama adam geldi en azından sohbet ettik. Motosiklet gibi sosyal olaylar da insanın başkaları ile daha rahat muhabbet etmesini sağlıyor. Her ne kadar halen motosiklet toplantılarına katılmakta tereddüt etsem de gittiğim zamanlarda çok zevk alıyorum. Her seferinde bir sonraki toplantıya kesin gelicem diyorum ama bir sonraki toplantı günü “amaan boşver şimdi tanımadığım bir sürü kişi olacak” diye vazgeçiyorum. Ama vazgeçmemek lazım.
“Diyeceğim o ki, rahat olmak lazım.” demişin ya… Artık ben de bunu söylebiliyorum. Ama bunu söylebilmek için de birçok şeyi aşmak gerektiğini -ki kendi tecrübelerimden böyle bi sonuca vardım. Allahım ne takıntılıydım yaa. O ne der, şu ne düşünür. Şu an bunları bile rahatlıkla yazabiliyorum ya
erdim mi ne
) düşünüyorum. Önceleri ne kadar çok şeyi takardım, umursardım.
“Yani radyo var ama sesini açmadığınız için duyamıyorsunuz. Sonra da ben sağırım diyorsun”. Bu sözün herşyin kendimizde bittiğini bi kez daha hatırlattı. Üstesinden gelmemiz gereken şey ne olursa olsun, çok istemek ve belki de kendi engelimizi ortadan kaldırıp ilk adımı atmaktır, zor olan da bu sanırım. Okuduğum kitaplardan birinde ruh halimizi saniyeler içinde değiştirebiliceğimiz yazıyordu. Denedim, gerçekten de öyle
) O an kendimizi ne kadar kötü hissedersek hissedelim saniyeler içinde gülümseyebilmemiz mümkün. Yanlızlık konusunda da böyle olduğunu düşünüyorum. Yanlızım diye üzülürken belki de yanlızlığımızın son bulması bir tek telefona bakıyor. Sesini duyacağımız bir dost böyle dönemlerde en büyük ilacımızdır…
Klasikleşmiş bir söz “herşey insanın kendinde biter”
Can Yücel de demiş ki;
HERŞEY SENDE GİZLİ
Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç…
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..
İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin…
Son zamanlar da sürekli bu şiiri okuyorum. Hayat benim algıladığım gibi… Algılamamda değiştirmem gereken kısımlar var hala ve belki de hayatımın sonuna kadar devam edecek… En uzun yolculuk insanın kendine yapacağı yolculuk derler ya…
Yazma alışkanlığım olmadığı için aklımdakileri doğru dürüst anlatabildim mi bilmiyorum. Ama en azından denedim
)
Yalnızlığı aşma rehberi Ders no: 1
Kitabın daha ilk bölümünü okuyabildim hemen paylaşayım. Bu bir ödev.
Şimdi kendini yalnız hisseden herkes bir kağıt kalem alacak. Sonra bir köşeye oturup en son gittiğiniz ve sıkıldığınız buluşmada neden sıkıldığınızı, neler hissettiğinizi, iyi şeyleri ve kötü şeyleri not edin. Daha sonra gidebileceğiniz ama gitmediğiniz bir buluşmaya neden gitmediğinizi, neler hissettiğinizi, iyi ve kötü şeyleri yazın.
Kağıdın başka bir yerine de insanlarla iletişim kurmanız gerektiğinde neler hissettiğinizi falan yazın. Ayrıca sıkıldığınız zaman neler yaptığınızı da yazın. Ne zaman panik oluyorsunuz, panik olunca ne yapıyorsunuz? Hepsini yazın kağıda.
Şimdilik ödev bu kadar. Bunu neden yapıyoruz. Çünkü neler sıkıldığımızı bulabilirsek bunlar için neler yapabileceğimizi de bulabiliriz. Ama önce sorun nerde onu bulmak lazım.
yazıyı çok beğendim gerçekten.ben de yanlız sayılırım.sayılırım diyorum çünkü istediğim zaman arayıp konuşabileceğim görüşebileceğim insanlar var ama eğer bunları yapmazsam -ki genelde yapmıyorum- zamanımın çoğunu yalnız geçiriyorum.yalnızlık yalın olma hali aslında.kendinle baş başa kalmak insanın kendini dinlemesi dertleriyle baş başa kalıp çözümler üretmesi insanı geliştiriyor.fakat yalnızlık eğer bizim seçimimiz dışında gelişiyorsa o zaman depresyon başlayabiliyor.
aslında insanlar yalnız olmamak için her yola başvururlar.anne-baba,akrabalar,sevgili,eş,arkadaş…biri olmasa bir diğerini yanında ister insan.(hiçbirini bulamayıp köpek dostu olanlar var mesela)tv’daki evlendirme programları, internetteki arkadaşlık siteleri.hepsi bu amacı destekliyor aslında.önemli olan paylaşmaksa tanımadığı bir insanla internette yazışarak zamanını paylaşarak bile yalnızlığını gideriyor.
sonuç olarak seçime bağlı herşey. çok uzattım hadi ben kaçtım=)
ya internetteki arkadaşlık sitelerinde yalnızlığın aşılabildiğine inanmıyorum. Çünkü bir erkek bir bayana mesaj gönderdiğinde bayanlar “sapıklardan başım dertte” diyor, bir bayan bir erkeğe mesaj attığında “ooo yollu bu” şeklinde düşünceler oluyor. Şimdi bana söyleyin. Bir sapıkla veya bir yollu ile ne kadar yalnızlığınızı giderebilirsiniz. Ben söyliyeyim en fazla 1 gün
Onun içindir ki bu internetteki arkadaşlık siteleri yalandır. Heeee cinsiyet bölümünü boş bırakan iki kişi konuşurlarsa o ayrı tabi. O zaman bir umut güzel muhabbetler dönebiliyor ama bu sohbetlerin sonunda genelde iki erkek birbirlerine bye diyerek bir daha hiç görüşmüyorlar. Evet köpek daha iyi bir tercih. En azından küfür de etsen dilini çıkartıp size masum masum bakıyorlar.
Ben yazdıklarınıza katılmıyorum. İnternetten de insanlar pekala tanışıp, ya da eski arkadaşlarını bulup, arkadaş-sevgili olup yalnızlıklarını giderebilirler. internetteki herkese sapık muamemelesi yapmak yanlış. bu konuda facebook gibi dzfgün siteler de var. ayrıca kedi de iyi bi tercigtir. onlar da kucağınıza yatıp size yakın davranırşar
Merhaba Aslı,
Ön yargısız insanlar internetten tanışıp evlenebiliyorlar ama ön yargısız insanlar zaten genelde yalnızlıktan şikayet etmiyorlar. Tamam belki uygun ortamları olmadığı için interneti tercih etmiş olabilirler ama ben aynı kişilerin internet dışı ortamlarda da çok rahat arkadaş bulabileceklerine inanıyorum.
Evet kedi de güzel bir tercih olabilir. Kedi kötü davranınca hemen tırmalıyor ama köpek daha mülayim oluyor. En azından mülayim bir köpek cinsi bulabiliyorsunuz ama mulayim kedi yok
Merhaba Hüsocuum:)
Aslında siteni hep takip etmesem de girip bakıyorum arada.İlk defa yazayım ben de bişiler dedim.
Yalnızlık istendiği sürece güzel bişey. İnsanın kendiyle konuşması kendi kendine zaman geçirmesi şart. Esas kötü olduğu nokta yanında birilerini bulmak istediğinde ya da bişeyleri paylaşmak istediğinde hala yalnız olmak.
Yalnızlıktan korkuş bazen de insanın kendinden kaçması olabiliyor, sorunlardan kaçış kendini alemlere akıtma gibi bişey belki de:)
Aldığın kitap nasıl bilmiyorum. Ekstra değerlendirmelerini bekliyorum belkim alırım. Bir psikoloji kitabı nihayetinde kendine dışardan bir gözle bakabilmeni de sağlıyor. Bu dışarıdan bakışlar şart, bakamadığın durumda sana baktırtacak bişeylerin (bir psikolog olabilir, bir arkadaş ya da bir kitap) olması ii.
Ama herşey ince bir ayar ve denge bazen kendini ve herşeyi çok sorgulamakta kendini birsürü şeyden soyutlamana yol açabiliyor.
Neyse ben yazı konusunda çok deneyimli diilim
Zaten biraz pata küte yazdım.
Sevgiler efenim
Merhaba Sibap,
kitap sanırım iyi. Olaylara örnekler falan veriyor ama o kadar çok örnek vermiş ki ve çeviren arkadaş sagolsun tüm isimleri yabancı olarak bır olarakmış. O kimdi, partiden çekinen şu muydu? bunun çocuğu mu vardı diye şaşırıp kalıyorsun. Mesela bir tanesini kendinle özleştiriyorsun ama sonra bakıyorsun aslında özleşleştiğin kişi o değilmiş. İsmini yanlış hatırlıyorsun. Neyse kitap önce şunu yap sonra bunu yap ondan sonra gel konuşalım gibi ilerliyor. Ödevleri yapmaya fırsatım olmadığı için görüşmelere bir süre ara verdim.
pata küte yaz bence. Ben de öyle yapıyorum.
Küçükken güzel gelir yalnızlık başa çıkması kolaydır çünkü o zaman bunun başa çıkılacak birşey olduğunun farkında değilsindir.
Çok şey bilen yalnız kalır, çok şey düşünen yalnız kalır bu bu kadar basit.
Belki de ben de onlardan biriyim sağlıklı dinamikleri kendi hayatımda oturtmaya çalışırken bildiklerimin doğruluğu yanlışlığı beni uçurumlara sürüklüyor.
Doğru nedir, doğruyu yaratan nedir, en önemlisi doğru var mıdır,
Varsa insanlar neden doğruyu kabul etmek istemezler…
Yazılacak çok şey söylenecek çok şey var, ne düzelecek birşey var ne de onarılacak.
Ne de elimizde bir yaptırım, doğruyu yaptığın sürece yalnız kalırsın ve bu girdabın içinde boğulur gidersin.
Bazen canın alınsın istersin çünkü yediremezsin kendine bu iğrenç dünyada yaşamayı.
İyi yanından bakın demişsiniz, görülen bütün yönlerine bakmak lazım bir aldatmacanın bir yalanın içine girmek istemem.
Ve eğer ortada sahte ve yanlış şeyler varsa bazı doğruların üstünü kapatır.
Hareketler düşüncelerin bilinçaltının aynasıdır ya , bunu söyleyince kabul etmiyor işte insanlar manipule etmeye çalışıyorlar acılarını çekmiyorlar kabul etmiyorlar
Yazılacak çok şey söylenecek çok şey var, ne düzelecek birşey var ne de onarılacak.
Bu girdabın içinde boğulup gideceğim biliyorum ama bir nebze olsun ruhumu temiz tutabildiğim kadar insan olacağım…
Ve ne zaman göçerim kime sorarım bu kafamdaki soruları, doğru var mı ve doğru mantıklı mı
Ne ağlamakla geçer insanlığın günahları ve aptallığı ne de sıkılacak tek bir kurşunla.
Bu buhranla yaşamak zorundayız, burda bu bunalımları buhranları yaşadıktan sonra cehennem ne kadar can acıtabilir ve ne denli kötüdür yaşadığımız ikiyüzlü dünyadan
Yazılacak çok şey söylenecek çok şey var, ne düzelecek birşey var ne de onarılacak.
benim söyleyecegim lanet olsun bu hayata ve insanlığa allah hayatı yaşamak için yaratmamış çile çekmek için yaratmış sizin söylediklerinizin hepsi hikaye