Ana Sayfa

Ben yurtdışı gördüm

05.03.2009 at 21:48

1 senedir i2i Bilişim isimli bir şirkette çalışıyorum. Geçiş hikayemi yazmıştım zaten. Tam 1 senemin bitmesiyle birlikte yurt dışındaki projeler için ülke dışına çıkmaya başladım. Zaten işe başladığım günden itibaren yurtdışında projelerde yer alacağımızdan bahsediliyordu. İlk başlarda yeni evli biri olarak sürekli yurt dışında olma düşüncesi zor geliyordu ama zaten olaylar söylendiği şekilde yürümedi. Yürümediği iyi de oldu. Sanırım 6 aydır bir proje için Belçika’ya gideceğimiz söyleniyordu. İlk günden şirkette araştırmalar yapıldı. Gezilecek gidilecek yerler belirlendi, hatta havanın sürekli yağmurlu olmasından dolayı şikayetler bile edildi. Ama gel gelelim proje için Belçika’ya gidecez diye beklerken işleri uzaktan da yapabileceğimiz, 4 mevsimi yaşadığımız cennet memleketimizden uzaklaşmadan da işleri yapabileceğimiz anlaşılınca bizim havası kapalı mundar Belçika’ya gitme işi de başka bir bahara kaldı.

Tabi ben o ilk gazla mundar Belçika’da yaşayan abime haftaya geliyorum 6 ay orada kalacam veya buna benzer birşeyler söylemiş olsam gerek ki, abim 6 ay boyunca ne zaman geleceğimi sorup durdu. Bizim proje oldu bitti derken, projenin kıyısından köşesinden alakalı başka bir proje için Belçika’ya çağırıldım. Belçika’ya daha önce abimi ziyaret için 2 defa daha gitmiştim. Onun için çok fazla heyecanlanmadım. Bu arada beni çağıran kişi 0202-0602 tarihleri arasında geleceksin diyince bir an sevinmiştim. Malum avrupalılar tarihleri Ay ve Gün olarak yazarlar. Böyle olunca bu tarihlerden 4 ay Belçika’da kalacam gibi bir izlenim edinmiştim ki daha sonrasında sizin de anlayacağınız gibi aslında hepi top 4 günlük bir işmiş. (sonrasında 10 güne uzatıldı)

Belçika 3 saat uzakta sevimli bir memleketimiz. Ankaradan hallice bir sevimliliği var. Orada, Business Flat dedikleri sık seyahat edenlerin ev özlemi çekmemeleri için dayatılmış döşetilmiş evlerde kaldım. Bir bekarın (çapkınlık anlamında düşünmeyin çünkü ben öyle düşünmüyorum) ihtiyacı olabilecek herşeyi içinde barındıran bir ev düşünün. Amerikan mutfak dedikleri salona bakan bir mutfağı, 1 televizyonu. Üzerinde 2 minder ve bir battaniye olan deri bir koltuğu,  bir sehpası, 4 kişilik yemek masası, 6 kişilik yemek takımı, fırın, su ısıtıcı, ekmek kızartıcı, buzdolabı, ütü ve ütü masası olan şirin bir ev. İşin daha güzeli evde ücretsiz 3 Mbit internet bulunuyor ve ev Brüksel’in en merkezi sokağında bulunuyor.

Taksi paraları günlük gitgel 80 euro tutunca evden işe toplu taşıma ile gitmeye karar verdik. Otobüstür, trendir derken ev-iş arasını 60 dk’dan 30 dk’ya kadar indirdik.  Öğlenlerini de genelde şirketin yemekhanesinde  hallettik. 1 öğlen orada birlikte çalıştığımız Türk’le (Mesut) yakınlardaki bir dönerciye gittik. Benim gitmek için 6 aydır beklediğim projeye son anda dahil olan isviçreli Adam(edım okunuyor, sonra adam yazmış diye mail atmasın kimse :) )’da bizimle geldi. Bonkör dönerci nerdeyse kafam kadar bir ekmeğin içine alabildiğince et ve patates koymuş, bununla da yetinmeyip doymazsanız ekmeğinizi getirin içine biraz daha patates koyayım dedi. Hem de ekstra para istemeden. Dönerci adamın çömertliği isviçreli Adam’ın karşısında bizi yüceltti. Biz hep böyleyizdir falan diye de 1-2 ingilizce cümle de patlattık tabiki ardından.

Neyse yine şirkette yemek yediğim bir gün, Türk olduğunu öğrendiğim kasiyer kızla garip bir muhabbetimiz geçti. Hemen şunu da belirteyim ben bu kızın Türk olduğunu öğrenmeden önceki gün, ben ingilizce o fransızca olarak konuşarak anlaşamamıştık. Neyse bu sefer kıza “Merhaba” diyerek muhabbete girdim. (Tabi bunlar yemeğin parasını ödeme sırasında oluyor.) Kız bir anda şaşırdı, aaa siz Türkmüydünüz dedi. Evet dedim. “Kısa süreli geldim, yakında dönüyorum” dedim. Kızın “Ben zaten sizin Türk olduğunuzu düşünmüştüm ama domuz eti yediğinizi görünce Türk değildir herhalde dedim” demesiyle bir önceki gün yediğim makarnanın sosundaki garip şeylerin domuz eti olduğunu anlamam bir oldu.

Neyse oradaki işleri bitirip haftasonu abimlerde takıldıktan sonra şimdi burada detay vermek istemediğim bir şekilde kulağımdan ufak bir fındık tanesi kadar birşey çıktı. Ben ilk başta iltahap falan diye düşünmüştüm ama daha sonra cımbızla yaptığımız darbelerde acı hissetmediğimi anlayarak abim bir iki çevik hareketle topağı çıkarttı. Türkiye’ye geldiğimde gittiğim kulak doktoru bunun kulağın kendini temizlemek için salgıladığı bir sıvı olduğunu ve kulak çıkışında bu sıvının katılaşması sonucu böyle birşey olduğunu öğrendim. Doktor onu çıkartabilmeniz bile büyük birşey dedi. İsviçreli Adam görse bir defa daha takdir ederdi bizi :)

Bu olaydan yaklaşık 3 hafta sonra, yurtdışındaki performansımdan memnun olmuşlar olsa gerek, beni bu sefer 3 günlüğüne Frankfurt’a çağırdılar. Bana bunu söylediklerinde cuma akşamı saat 7 falandı. Salı akşamı için gelmemi istiyorlarmış. 3 gün için yorulmaya deymez ama gidelim bakalım dedim.  Artık valiz hazırlama kompetanı olduğum için valiz hazırlama işini son güne bıraktım. Geçen seferden almadığım için zorluk çektiğim şeyleri (pijama ve mouse) bu sefer unutmamak için özen gösterdim ve Salı akşamı (Amsterdamdaki ucak kazasından bir önceki akşam) THY’nin uçaklarından biriyle Frankfurt’a gitmek üzere havaalanına gittim. 2 saat öncesinden gittiğim havaalanında akşam vakti yapacak çok bir iş olmadığı için ve orada çalışan arkadaşlarım servisle evlerine gidiyor oldukları için pasaport kontrolünden geçerek arka tarafa geçtim.

Bu kadar ayrıntı vermek çok sıkıcı biliyorum ama şimdi anlatacağım şeyleri anlatabilmem için bu sıkıcı ayrıntıları söylemem gerekiyor. Neyse girdim içeri, bir şekilde vakit geçirmek lazım derken bu kredi kartlarının yurtdışı uçuşlarında Lounge (veya bunun gibi birşey) hizmeti olduğunu hatırladım. En azından HSBS ve Garanti bankasının böyle yerleri var. TEB’in de vardır diye dolanmaya başladım. Şimdi bu Lounge dediğim yerler sürekli yurt dışına çıkan benim gibi elit kesimin kendini daha elit hissetmesini sağlayacak yerler. İçerisi siyah koltuklar ve döşemelerle kaplı, duvarlarında işlemeli camları olan. Bazısında wii, ps3, bilardo gibi vakit geçirecek oyunlar olan, ücretsiz yemek ve içki veren rahatlatıcı yerler.  Teb’inkinde wii falan yoktu. Sadece masaj koltuğu vardı ama elit olduğum için kurcalamak istemedim. Kahve ve kurabiye yiyerek dergimi okudum. Şimdi genel olarak bu yerler rahatlatıcı yerler ama havaalanı insanı tedirgin eden bir yer olduğu için bu sakinlikte ben daha çok stress oldum. Çünkü uçağın kalkmasına 1,5 saat var ama ya burada uyuya kalırsam veya dalar da uçağı kaçırırsam falan fişman bir sürü şey. Böyle olunca sürekli saate bakıp sakin olmaya çalışmak daha çok yordu beni. Dedim ben burayı blog’uma yazarım onun için biraz daha inceleyeyim.

Girilmedik yer kalmasın diye doğru tuvaletlere girdim. Bence tuvalet o mekandaki en ilginç yerdi. Çünkü adam tuvalete duş, saç kurutma makinası koymuş. Şampuan bile var. Herhalde dur tuvaletimi yaptım bir de yıkanayım diyen elit insanlar için düşünülmüş. Bir de duvarlar falan siyah üzerinde parlak taşlarla bezetilmiş. Cidden otantik bir yer olmuş. Giderseniz mutlaka görün derim.

Neyse kapıdır, uçaktır falan derken Frankfurt’a indim. Uçağın çıkısında 4 tane iri yarı Alman polisi durmuş insanlara bakıyorlardı. Ben onları görmezden gelirsem onlar da beni görmez derken, bir tanesi beni durdurup birşey söyledi. Anlamadım ama sadece “ingiliş” diyebildim. Adam yine birşey söyledi. Bu sefer “I don’t understand” gibi bir cümle kurabildim. Bunun üzerine adam 2-3 defa daha aynı şeyi tekrarlayınca adamın sadece “passport” dediğini anladım. Artık nasıl diyorsa anlamadım. Pek hoş bir karşılama olmadı yani anlayacağınız.

Daha sonra uçaktan kalabalık bir salona çıktım. Normalde uçaktan çıkınca ilk iş pasaport kontrolü olur diye biliyordum, onun için ilk gördüğüm sıraya girdim. Meğer o sıra başka bir uçağa giriş sırasıymış. Hemen çaktırmadan bizim uçaktan indiğine kanaat getirdiğim birinin peşine takıldım. Yaklaşık 10 dk’lık yürümenin ardından pasaport kontrolüne vardık. Valizi falan alıp hemen bir taksiye atladım. Adresi gösterdim şansa adam Türk çıktı. Aslında çok da şans değil. Almanyadaki taksicilerin çoğu Türkmüş zaten.

Neyse otel, iş falan güzel geçti. Götürdüğüm Türk lokumları çok büyük talep gördü. İsviçreli Adam’da bu projede vardı. Yine bir önceki gün dahil olmuştu. Ona bol bol lokum yedirdim. Neyse cuma akşamı Almanya’daki halamlara gitmek istiyordum. Normalde trenle gitmeyi planlarken biletlerin 50-80 euro arası olmasından dolayı iç geçirirken sagolsun oradaki Türk bir arkadaş(Mustafa) daha ucuz ve konforlu bir yöntemin olduğunu söyledi. Şöyleymiş; şimdi diyelim sen istanbul’dan ankaraya gideceksin. Arabanda boş yer var. Hemen giriyorsun bir web sitesine, bilgilerini ve kalkış ve varış noktalarını yazıyorsun. Ne zaman gideceğini yazıyorsun ve daha sonra sizin gideceğiniz yerlere gitmek isteyen insanlar size telefon açıp boş koltuklarınızı kiralıyor. Bu şekilde yolculuğun da bir maliyeti var ama 10-15 euro gibi bir rakam.

http://www.mitfahrgelegenheit.de/ adresinden arama yapabiliyorsunuz. Tabi bunun için Almanya’da olmanız ve almanca bilmeniz gerekiyor(Farklı ülke opsiyonları da var). Frankfurt’tan Düsseldorf’a gitmek için bir arama yaptık. yaklaşık 30-40 kişi kadar vardı. İlk denemede bir Türk bulduk ama telefonu kapalıydı. Rastgele başka bir tanesine baktık o da Türk’tü ve telefonu açıktı. Aradık yeri olduğunu öğrendik ve iş çıkışı valizimle birlikte adamın kalktığı yere gittim. Taksiyle oraya gitmem 10 Euro tuttu. (şansıma o taksici de Türktü). Adamla tanıştık, dünyaca ünlü bir insan kaynakları sitesinin proje müdürüymüş. Ama gel gör ki 15 euro’ya insanları şehirler arasında taşıyor. Tipik bir Türk gibi, otobanda 160′la falan giderek almanların çok yavaş olduklarından şikayet etti. Radarların olduğu yerlerde bile almanların yavaş olduğundan şikayetçi oldu. Aslında biraz da haklı hani. Adamlar 70′lik yol yapmış millet 50 ile gidiyor.

Neyse öyledir böyledir derken yolculuk bitti, halamları gördüm, pazar günü bitpazarına gittim falan derken Frankfurt işini de bitirerek cennet vatana geri döndüm.

Yazının başında Belçika için Ankaradan hallice demiştim, gördüğüm kadarıyla Frankfurt için de Kocaeli’den hallice diyebilirim. İş merkezlerinin olduğu ufak bir şehir. İşim olmazsa bir daha da gitmem. Öyle yani.

Bir iş gezisi maceramızın da sonuna gelmiş bulunuyoruz. Yavan yazılardan kurtulmak için çırpınma serisinin birinci yazısını umarım beğenirsiniz. Bu arada 3 aydır haftaiçi hergün spor yapıyorum, hiç şımarmadım, göbeğim ilk günkü gibi duruyor. Spora başlarken göbekte baklavalar çıkacak demiştim ama halen baklava hamuru kıvamında duruyoruz. Geçen sene yazdığım bir yazıda spor’da ikinci aşamaya geçtim ama göbek halen birinci aşamada demişim. İşten aynen o haldeyim. Ama şaka maka kollar gelişti heee. :)

VN:F [1.9.6_1107]
Rating: 5.8/10 (4 votes cast)
VN:F [1.9.6_1107]
Rating: 0 (from 2 votes)
Ben yurtdışı gördüm, 5.8 out of 10 based on 4 ratings
Bu sayfada yazılanlar işinize yaradı mı?

4 Responses to “Ben yurtdışı gördüm”

  1. Hanımla okuduk başarılı bir yazı olmuş.:)
    Yurt dışı iş seyahati konusunda açılışı bir yapmışsın pir yapmışsın.
    Ama şu kulak olayını anlatmaya bilirmişsin. En azından detayını.:)
    Domuz eti yeme konusunda ben şöyle bir olay yaşadım. Türk müsünüz diye sordular bende nerden bildiniz diye sordum “Araplara benzeyip domuz eti yiyenler Türk oluyor!” muşşşş:)
    Bir de ben bir konuyu cok merak ettim.
    Peki Özlem bu gezilere ne diyor?:)))Puhaaa:)))

    VA:F [1.9.6_1107]
    Rating: 0.0/5 (0 votes cast)
    VA:F [1.9.6_1107]
    Rating: -1 (from 1 vote)
  2. Bir noktaya deginmem gerekiyor. O Kocaeli’den hallice dedigin sirket Avrupa’nin para merkezi. Avrupa Merkez Bankasinin binasi (O hani € denilen paralarin basildigi yer) bu sehrin icinde. Sen tabii geldin, sirket – otel arasi mekik dokudun, ve tren garinin yanindan gectin… Bu kadarla Kocaeli ile karsilarsin tabii.. Dedik sana h.sonu kal, tadini cikar diye ama nerde :)

    Neyse bir dahaki sefere sana adam gibi gezdiririm sehri ;)

    Ayrica mitfahr olayi burada yillardir uygulanan bir olay. Türkiye’de hayatta böyle birseye cesaret edemezdim ama burada cok normal.

    Selamlar…

    VA:F [1.9.6_1107]
    Rating: 0.0/5 (0 votes cast)
    VA:F [1.9.6_1107]
    Rating: -1 (from 1 vote)
  3. Bir noktaya deginmem gerekiyor. O Kocaeli’den hallice dedigin sirket Avrupa’nin para merkezi. Avrupa Merkez Bankasinin binasi (O hani € denilen paralarin basildigi yer) bu sehrin icinde. Sen tabii geldin, sirket – otel arasi mekik dokudun, ve tren garinin yanindan gectin… Bu kadarla Kocaeli ile karsilarsin tabii.. Dedik sana h.sonu kal, tadini cikar diye ama nerde :)

    Neyse bir dahaki sefere sana adam gibi gezdiririm sehri ;)

    Ayrica mitfahr olayi burada yillardir uygulanan bir olaymis. Türkiye’de hayatta böyle birseye cesaret edemezdim ama burada cok normal.

    Selamlar…

    VA:F [1.9.6_1107]
    Rating: 0.0/5 (0 votes cast)
    VA:F [1.9.6_1107]
    Rating: -1 (from 1 vote)
  4. kasiyer türk kızın fransızca sizinde anladığım kadarıyla cok da iyi olmayan ingilzceyle konuşarak anlaşmaya çalışmanız çok hoş :) insan bir süre avrupada kalınca aslında türk yaşam standartlarının ( türk ölçütlerinde fakir degilsen ) avrupalılara göre çok daha yüksek olduğunu görüyor. bizim restorantlarımız, otellerimiz, evlerimiz…. onlardan cok daha lüks ingilizce türkçe çeviri

    VA:F [1.9.6_1107]
    Rating: 0.0/5 (0 votes cast)
    VA:F [1.9.6_1107]
    Rating: 0 (from 0 votes)

Leave a Reply

Eğer resimli yorum yapmak istiyorsanız ayrıntıları burada bulabilirsiniz.
Lütfen yazım hatalarına dikkat ediniz.

Google