Ana Sayfa

Ekim Yansızlığım

28.10.2009 at 2:08

Uzun bir aradan sonra tekrar yazayım dedim. Aslında yazayım demedim o kadar çok sıkıldım, o kadar çok bunaldım ki yazayım da biraz rahatliyayım dedim. Evlendikten sonraki yazılarımda evlendiğim için yazamadığımı söylemiştim ama nerdeyse 4 aydır Belarus’da bekar gibi yaşıyorum ama yine oturup yazamıyorum. Sanırım yazı yazmak okuyan kişiler ile ilgili. Önceden Özlem’le aynı evde yaşamadığımız için yaşadığım şeyleri onun da bilmesini istiyormuşum demek ki, evlendikten sonra zaten herşeyi 2 dk’da anlatıyorsun. Öyle uzun uzun yazacak veya okunacak birşey olmuyor. Ama şimdi neden yazmıyorsun diyorsanız sanırım artık Özlem’in yazacaklarımla çok ilgilenmeyeceğini düşünüyorum. Evlendikten sonra insanların birbirine olan ilgilileri değişebiliyor. Neyse bunlar aile içi konular.

Yaşadıklarımı maddelere dökeyim, de adını sanını bilmediğim insanlar rahat rahat okusunlar.

  • En sondan mı başlasam baştan mı başlasam bilmiyorum ama geçen cuma günü hasta oldum. Normalde en baba gribi 2 günde atlatan ben, 3. günün sabahında iyileşmeyince garip birşey olmasından tırsıp yaban ellerde bize yardımcı olan Maria’yı aradım. Hoş ben 1 gün daha dinleneyim geçmezse ararım demiştim ama Maria başka bir şey için beni aradığında boğazım sıkılmış gibi bir sesle cevap verince hasta olduğumu anladı. Belarus’un girişinde zorla sağlık sigortası yaptırıyorlar. Hoş bu sigorta acil durumlar için geçerli, böyle olunca kendin kalkıp doktora gidersen bu acil sayılmıyor. Ambulans gelip seni hastaneye götürürse acil sayılıyormuş. Neyse ben yine de ambulans istemedim. Ne o öyle. 2 tane sağlık görevlisi eve gelip ateşimi ölçtü tam 36,5 çıkınca yüzlerinde aşalayan bir gülümseme oluşmuştu ki o anda öksü patlattım. O zaman sorunumun ateş değil öksürük olduğunu anladılar. Zira kadınlar suratıma uzun uzun rusca cümleler sarfediyorlar ama benim tek sihirli cümlem “ya ponimayu” yani “anlamıyorum”. Neyse kadın kağıt kalem istedi ve kağıda bir sürü birşey yazdı. Sonra da bana bakıp “çay çay” diyerek çay içmemi tembihledi. Benim gözümde Belarus’daki tıbbın geldiği son nokta çay içmek oldu.
  • Sonrasında yakındaki bir doktoru da çağırabileceğimizi, o doktorun hem muayene edip hem de tahlil falan isteyebileceğini söylediler, tabiki bana değil, kadınlar gitmeden yardımıma yetişen Maria’a söylediler. Neyse doktoru aradık. Doktor çok meşgul olduğunu, bir çok evden talep olduğunu söylemiş, en erken 2′de gelebilirim demiş. Bunun üzerine Maria gidince koydum kafayı uyudum. Saat 2′e çeyrek vardı sanırım kapım acıyla çaldı. Baktım orta yaşlı bir kadın. Medikal falan dedi daldı içeri. Yine suratıma rusça cümleleri fırlatırken hiç sesimi çıkartmadan telefonla Maria’yı arayıp kadının kulağına telefonu verdim. Uzun konuşmalardan sonra kadın benim rusça bilmediğimi anlamış olacak ki tedavinin bundan sonrasında uzun cümleler kurmadı. Yalnız yine bir form doldururken “gıdye rabote?” dedi. “nerde çalışıyorsun” demek ama benim rusça bilgim “karşıki binanın üst katında” demeye yetmediği için nasıl desem diye düşünürken kadın nerdeyse 5 defa daha “gıdye rabote?” diye tekrar etti. İş adresim olan “gebeleva sem” dedim ama ardından anlamadığım başka sorular gelince hemen Maria ile canlı bağlantıya geçirdim kadını. Neyse kadın, bizdeki eşantiyon verilen not kağıtları gibi kağıtların üzerine tahlilleri, ilaçları yazdı, fiyakalı iki de mühür çaktı gitti. Bir ara kadının pantalonundaki bir yama gözüme ilişti ve bir doktorun yamalı bir pantalon giymesine üzüldüm. Bu kadın da çay iç, elma ye dedi, hoş bunun dışında yemem gereken bir sürü şey saydı ama ben çay ve elmayı anladım sadece.
  • İşte böyle bir konuya başlayınca sonunu getirene kadar canım çıkıyor.
  • Neyse bugün de hastaneye gittik. Kan tahlili, idrar tahlili ve akciğer röntgeni istemişti doktor. Detaylara girmeden sadece bizden farklı olan kısımları anlatayım. Kan tahlili için kanı bizdeki gibi koldan almıyorlar. Bizde en az 1 tüp kan alırlar adamdan. Ama burada parmağını uzatıyorsun. Bir iğneyle ufak bir delik açıyor. Sonra cam ince bir tüpün ucuna bir pompa takıyor ve cam tüpün diğer ucunu parmağına getirip pompayla kanı çekiyor. Bu konuda kendilerini tebrik ettim. Damar buldum bulamadım derdi yok. ohh mis gibi. İdrar testi için herkes kendi kavanozunu getiriyormuş. Maria söylemişti ama öyle şey mi olur diye sallamamıştım. Çok detay vermiyim bu konuda. Son olarak akciğer filmi kısmına geldik. Ben askerlik muayenesini hatırlıyorum. Bizi atletler bekletip sonra atleti de çıkartarak film çekmişlerdi ama burada kadın montu çıkart yeter gibisinden bir bakış attı. Aynen bakışta bahsedildiği gibi de oldu olay. bir defa daha, “işte bu” dedim. Çay iç elma ye diyorlar ama rontgenle elbise altındaki akciğerlerin resmini bile çekebiliyorlar.
  • Burada kaloriferler devlet kararı ile belli bir algoritmaya göre yakılmaya başlanıyor. Algoritma gün içindeki ortalama sıcaklığın ardarda 3 gün boyunca 6 dereceden az olması. Bu koşul sağlanmazsa kaloriferler yanmıyor. Neyseki kış başında denklem sağlandı da kaloriferler yanmaya başladı. Yoksa evler cidden soğuk oluyor. Yalıtım falan yalan
  • Belarus’da evlerin içleri sahiplerine dışları devlete aitmiş. Boya badanayı falan devlet yapıyor.
  • Son zamanlarda epey bir asosyal oldum. Hele bir de kış gelince tam ev kuşu oldum. Millet barlara diskolara gidiyor, ben evde kıymalı poğaca yapıyorum. Bu hastalık da tam tüy dikti. Bakalım iyileşince alemlere akmayı planlıyorum.
  • Aslında diskodur bardır çok ilgimi çekmiyor ama evde oturmaktan 10 kat iyidir.
  • Bu danışmanlıkmış, otmuş tüymüş bazen çok yalan geliyor. Avrupa starda akşamları çıkan ve maymun gibi danseden bir adam var. Ona bakınca yaptığım iş çok yalan geliyor. Bazen ona bakmadan da yaptığım işten sıkılıyorum. Sanki tam tatmin olmuyor gibiyim. Bizim grupta danışmanlık anlamında etliye sütlüye karışan, abuk subuk alanlara dalan biri olarak en çok benim tatmin olmam lazım ama yaptığım iş çok basit geliyor bazen. Yani iki komut çalıştıyorsun, yapsan ne olur yapmasan ne olur. Başkaları yapamıyor diye insan yaptığı basit işlerden tatmin olmalı mı?
  • Çok pis kıymalı poğaca yaparım. Burada kıyma ucuz olunca elimin de ölçüsü kaçıyor tabi. İnternette 1 günde yenebilecek kadar ölçüler veren ablaların tarifleriyle hamuru hazırlayıp, göz kararı iç kıyma hazırlayınca hamur bittiğinde, yaptığımın iki katı daha poğaca yapacak kadar kıymam kaldı. İç kıymaları bozuluncaya kadar saklamak üzere dolaba koydum. Gün gün bakıyorum, küflenince çöpe atacam. Yoksa içim rahat etmiyor. Belki küflenmeden yerim diye de umudumu yitirmiyorum
  • Bir de burada köfte yapmaya başladım. Normalde hep hazır köfte alırdım ama burada öyle bir şansımız olmadığı için öğrenmek zorunda kaldım. Hoş Türkiye’ye gittiğimizde Özlem’in yaptığı köfteler benimkilerin yanında daha bir köfte gibi duruyordu ama ben o güzel köfteleri Özlem’in yaptığına inanamadım. Bu arada benimkiler müjver gibi oldu. Böyle kocaman kocaman.
  • Evet anladım ki Belarus’da kışın benim ilgimi çekecek birşey yok. Yani diskoya bara gitmeye de gerek yok herhalde ya. Şimdi anladım ki yaşlanıyorum. Evet evet yaşlanıyorum. 30 yaş bunalımı dedikleri bu olsa gerek. Kardeşim 30 yaş bunalımı geçiren bir insan evlandı Belarus gibi biryere gönderilir mi?
  • Fırat Budacı’nın “kendimi durduracak değilim” diye bir kitabını okuyorum. Aslında uykusuz’da yazdığı yazıları derlediği bir kitap ama ben tüm yazılarını okumamıştım. Kitap cidden çok güzel olmuş. Dergi içinde bu kadar konsantre olamıyor insan. Kitapdaki dil çok hoşuma gitti açıkcası. Şimdi kafamda kendi yazımla o yazı arasındaki farkları çıkartmaya çalışıyorum. Kitabın bir yerinde bir filazofun lafından bahsedilmiş, “yaşadıklarımla yazdıklarım arasındaki fark beni bağlamaz” demiş. İşte benim takıldığım nokta da sanırım bu. Ben sadece yaşadıklarımı veya düşündüklerimi yazıyorum. Ama eleman yaşadıklarını biraz daha değiştirerek yazıyor. Sanırım benim de yaşadıklarımdan veya yaşayamadıklarımdan yola çıkarak biraz daha hikayeleşmiş şeyler yazmam lazım. Çünkü böyle olmayınca yaşadığım ama anlatmaktan çekindiğim şeyleri yazamıyorum. Oysa bazı noktaları değiştirip olayı hikaye havasına sokarsam, biri sen şunu yapmışın dediğinde yok o hikayenin bir parçası diyebilirim.
  • Saat gece 1.06 ve öksürük için emdiğim şekerimsi şey karnımı acıktırdı. Dışarıda yağmur yağıyor, gökgürültüsü midemden çıkıyor. Yazıma son verip birşeyler atıştırıp yatsam iyi olacak. Hoş atıştırmadan yatsam daha da iyi olacak ama…
VN:F [1.7.9_1023]
Rating: 8.1/10 (7 votes cast)
VN:F [1.7.9_1023]
Rating: 0 (from 0 votes)
Ekim Yansızlığım8.1107
Bu sayfada yazılanlar işinize yaradı mı?

One Response to “Ekim Yansızlığım”

  1. özlemişim. bu arada ben de yaşadıklarımı yazamamanın sıkıntısını yaşıyorum. hem yaşıyorum hem yazamıyorum. kardeşim öyle her şey cart diye blogda yazılmaz ki. hikayeye dönüğştürmek lazım dediğin gibi. bu aralar epey bir entersanlıklar gelişti hayatımda. sırf yazdıklarımın verdiği rahatsızlıktan ötürü, blogun adını değiştirdim. senin ana sayfadaki “cengizi blogu” linki yalan oldu yani.

    UN:F [1.7.9_1023]
    Rating: 0.0/5 (0 votes cast)
    UN:F [1.7.9_1023]
    Rating: 0 (from 0 votes)

Leave a Reply

Eğer resimli yorum yapmak istiyorsanız ayrıntıları burada bulabilirsiniz.
Lütfen yazım hatalarına dikkat ediniz.

Google